Makale

BOZKIRDAN GELEN ZARAFET

BOZKIRDAN GELEN ZARAFET

Derya Bulut

İnsanoğlu tarih boyunca ihtiyaçlarını karşılamak için çalışırken bir yandan bunları sanatla bezemekten de geri durmamıştır. Kullandığı her eşyayı önce amacının sonra da estetiğin hizmetine sunmuştur. Bunlardan biri de her evin olmazsa olmazlarından halı… Eski ismiyle yaygı… Yaygının tarihi Orta Asya Türklerine kadar uzanmaktadır. Konargöçer yaşayan Türkler ısınmak, soğuktan, nemden, haşereden korunmak için halı ve kilim kullanmışlar, zamanla bu ihtiyacı estetik bir sanat hâline dönüştürmüşlerdir. Halı dokumak, bozkırda dünyaya gelen her çekik gözlü kızın hem altın bileziği hem de göz nuru olmuştur. İnsanlar halı ve kilimleri yalnızca sade ve düz bir yaygı olarak kullanmak yerine ona kendi yaşamını, duygu ve düşüncelerini yansıtmış, iç içe olduğu doğadan ilham alarak kuş, böcek, çiçek gibi motifleri renk renk ipliklerle yaygıya nakşetmişlerdir. Dokumacılık; sadece insanın doğal çevreye uyum zorunluluğundan kaynaklanan bir üretim olmamış, mekân düzenleme örnekleriyle zevk ve incelik sanatına dönüşmüştür. Bundan dolayıdır ki Türk kültüründe halıları, birer sanat eseri olarak görmemiz mümkündür. Çünkü onlara âdeta bir mektup, dilekçe, kitap, tuval muamelesi yapılmıştır. Yaygının gelişmesinde Türklerin geçim kaynağı olan hayvancılık da dolaylı olarak etkili olmuştur. Zamanla bu sanat eserleri iyi gelir getiren önemli bir ticari eşya olarak da değerlendirilmeye başlanmıştır.
12-15. yüzyılda Türkistan, Oğuzelleri, Anadolu, Buhara, Uygurlar ve Hazarlardaki tüm Türk ülkelerinde halı dokunuyordu. Köktürk Kangılı ve Uygur Kağanlıkları devrinde (745-911), Doğu Türkistan özellikle de Uygurların yaşadığı yerler halı ve kilim merkeziydi. Araştırmacılar düğümlü halı ve kilim kalıntılarının büyük bölümünün, Uygurlara ait daha önce de Türkçe yazıların bulunduğu harabelerden çıktığını ifade eder. Bu konuda derin çalışmaları olan Türk bilimci A. Von Gabain Uygurlularda kâinatı temsil eden küçük halılar olduğunu tespit etmiştir. Bu sebeple, Türk halılarının motifleri temsili anlamları bakımından oldukça önemlidir. Gezgin yazar Jacgues Lacarrriere’e göre “Kilimler, bir manzara, bir bitki, bir hikâye ya da korku ve arzuları içeren ortaçağ armalarını andıran bir semboller dünyasına aittir. Motiflerinde ölüm korkusuna doğurganlık arzusuna rastlanır. Toprağın bereketine, kadının doğurganlığına, ruhların ve gökyüzünün himayesine, bitkiler ve hayvanlar âleminin hoşgörüsüne, sessiz yakarışlar okunur, neredeyse duyulur. Bereketin sürekli tehlikede ve açlığın kapıda olduğu, maddi açıdan zayıf ve çetin olan bu dünyada fakirlik, simgelerin zenginliğiyle telafi edilmektedir. Gülden yıldızlara, kurttan ejdere karşımızda Anadolu’nun göçebe topluluklarının yaşamsal simgeleri vardı. O topluluklar ki, basit bir yapağıdan yola çıkıp (…) bu ipleri, bu dokuları, koruyan ve bilgelik içeren bu figürleri ortaya çıkarmayı bilmişlerdir.”
Köktürk devrinden bir Çin masalında Türk boylarının toy, şölen gibi özel günlerinde çayırlara yün halılar serdiği anlatılmaktadır. Dede Korkut hikâyelerinde Salur Kazan Bek’in davet ettiği Oğuz Beyleri için çimenler üzerine doksan yerde ipek ala halı sererek misafirlerini ağırladığı anlatılır. Halk arasında kalıplaşarak deyim hâline gelen “yoluna kırmızı halı sermek” tabirinin buradan doğduğunu görürüz.
Araştırmacılara göre, Orta Asya Türk Halı Sanatı hakkında ilk önemli buluntu, Rus arkeolog C. İ. Rudenko tarafından, Sibirya’da Altay Dağları eteklerinde, 5. Pazırık Kurganı’nda (oda mezar) çıkartılan halıdır. Pazırık halısı adıyla da bilinen dokumanın sağlam kalarak bu güne ulaşmasını, kurganın içine dolan suyun buzullaşarak halıyı koruması sağlamıştır. M.Ö. 3-2. yüzyılda, Asya Hunları tarafından dokunduğu kabul edilen halı, bugün Leningrad Ermitaj Müzesi’nde sergilenmektedir. Kurgan içinde, halının yanı sıra düz dokuma yaygılar, keçe ve koşum takımlarının olmasının yanı sıra ağaç üzerine Göktürk yazısı ile yazılmış Türkçe kelimelerin okunması da Hunlara ait olduğunu desteklemektedir. Çok geniş coğrafyaya yayılan Büyük Selçukluların mimari alanda birçok eser vermelerine rağmen günümüze ulaşan halı ve yaygıları ne yazık ki bulunmamaktadır. Kaynaklar bunun sebebini Moğolların Türk illerini yağmalamalarına bağlamaktadır.
Türklerin Anadolu’yu fethetmesiyle yaygının gelişimi Anadolu’da neşvünema bulmuştur. Türk düğümlü halılar, ilk kez Anadolu Selçukluların başkenti Konya’da bulunmuş ve Konya, Anadolu Türk halıcılığının merkezi olmuştur. Kayseri, Sivas, Aksaray gibi şehirlerde kurulan halı tezgâhlarında o devrin en güzel halıları dokunmuştur. Selçuklu devri halılarından günümüze ulaşabilenlerin sayısı çok azdır. Anadolu’da Türk halı sanatı, 13. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar düzenli ve sürekli bir gelişme göstermiş, her gelişmede ise yeni yeni halı tipleri ortaya çıkmıştır. Bu gelişme zincirinin ilk büyük halkası ise Anadolu Selçuklu dönemi halıları olmuştur. Konya Alaeddin Camii’nde bulunmuş olan halılardan üçü büyük boyda ve bütün, beş parça hâlinde sekiz Selçuklu halısından ibaret bir koleksiyon halen bugün İstanbul Türk ve İslam Eserleri Müzesi’ndedir. Çok yıpranmış hâlde zamanımıza kadar gelebilen bu halılar, daha sonraki halı sanatının asıl temeli olmuştur. Kısacası yaygıların konargöçer dönemde yaşanan sosyolojik, psikolojik, antropolojik tüm bilgileri içinde barındıran ata yadigârı oldukları söylenebilir.