Makale

Benim sevgili torunum

Benim sevgili torunum

Müzeyyen Yazıcı

Allah nasip etti, anneanne oldum. Kızım, ilk gözağrım, bundan tam dört sene evvel yine böyle bir yaz günü evladını aldı kucağına. Evladım sadece gözümde değil yüreğimde de büyüdü o anda. Yıllar gözümün önünden akıp geçti. Kızım, daha dün seni kundaklara sarıp sarmalayan ben değil miydim? Ne çabuk büyüdün de evlendin barklandın. Şimdi sen de anne oldun, bu eşsiz mutluluğu tattın. Bana bir torun vererek beni de dünyanın en bahtiyar kadını yaptın.
Artık anneanneydim. İlk günden gözüm gibi baktım torunuma. Her anında yanında olmaya çalıştım. İlk aşısı, ilk dişi, ilk adımları, paytak paytak yürüyüşü… Anne deyişi sonra. Ardından anneanne ve dede diyerek eşimle benim peşimizden dolanışı. Saçlarını kestiğimiz o gün, berber koltuğuna oturmamak için nasıl inat etmişti de damatla birlikte ben ve eşim de gitmiştik yanında. O dalgalı saçlarından kesilen bir tutamı alıp saklamıştım. Yaz akşamlarını parklarda, bahçelerde el ele geçirdik. Kış günlerinde beraber kar topu oynadık.
Allah bana iki kız evlat bağışladı. Yıllar sonra bir de erkek torun verdi haneme. Rabbime şükürler olsun. Ne yalan söyleyeyim, eskiden pek de anlamazdım erkek çocuklarının dilinden. O durmak bilmeyen oyunları gözlerimi korkutur, o müthiş enerjileri başımı döndürürdü. Fakat torun olunca işler değişti tabii. Nasıl tatlı şeymiş torun sahibi olmak. Eh biraz yorucuymuş da. Top oynamak ister, güreş tutmak ister, koltukların tepesinde gezer… Hoplar zıplar da hiç mi yorulmaz. Olsun dedim, anneanneyim ben. Ona oyun arkadaşı oldum. Dedesi de emekliliğin ardından katıldı aramıza. Üçümüz el ele kırlarda gezdik, parklarda oyunlar oynadık. Hayatımızın şu son dört yılı neşe içinde geçti.
Benim tatlı torunum bu yaz dört yaşını doldurdu. Kızım da tutturdu, onu anaokuluna yazdıracakmış. Artık büyümüşmüş, onu öyle evde dört duvar arasında oyalamak zormuş. Yok, daha neler, dedim. Küçücük çocuk. Sabah erkenden kalkacak; yağmurda, karda kışta yollara düşecek; o tahta sıralarda oturacak gün boyu. Ne yiyip ne içecek sonra? Hem evinden uzakta kalacak yavrucak. Yazıktır, günahtır yahu. Kızım ev hanımı. Hani çalışsa, diyeceğim ki çocuğa yeterince vakit ayıramıyor, erkenden anaokuluna vermek istiyor. Gerçi o zaman bile kıyıp da torunumu göndermez, oturur kendim bakardım torunuma. Ne var küçücük çocuğu oyalamakta. Hem ben de elimden geldiği kadar yardım etmiyor muyum? Her başı sıkıştığında destek olmuyor muyum? Bu okul işi de nereden çıktı? Daha erken dedim, dinletemedim. Bu yıl da evde dursun, seneye zaten gidecek, dedim.
Okul Çağı
Annemle bu aralar tatlı tatlı atışıyoruz. Ufaklığın anaokuluna başlamasını istemiyor. Daha erken, seneye gitsin, bu yıl da evde dursun, diyor. Son günlerde yegâne gündemimiz bu oldu. Ben ısrarla onun okula gitmeye akranlarıyla vakit geçirmeye ihtiyacı var diyorum ama sanırım annemi ikna edemiyorum.
Annemin hakkını yiyemem. İlk günden itibaren en büyük destekçim o oldu. Oğlumu büyütürken ne zaman başım sıkışsa yardımıma koştu. Oğlumla öyle de güzel anlaştılar ki. Ben evlenip evden ayrıldığım yıl, kız kardeşim de şehir dışında bir üniversiteye yerleşti. Anneciğim de daha birkaç ay önce neşenin kol gezdiği evde bir başına kaldı. O yalnız günlere ilaç gibi yetişti oğlum. Annem hayatını âdeta torununa adadı.
Elbette ikisinin bu denli anlaşmasına, güzel vakit geçirmesine seviniyordum. Fakat bu ilgi, oğlumun arkadaş çevresiyle ilişkilerini zaman zaman olumsuz etkiledi. Tek çocuk olduğu için oyuncaklarını paylaşma konusunda zaten sıkıntı yaşıyordu. Anneanne ve dedesiyle oynadığı oyunlarda ön planda olmaya, hep kazanmaya alıştı. Geçen gün parkta onu gözlemledim. Arkadaş edinmekte zorluk çekiyor, diyelim ki biriyle oynamaya başladı, bu sefer de hep kendi dediği olsun istiyor. Bu durumda da diğer çocuk sessizce ondan uzaklaşıyor.
Artık oğlumun, arkadaşlarıyla vakit geçirmeyi öğrenmesini istiyorum. Bir büyüğün yardımı olmadan akranlarıyla iletişim kurabilmeli. Paylaşmayı öğrenmeli, kaybetmeyi de. Ancak bu şekilde hayata hazırlanabilir. Üstelik artık ona evde verebileceğimiz şeyler sınırlı. Eskisi gibi sokaklarda değil ki çocuklar. Evde de durmuyorlar artık. Çabucak sıkılıyorlar. Yine de anneme anlatamıyorum, daha erken diyor, bunun yağmuru çamuru var, diyor. Havalar soğuduğunda ne yapacakmışım, el kadar çocuğu sabahın ayazında dışarı çıkarınca ne geçecekmiş elime. Sitem ediyor durmadan. Biliyorum çok düşkün oğluma. Ondan ayrılmak da istemiyor.
Yaşıtlarının hemen hemen hepsi anaokuluna başladı. Oğlum da onlara katılsın istiyorum. Arkadaşlarımın çocuklarına bakıyorum, becerileri gelişiyor, değişik oyunlar öğreniyorlar. Kendilerini ifade edebiliyor, yeteneklerini keşfediyorlar. Çoğu, harflere aşinalık kazandı, rakamları öğrendi. Öğretmenleri hayata hazırlıyor o minikleri. Geçen yıl sene sonu gösterilerine gittik. O minicik çocuklar tiyatro yaptı. Anne babaların gözleri buğulandı onları izlerken. Ben de oğlum için en iyisini istiyorum. Geriye annemin gönlünü kırmadan onu ikna etmek kalıyor. Keşke beni anlasa. Bu kararımda bana destek olsa.a