Makale

Kalp Ağrısı

Kalp Ağrısı

Eda Saklı Köksal

Bugün baba evinde tazecik bir güne açtım gözlerimi. Güneşin yüzüme vuruşuyla yeniden doğmuş gibi hissettim. “Ah evimizin sokak başında görünüşü, daha kapıdan girerken ısınan sırtımız. Binbir üzüntümüzü ananın o kolaylaştıran tutuşu.” diyor ya Zarifoğlu, Yaşamak’ta, işte tam da öyle bir sıcaklık. Bana sarılarak uyuyan oğlumun pamuktan âlâ, gülden mis yanaklarını sessizce öperek doğruldum. Annem her zamanki gibi herkesten önce kalkmış, evlatlarının uyanmasını bekliyordu. Torunu için yoğurduğu mayalı hamuru kollarken yakaladım onu. Kısa sohbetimizin ardından camdan küçük ama kendi içinde binbir hikâye barındıran, uzun yıllar yaşadığımız bu semte bir kez daha baktım. Buğulu havasını içime çektim.
Birbirinin aynı yapılarda bambaşka hayatlar sürer gider burada. 1999 Marmara depreminin yaralarını sessizce onarıyor kendi içinde belki de. Onun, umudunu acılarının üstünde tutma çabasına hep hayranlıkla baktım. Yıldızlı gecelerde bir fincan kahveyle sessizce dinlerdik birbirimizi. Bu davetkâr hâline yine kayıtsız kalamadım. Erkenden yola düştüm. Yeni yeni keşfediyormuş gibi sokaklarını arşınlarken buldum kendimi. Yıllarca otobüse bindiğim durak solumda, önünden geçerken duamı esirgemediğim mezarlık sağımda kaldı. Mezarlığın girişindeki meyve ağacının da çiçekleri açmış, “Ölümün de doğumun da sırrı aynı toprakta değil mi?” diye fısıldıyordu kulağıma. Yol ilerledikçe hatıraları canlı tutan duruşuyla teyzemin eski evi belirdi az ileride. Bütün o sokaklar, üzerlerine yapışan izleri birer emanet gibi sıkı sıkı tutuyordu.
Güneş kendini iyiden iyiye hissettirse de keyifle devam ettim yürüyüşüme. Eve dönmeden önce markete uğramak için hafif bayır olan patikanın merdivenli bölümüne yöneldim. Son dakikalarda tempomu arttırdığımın ancak o an farkına varabildim. Kalp ritmim değişmiş, nefes alışverişim iyiden iyiye hızlanmıştı. Merdivene oturup biraz dinlenince kendimi daha iyi hissettim. Henüz kahvaltı yapmadığımı ve bu sıcakta yokuş yukarı hızla yürüdüğümü düşününce o an kalbimdeki çarpıntı basit bir şeymiş gibi gözüktü. Çarpıntının azalmasını bekledim. Ardından markete girip alışveriş yaptım. Erkenden yola düşmemin bir sebebi de bu değil miydi, baba evinde şöyle güzel bir kahvaltı sofrası hazırlamak. Marketteki kasiyerler bile aynı, sanki koca şehirde bir ben büyümüş, bir ben değişmişim. Herkes ve her şey yeniden nefes almak, yaşamaya devam etmek için beni beklemiş. İnsan kendi yuvasını kursa da baba ocağı, içinde bir yerde tütmeye devam ediyor.
Kasadan ayrılıp marketin de içinde bulunduğu pasajda müşteri servisinin gelmesini beklemeye koyuldum. Tam o anda şiddetli bir kalp çarpıntısıyla neye uğradığımı şaşırdım. Durum gitgide olağandışı bir hâl almaya başladı. Kendime bir sandalye bulup rahat bir pozisyonda sakinleşmeye çalıştım. Dakikalar ilerledikçe çarpıntının şiddeti arttı ve göğüs kafesime bir fil çökmüşçesine beni hâlsiz bıraktı. Sakinleşmek bir yana bu durumun, tek başıma çözüm bulamayacağım ciddi bir şey olduğuna kanaat ettim. Göğsümdeki ağırlık nefesimi kestiğinden sesim fısıltı hâlinde çıkabildi, “Lütfen yardım edin!” diyebildim. O sırada ne kasada ne de reyonlarda kimsenin olmayışı paniğimi arttırdı. Birkaç müşteri önümden umursamaz tavırlarla geçti.
Dakikalarca mücadele ettiğim çarpıntı geldiği gibi aniden terk edip gitti. Servisle eve vardığımda defalarca arayan annemin ve uyandığında beni görmeyen oğlumun telaşlı bakışları karşıladı beni. Olanları anlatmamla beraber hızla hastanenin yolunu tuttuk. Muayeneye gittiğim kardiyolog, ritim bozukluğunun çeşitli sebeplerinin olabildiğini ve o an yakalanmadıkça teşhis koyulamayacağını söyledi. “Çarpıntın oluşmasa bile herhangi bir panik hâline kapılırsan yine gel, ben seni dinlerim memnuniyetle.” dedi.
Sakinliğimizi koruyarak anlatabileceğimiz bir şey midir ki hayal kırıklığı? Sanıyorum ki hastanelerin insanı üşüten o serin ve keskin kokusunda kimse derdini tam olarak anlatamıyor. Yaşadığım aritmiden çok, insanların kapıldığı vurdumduymazlık dalgasına ya ben de bir gün kapılırsam, ya gerçekten ihtiyacı olan birine yüz çevirip arkama bakmadan yoluma devam edersem diye düşünüyorum demek geldi içimden, söze girmeden geri çektim düşüncelerimi. Başını yastığa koyunca vicdanının sesini dinleyen kaç insan kaldı ki yeryüzünde, diye sorsam cevap alabilir miyim ki?
Zaten yine doktorun söylediğine göre anne olmak yetermiş bu tip adı konulmamış çarpıntılar için. “Uykusuz kalıyorsunuz.” dedi tüm anneleri kastederek ve ekledi “Beslenmenize de dikkat etmelisiniz!”
Tavsiyeleri için teşekkür edip çıktım muayenehaneden. Yol boyu düşündüm; sadece anne olanların değil, insan kalmaya gayreti olanların da uykuları kaçıyor; beslenmek dediğimiz eylem, yalnızca yiyeceklerden müteşekkil sayıldığından her geçen gün yanılgılarımız çoğalıyor.
Evimize döndük. Oğlum oyun hamurundan elinde kalp taşıyan adam yapmış bana. “Sahi sen hastanedeki ekranda kalbini gördün, bizim çizdiğimiz kalbe benziyor muydu?” dedi. Gülümsedim.
Bir gün, yine geceye vardı. Başımı yastığa koydum usulca. Hamdolsun; bugünü bana bağışlayana, beni sevdiklerime bağışlayana. Hamdolsun, bir kalbimiz olduğunu bize hatırlatana.