Makale

İmam-Hatip Cercis ERDOĞAN: "Din gönüllüsü, günün yirmi dört saatinde insanların yanında olabilmeli."

İmam-Hatip Cercis ERDOĞAN:
"Din gönüllüsü, günün yirmi dört saatinde insanların yanında olabilmeli."

Söyleşi: Mehmet Feyzi KILINÇ

İmam olarak görev yaptığınız esnada başka işlerle de ilgilendiniz. Kimi zaman usta, kimi zaman tamirci, kimi zaman sağlıkçı oldunuz. Neden mesleğiniz dışındaki işlerle ilgilenme gereği duydunuz?

Malumunuz imamlık mesleği çok zor ve özveri isteyen bir meslektir. Biz göreve ilk başladığımızda görev yerlerimiz çoğunlukla kırsal yerler olur. Buralar da genellikle birçok mahrumiyetin yaşandığı yerlerdir. Beni de bu sıkıntılar geliştirdi ve hatta yetiştirdi diyebilirim. Görev yaptığım yerlerde halkın ve dolayısıyla benim yaşadığım pek çok sıkıntı vardı. Örneğin yollar kapanır, birileri gelsin de yollarımızı açsın; herhangi bir iş olur bekleriz ki usta gelsin; birilerinin sağlık problemi olur, iğne vurulması gerekir, araba bulsun ki en yakın sağlık ocağına gitsin gibi. Köylünün yaşadığı bu sıkıntıların bir şekilde birileri tarafından giderilmesi gerektiğini düşündüm ve kendimce bunun mücadelesine giriştim.

Hocam yaşadığınız bu zorluklar sizi buna sevk etti diyebilir miyiz?

Elbette. Ben imamlığa başladığımda şimdi yapmış olduğum mesleklerden hiçbirini bilmiyordum. Kırsal yerlerde görev yapmak benim bu becerileri kazanmamı sağladı. Çünkü ihtiyaç olduğunda herhangi bir ustayı bulmak çok zor. Bu olumsuzlukların üstesinden de gelmek istedim, Rabbim de bana yardım etti ve birçok işi yine Allah’ın izniyle başardım. Zaten imam olmayı ben sadece namaz kıldırmak ya da Kur’an-ı Kerim öğretmek olarak görmüyorum. İmamlığın yanı sıra bizzat hayatın içinde olup insanlara bir şekilde faydalı olmak ve insanlığın yararına bir şeyler yapabilmek olarak görüyorum. İnsanlara bir şekilde hizmet etmek benim öteden beri içimde olan bir arzuydu. İmamlık yaptığım yerde kimin ne derdi, sıkıntısı varsa ona bir şekilde ulaşmak ve onun derdine, sıkıntısına çözüm bulmak benim için artık refleks hâline geldi. O yüzden hangi alanda sıkıntı ya da eksiklik varsa ben o sıkıntı ya da eksikliği gidermek için kendimi geliştirmeye çalıştım. Rabbime şükürler olsun ki onu da başarmaya ve insanlara bir nebze de olsa faydalı olmaya çalıştım. Bu durum ayrıca benim işimin de bir parçası hâline geldi.

Yirmiden fazla mesleğiniz var ve bunları kurslarına katılarak belgelerini de alarak icra ediyorsunuz. Bir taraftan imam-hatiplik yaparken diğer yandan bu mesleklerle uğraşmak zor olmadı mı?

Her işin zorlukları var elbette. Ben de bu meslekleri öğrenirken zorluklar çektim. Kimi mesleği kurslardan kimisini ise ustalardan öğrendim. Mesela su şebekesi çeken ustalarla, elektrik işiyle uğraşan ustalarla çalıştım. İşi öğrenmek için âdeta onlara çıraklık yaptım. Köyümüze getirdiğimiz her usta neyi, nasıl yapıyor dikkatle onları izledim ve yapmaya çalıştım. Tabi bunları yaparken zorlanmamak mümkün mü? Ama bu zorlukları ne zaman unutuyorsunuz? Köyünüzün su şebekesini kendiniz çektiğiniz zaman, köyün aydınlatılmasına vesile olduğunuz zaman ya da yıkılan bir duvarı veya herhangi bir şeyi tamir ettiğiniz zaman zahmet rahmete dönüşüveriyor. İşte o mutluluğu hazzı yaşadığınızda artık kendinizi tutamıyorsunuz. Kimseden karşılık beklemeden yapınca bu işleri inanın çok farklı oluyor. Sabahtan akşama kadar sırtımda taş çeksem insanların yüzündeki mutluluğu, sevinci ve yaptığınız o eseri gördüğünüz zaman tüm yorgunluklardan sıyrılıveriyorum. Çekmiş olduğum tüm zorlukları unutuyorum. İnsanların yüzünde hüzün ya da mağduriyetten ötürü düşen bir yüz gördüğümde içim parçalanıyor. O yüzden insanların mutluluğuna şahit olmak beni bu konuda daha da çalışmaya ve öğrenmeye sevk etti.

İmamlık vazifenizin yanı sıra insanların yardımına koşmak ve onların hayatlarına dokunmak nasıl bir duygu ve size neler kazandırdı?

İnsanların bizlerden beklentileri çoktur. İnsanlar bizlerden sadece namaz kıldıran, Kur’an okuyan bir imam olmamızı istemiyorlar. Kendi hayatlarına dokunmamızı istiyorlar. Hayatlarının her anında yanında olmamızı istiyorlar. Bizler onların hayatında yer alırken aslında kendi hayatımızı da ortaya koymuş oluyoruz. Bu durum aynı zamanda kendi hayatımıza da ister istemez bir çekidüzen vermemizi sağlıyor. İnsanların yardımında bulunmak imam olduğumu bana hatırlatmasının yanında gerçek mutluluğu bana tattırdı. Toplumda âdeta bir mihenk taşı vazifesini bana yükledi. Ayrıca insanların farklı şekillerde yardımında bulunmak bana farklı mesleki tecrübeler de kazandırmış oldu.

Din hizmetinde bulunan meslektaşlarınıza tecrübelerinizden yola çıkarak neler söylemek istersiniz?

Benim kafamdaki imam portresi şu: Biz eğer imamsak, Hz. Peygamber’in (s.a.s.) varisi konumundaysak ve kendimizi öyle görüyorsak insanların hayatlarının bütün alanlarına dokunmamız ve her alanda olmamız gerekir. Çünkü imam önder, lider demektir. Hele hele örfün, âdetin, ananelerin yoğunlukta olduğu yerlerde imam her şey demektir. Dolayısıyla imam başköşede olmanın ağırlığını taşımalıdır. Toplumsal meselelerde gerektiğinde taşın altına elini koyabilmeli. Biz din gönüllüsü insanlar günün yirmi dört saat insanların yanında olmamız gerekir. Cemaatten istediğimiz bir şeyde biz öncü olmalıyız. Bir şeylerden feragat mi edilecek ya da herhangi bir konuda fedakârlık mı yapılacak, orada ilk feragat eden veya fedakârlık yapan bizler olmalıyız. Bu da bize Hz. Peygamber’in getirmiş olduğu ahlaktır ki sayfalar dolusu süslü cümlelerden daha evladır. Bu durum insanın hayatına bambaşka güzellikler katar. Yaşanılan güzellikler sıkıntı ve zorlukların üstesinden gelmeye yardımcı olur. Bunu bizatihi tecrübe ettim, bunu yaşıyorum ve inşallah ölene dek böyle devam edecek.