Makale

UZAKLARI YAKIN EDEN KURBAN

UZAKLARI YAKIN EDEN
KURBAN

Sümeyra Çelik

Kapı o gün ilk kez çalmıştı. Biraz tereddüt biraz da umutla yavaşça yerinden kalktı. Titrek adımlarla kapıya yöneldi. Hiç tanımadığı biri vardı karşısında. Buna rağmen siması yabancı gelmiyordu. Yüzündeki tanıdık tebessüm, lisanlarının farklılığını unuturmuş ve kaynaşma kısmına çoktan geçmeyi sağlamıştı. Elindeki pakette neler yoktu ki. Hasret vardı, vuslat vardı, sıla vardı, kardeşlik vardı. Bütün bunları birkaç kilo etle beraber o torbaya nasıl da sığdırmıştı.
Göğsündeki bayraktan anlaşılıyordu beklenenin geldiği. Şimdi bayram başlayabilirdi artık. Yalnızlığın ve kimsesizliğin taht kurduğu bu ev, o gün yeniden şenlenmişti. Uzaklar yakın olmuştu. Adını sanını bilmediği yakınları onu unutmamıştı ya, işte bayram bu demekti.
Bir kurban eti ne kadar çok yaraya merhem olmuştu böyle. Kimsesizlik hissini silmiş, yalnızlık duygusunu gidermişti. Tencerede kaynayan bereket kokusundan unutulmamış olmanın verdiği sevince kadar her şeyi onarmıştı. Yerli yerine konmuştu insanlık yeniden. Böyle hatıralarını buruk bir sesle ve gözyaşları eşliğinde çok dinledim ondan. Kurban etlerini dağıtırken gönüllere nasıl da köprüler kurulduğunu aktaran coşkusuna çok şahit oldum. Bu konulara ilgili olduğumu bildiğinden koşa koşa gelir anlatırdı yaşadıklarını.
Yakınlık vardı kurbanla aramızda. Nasıl olmasın ki? Çocukken köyde bayramdan bir hafta önce alınıp itinayla bakımları yapılan kurbanlıklarımız vardı. Diğerlerinden farklı muamele görürdü kurbanlık. Tuzu özel olurdu. Temizliği ve yemleri de. Ahırda kurban var diye çocuk aklımla biraz da ulvilik atfederdim o mekâna. Bayram günü büyük bir merasime katılacakmış gibi çıkartılır tekbirlerle kesilirdi. Anadolu irfanı dediğimiz bu bakış açısı, Allah’ın nişanelerine (Hac, 22/32) saygıyı daha çocukken vazederdi bize. Köydeki çocuklarla beraber henüz kesilmemiş nişaneleri sırayla seyre koyulmak tarifsiz hislere salardı bizi. Bazıları süslenirdi, bazılarının gözleri bağlı olurdu. Bu anılara yıllar sonra kurban pazarlarına gidip kurbanlıklara uzun uzun bakmak eklendi. Hac için Arafat’a doğru yol alırken gördüğümüz “hedy”ler gibi her kurban bir yakınlık hissesi salıyordu bana. Öyleyse yakınlık kurulmalıydı bu vesileyle uzaklarla. En yakından en uzağa kadar her kapı çalınmalıydı. Mesafeler kalkmalı, hiçbir insan unutulmuşluğun karanlık dehlizlerinde bırakılmamalıydı. Babasının yolunun yakın takipçisi olduğundan kurban olmayı âdeta başım gözüm üstüne diyerek “Babacığım emrolunduğun şeyi yap beni sabredenlerden bulacaksın” (Sâffât, 37/102) sözleri ile karşılayan Hz. İsmail başka neden vazgeçerse bu kadar kıymetli olurdu ki? Bir davaya kurban olma tavrıyla devirleri diyarları aşıp gelen bu duruşu, tüm yakınlıklara esas alınacak kadar kerimdi. İsmailce bir tavır için İbrahimce bir kurbiyetin elzem olması gibi. Rabbine yakınlığı, oğlunu kurban etmeyi emrediyordu Hz. İbrahim’in baba gönlüne. İlerlemiş yaşında bahşedilen evladından vazgeçebilme fazileti, Hz. İbrahim’i, usvetun hasene/güzel bir örnek (Mümtehine, 60/4) tahtına haklı olarak oturtuyordu.
Kurban ibadeti ile vazgeçme fedakârlığı arasındaki bu bağ, sadra şifa haller veriyordu insana. Tıpkı hatıralarını dinlediğim arkadaşımın, haritada yerini dahi bulamayacağım bir ülkede kapısını çaldığı yaşlı teyzenin vesilesiyle sahip olduğu coşkusu gibi. Allah’a yakın olma, yaklaşma yakınlaşma arzusu Hz. Âdem’in oğlunu da Rabbi için kurban sunmaya yönlendiriyordu. Üstelik takva sahiplerinin kurbanının kabul edileceğini söyleyerek (Mâide 5/27). Yine kulun kurbanından Rabbine ulaşanın sadece takva olduğu hakikati, Kitap’daki yerini almıştı (Hac, 22/37). Medine’de Peygamberimizin kurban etinin paylaşımı noktasındaki tavsiyeleri, yine hedefe gönülleri alan yaklaşımı haber veriyor. Ülfet oluşturma aracı olarak kurban etlerinin paylaşımı Resulüllah’tan aldığımız kutlu bir miras. Bu paylaşımlar da yüce gönüllü insanları yollara revan ediyor. Böylece muhtaç sofralara kurban etini ulaştırmak için kendi sofralarından vazgeçebilenler, aziz Peygamber’in takipçileri oluyor.
Kanaatimizce bütün bu misallerde yakınlaşmak için fedakârca vazgeçmek öğretiliyor. Mahrumiyetle sınanan yüreklere yakın olup riza-i ilahiye yakınlaşmak isteyenler için kurban âdeta reçete olarak gösteriliyor. Mahrum olana yaklaşmak için fırsat veriyor. Fedakârlığını başka canlılar üzerinden sunma eylemi, bütün varlığı, bir olan Allah için âdeta ortaklaşa harekete sevk ediyor. Dolayısıyla bir hayvana eziyet ya da bir canlıya zulme doğal engel oluyor. Bu yönüyle düşünüldüğünde yaratıcının düzeninin muhteşemliği de aşikâr oluyor. Allah’a yakın insana yakın varlığa yakın eden kurban, en uzakları dahi yakına dönüştürüyor böylece.