Makale

EBRUYA ÇİÇEK AÇTIRAN ÜSTAT NECMEDDİN OKYAY

EBRUYA ÇİÇEK AÇTIRAN ÜSTAT
NECMEDDİN OKYAY

Esma Çetin

Kâmil odur ki koya dünyada bir eser
Eseri olmayanın yerinde yeller eser

İslam medeniyetinde, mananın her daim maddeye galebe çalması; hat, tezhip, ebru gibi sanat dallarını öne çıkarmıştır. Kalpte var olan güzelliğin, sonsuz bir sabır ve teslimiyetin timsali eserler, Allah’ın cemal sıfatının da en güzel yansımalarıdır. İslam’da bu güzide sanat alanlarında eser veren, çile çeken sanatkârlar, derin olan manaya kapı açan nice güzellikleri, madde dünyamıza kavuşturmuşlardır. Bu zorlu yolda yeteneğiyle öne çıkan sanatçılardan biri Üstat Necmeddin Okyay’dır. 1883 Üsküdar doğumlu Mehmet Necmeddin Bey, Soyadı Kanunu’ndan sonra, okçuluğa olan sevgisi ve merakı nedeniyle Okyay soyadını almıştır.
Necmeddin Okyay, ilk eğitimini Karagazi (Karakadı) Mektebi’nden alır. Ravza-i Terakki Mektebi’nde eğitim hayatına devam ettiği sırada hafızlığını da Hafız Mehmet Efendi’nin gözetiminde yapar ancak hocasının vefatı üzerine hıfzını okulun hocalarından Hafız Şükrü Efendi’den tamamlar. Başarılı bir öğrenci olan Okyay, devam ettiği bütün derslerin hocalarından icazet almaya muvaffak olur. Üsküdar’da bulunan Kapudan Camii İmamı Hafız Ahmet Efendi’den aşere ve takrîb konularında; Ravza-i Terakki Mektebi’nin hat hocası Hasan Talat Bey’den rika, divani, celi yazılarının icrasında icazet sahibidir. Hasan Talat Bey, öğrencisindeki cevheri fark ettiğinden 1902 yılında onu Nuriosmaniye Medresesi’ne götürerek devrin önemli hattatlarından Filibeli (Bakkal) Hacı Arif Efendi’nin derslerine devam etmesini sağlar.
Necmeddin Okyay, sonrasında Üsküdar İdadisi’nde eğitim görmeye başlar ancak bu eğitimi sırasında hat meşkine gidecek vakit bulamaz ve kendisine bir gün izin verilmesine dair talebi kabul edilmeyince eğitimini ikinci yılında bırakır. Hoşuna giden bir eser gördüğünde onun sanatına merak salarak usta sanatkârlardan o sanatları meşk eder. 1905-1906 yıllarında Sami Efendi’den, ta’lik, sülüs-nesih yazılarında icazet alır. Üsküdar’da Özbekler Dergâhı’nın Şeyhi Edhem Efendi’den ebru sanatını, ünlü cilt ustası Baha Efendi’den de cilt sanatını, Konyalı Hoca Vehbi Efendi’den hat mürekkebi yapmayı, Tuğrakeş İ. Hakkı Bey’den (Altunbezer) tuğra çekmesini öğrenir.
1907 yılında babası vefat eden Necmeddin Bey, babasının yerine Yeni Valide Camii İmamı olarak göreve başlar ve bu göreve kırk yıl devam eder. Hatıratlarda anlatıldığına göre musiki eğitimi almamış olmasına rağmen, çok iyi bir kulağı olan Necmeddin Bey’in tilavetinden arkasında namaz kılan cemaat öyle etkilenir ki namaz bitince hüzünlenir.
Necmeddin Bey 1916 yılında Medresetü’l-Hattâtîn’de ebru ve ahar hocalığı yapmaya başlar, daha sonraları bu mektepte mubassırlık vazifesi de üstlenir. Aynı zamanda, Kanunî Sultan Süleyman Mektebi’yle, Bostancı ve Erenköy Mekteplerinde rika dersleri verir. Hocalık yaptığı sıralarda, ebru sanatını yazı ve çiçek ile buluşturur. Lale, sümbül, karanfil gibi çiçekleri ebru teknesinde aslına uygun şekilde yapmayı başarır. Bu nedenle de çiçekli ebrular “Necmeddin Ebrusu” olarak anılmaktadır.
1920’li yıllarda cilt sanatıyla ilgilenir, hem eski kitaplarını tamir eder hem de galvanoplasti denilen metodu kullanarak yeni kitap kalıpları ve deri yazı çerçeveleri yapar. 1927 yılında Mustafa Kemal’in Nutuk adlı eseri için birbirine benzemeyen cilt kalıpları hazırlar. İlgi duyduğu her alanda titiz işler ortaya koyan Okyay, saray kütüphanesindeki tamire muhtaç kıymetli kitapların cilt bakımını yapmaya memur edilir.
Devlet Güzel Sanatlar Akademisinde 1936’da Türk Tezyini Sanatları Bölümünde dersler vermeye başlar, Ocak 1948 yılında emekliye ayrılır. Ahir ömründe gözlerinde oluşan rahatsızlık nedeniyle sanat çalışmalarından uzak kalsa da sağlığı el verdiği müddetçe evinde ders vermeye ve özel eserler yapmaya devam eder.
Necmeddin Okyay; ilmiyle, ahlakıyla, eserleriyle İslam sanatında önemli bir isimdir. Usta sanatkâr, kendi adıyla anılan ebrularıyla, ebru ile hattı buluşturmasıyla ve yetiştirdiği öğrencileriyle dünyada baki kalacak hoş bir seda bırakmıştır. Gördüğü yazının hattatını hatta bu hattın hangi yıllarda yazıldığını söyleyebilecek kadar alanına hâkim olan, birçok dalda başarılı eğitim hayatıyla göze çarpan usta, İslam Sanatında “Hezarfen” yani çok yönlü hoca unvanı almıştır. Elli altmış sene içinde oluşturduğu koleksiyonunun büyük bölümü 1960 yılında Topkapı Sarayı Müzesi’ne intikal etmiş, kalanların bir kısmı 1974’te Ziya Aydın’a geçmiş, metrukâtı ise 1977’de Türk ve İslâm Eserleri Müzesi ile Türkpetrol Vakfı’nda toplanmıştır.
Necmeddin Okyay, 5 Ocak 1976’da Üsküdar’da vefat etmiş, Karacaahmet Mezarlığı’na defnedilmiştir.