Makale

GURBETTE BAYRAMI YAŞAMAK

GURBETTE BAYRAMI YAŞAMAK

Halime KARABULUT
Almanya Essen Din Hizmetleri Ataşeliği Din Görevlisi

“Ey Abdullah, senin gideceğin o topraklarda Allah’ın adı anılmıyor ve namaz kılınmıyor. Sen Allah’ı çokça zikret ve namaz kıl.” diyen sesin kulaklarında yankılanmasıyla uyandı bayram sabahına. Hemen atıverdi üzerindeki yorganı. Oğlunu uyandırdı sonra. Abdestini aldı ve camiye yöneldi. Seher vaktinin serinliğinde çan sesleri karıştı zihninde hâlâ yankılanan rüyasında duyduğu o sese. Adımları daha da hızlandı. Minik ellerini avuçlarında sıkıca tuttuğu oğlunun adımlarını hesaba katmadan yürüyordu. O yürürken çocuğu da koşuyordu. Çocuğun hoşuna gitmişti bu durum. Bayram sabahı babasıyla oynadığı eğlenceli bir oyundu.
Camiye girmekle huzur bulmuştu. Derin bir nefes aldı. Caminin kokusunu ciğerlerine çekti. Hocanın sohbetini dinlemekle iç huzuru sevince dönüyor, cami doldukça sevinç büyüyordu. Namaz kılındı, hutbe dinlendi. Şimdi cami sayesinde gurbette bir aileye dönüşen Müslüman kardeşleriyle bayramlaşmak için lokale çıkmıştı. Duvarda Türkiye haritası vardı. Hemen sağ yanında al bayrak. Derinden bir iç çekti. Daldı gözleri başkent Ankara ve hemen yanı başındaki Yozgat’a. Köyüne gitti bir an. Annesinin ellerinden öptü. Kahvaltıya oturup memleket kokan yemeklerden yedi. Bakışları cemaatten duvara kayan Hasan’ı, harita alıp götürmüştü vatanına. “Hayırlı bayramlar.” diyen ses ve kocaman sarılan arkadaş onu ancak geri getirebildi. “Hayırlı bayramlar.” dedi, kısık sesiyle. “Hayırlı bayramlar.” diye tekrar etti.
Bayram hayrın ve şükrün ta kendisiydi. “Şükürler olsun, Ramazanı bize yaşatan Rabbime. Şükürler olsun kardeşlerimle ve cami ile beni buluşturan Rabbime.” diyerek şükretti Hasan. Sonra bir pişmanlık belirdi yüzünde. “Ne diye hayıflanırsın Hasan. Memlekette kapı kapı dolaşıp şeker toplamak mı kaldı sanki. Şimdi mahalleye varsan çaldığın kaç kapı açılır yüzüne. Kimi tatile gitmiştir, kimi de akraba ziyaretine. Şimdi ailemle ve sevdiklerimle camide bayramlaşırken neden hüzünlendim ki? Bu günümüze şükürler olsun.” dedi. Kendisini teselli edebilmişti bir süreliğine.
Vatandan uzak diyarlarda bayram sabahları biraz buruk geçer birçok güzelliğine rağmen. Bu burukluk vatandan, anne-baba ve kardeşlerden uzakta olmaktan kaynaklanır. Bütün sevdikleri, ailesi yanında olanlar daha az özler belki de. Nitekim Almanya’da doğanların özlemi daha az olabilmekte. Anne-baba, kardeş ve arkadaş çevresiyle bayram yapacaktır. Yani artık birinci ve kısmen de ikinci nesil dışında “Ah o eski bayramlar! Köyde şeker topladığımız o bayramlar nerede?” diyecek fazla kimse kalmamıştır. Şimdilerde memleket sıcaklığında bayramlar kutlanıyor gurbet camilerinde. Fakat bazı şeyler yine de hatırlatıyor memleketi. Bazı şeyler unutulmuyor. En hassas noktamızı bulup âdeta yüreğimize bıçak saplar gibi şiddetini hissettiriyor.
Hasan’ın bakışları yeniden kaymıştı duvardaki haritaya. Gözü takılı kalmıştı adeta Yozgat’ın Ortaköy’ünde. Henüz çocuk denecek yaştayken kaybettiği babasının mezarına varıp bir Yasin-i Şerif okusaydı, baba mezarına sarılıp toprağın kokusunu içine çekebilseydi, dönüp annesinin eteklerine dökseydi birikmiş bütün gözyaşlarını, işte o zaman bayramlaşmış olacaktı babasıyla.
“Bir sonraki bayrama yaşayacağımızın garantisi var mı?” dedi Hasan, yüksekçe sesle. “Hımm…” dedi bir diğeri. “Yok tabi. Yok da nereden çıktı şimdi bu? Bu bayram sabahı yeri ve zamanı mı?” Hasan ağzından ne çıktığının farkında değildi. İçini yakan özlem ve pişmanlıktı dilinden dökülenler. “Bir daha annemi göremezsem…” korkusuydu bayram sabahı içine doğan. Nitekim geçen yıl bayramda aralarında olup bu bayram olmayan onlarca kişi vardı. Birinci nesil gurbetçilerin cenazelerini memlekete yolladıkları gelmişti aklına. Bunlar annesiyle aynı yaştaydı. Rahmetli babası da gurbette vefat edip gönderilmişti. Doyamamıştı babasına. Şimdi de memlekette bırakıp geldiği annesine gidememenin pişmanlığı rahat bırakmıyordu. “Hayırlı bayramlar.” dedi titrek bir ses. Baba dostu Cuma Bey idi ellerini sıkan. Hemen davrandı ve ellerinden öpüp yüreğine koydu ellerini hasretle. Babasının elini öpercesine saygı ve muhabbetle kucaklaştı. Sonra diğer yaşlılarla…
Camide bayramlaşma bittikten sonra, ailece kahvaltı faslı başlar gurbet bayramlarının. Fakat kahvaltıya başlamadan çok daha önemli bir şey var. Türkiye’yi telefonla aramak… Kahvaltı sofralarının vazgeçilmezi memleketteki anne-baba, kardeş, akrabaları aramak ve bayramlaşmaktır. Bazen lokmaları boğaza düğümleyen, bazen soğuyan çayları yudumlarken tatsız tatsız, memleketin buram buram kokularını gurbete taşıyan “Alo?” sesleriyle aydınlanır gurbette bayram sabahları.
Hasan’ın elinde telefon, heyecanla annesini aradı. “Alo, evladım sen misin?” Bu sesi duyunca Hasan, dünyanın en güzel müjdesini almışçasına sevindi. “Hayırlı bayramlar anne.” dedi. “Anne.” diyebiliyordu hâlâ ve bu büyük bir nimetti. “Baba” dediğinde cevap alamıyordu oysa. “Evladım, bu bayram gelmeyecek misin?” dediğinde annesi, tam da yarasına basmıştı. Gözlerini yumdu ve sustu. Gözyaşlarını oğlundan, titrek sesini annesinden saklayabilmek için direndi. Boşunaydı direnmek. Daha ne kadar saklayabilecekti aşikâr özlemini. “Uçak bileti bulabilmek zordur bayramlarda. Bulabilirsem gelirim anne.” demişti. Bulabilecek miydi? Arabaya atlayıp karayoluyla gitmek belki en iyisi olacaktı. Hasan gelgitler yaşarken içinde, telefonun öbür ucunda şefkatli anne: “Sen yeter ki iyi ol, mühim değil. Seneye gelirsin. Torunlarımla beraber.” diyordu. Gelemeyeceğini bildiği evladına teselli sözleriydi bunlar. Annenin yüreği yanıyordu ve bu koru ancak evladını bağrına basmak söndürebilirdi. Fakat neylersin, gel deyince gidilmiyordu. Gurbet dedikleri tam da buydu.
Gurbette bayram sabahıydı, yani özlemin kendini en çok hissettirdiği vakitlerdendi. Sonraki zamanlarda her şey normale dönecekti. Yine işe gidilecekti. Tatil planları yapılacaktı belki de. Zor olan, bayram sabahını duygu yoğunlaşmasına rağmen bayram havasında geçirebilmekti. Ve insan teselli eder kendisini, Hasan da teselli etmişti. Mesela oğlu bilmezdi memlekette bayramın ne demek olduğunu, hasretini de çekmezdi. Ailesi ve sevdikleri yanındaydı. Hatta bayramın ikinci günü okula gidecekti. Bayram, caddelere, mahalleye uğramaz gurbette. Müslümanların hislerinde yaşanır. Sokaklarında yepyeni elbiseler giyinmiş çocuklar koşuşmaz. Resmi tatil olmadığı için günlük işler aynen devam eder. Yani bayram gelmiş olur Müslümanın yüreğine, evine, camisine. Gurbette bayram “öteki” olduğumuzu hatırlatıyor biraz da. Bu sebeple sevinç ve hüzün sarılıyor birbirine vatandan uzak bayram sabahlarında.