Makale

ÖNE GEÇİREN DE GERİDE BIRAKAN DA O’DUR MUKADDİM-MUAHHİR

ÖNE GEÇİREN DE GERİDE BIRAKAN DA O’DUR
MUKADDİM-MUAHHİR

Fatma BAYRAM
İstanbul Üsküdar Başvaizi

“Dilediği şeyi öne alan, önde bulunduran” manasına gelen Mukaddim, esma-i hüsna listesinde ve diğer hadis rivayetlerinde “geriye bırakan, erteleyen” anlamına gelen Muahhir ismiyle birlikte zikredilmiştir. Diğer zıt anlamlı isimlerde olduğu gibi bu iki ismin de bir arada zikredilmesi, anlam ve muhtevalarının birbirine kıyasla anlaşılması bakımından önem arz eder. Ayrıca bu çift isimlerin bir arada gelişi Yüce Allah’ın esma ve sıfatlarındaki mükemmelliği daha açık bir şekilde gözler önüne serer. Mesela, istediğini öne geçirmeye gücü yeten ama istediğini geriye çekmeye güç ve yetkisi olmayan bir mevkinin kudretindeki eksiklik nasıl bariz ise bu iki duruma da kayıtsız şartsız malik olmanın nasıl bir mükemmellik demek olduğu öylece barizdir.
Maddi-manevi herhangi bir şeyin kıymetini ve önem sırasını belirleme yetkisinin sadece Yüce Allah’a ait olduğunu, O’nun istediği şeyi yüceltip istediğini de daha aşağı bir mevkie indirebileceğini ifade etmesi bakımından bu iki isim, zihinlerimizdeki öncelikler ve kıymetler sırasının ilahi murada uygun bir şekilde belirlenmesi açısından hayati önem taşır. Zira, âlemlerin Rabbi olan Yüce Allah bu âlemlerdeki her bir varlık için bir yer ve önem belirlemiştir. Her kim ki O’nun öne aldığını arkaya atar, arkada bıraktığını öne geçirirse hayatındaki bütün ölçüler şaşar.
Esma-i hüsna şerhine dair eserini tasavvufî bir neşve ile kaleme alan Gazzâlî bu iki ismi “kendisine yaklaştıran-kendisinden uzaklaştıran” diye açıklamış ve Allah’a en yakın olan varlıkları melekler, peygamberler, veliler ve âlimler şeklinde sıralamıştır.
Halîmî, bu isimleri “dilediğine yüce mertebeler veren” ve “bazılarının ulvi mertebelere ulaşmasını engelleyen” şeklinde tanımlamaktadır. Yaratılış ve kaderle ilgili takdim-tehir çeşitleri o kadar çoktur ki bu konuya dalmak sahili olmayan bir denize dalmaya benzer. Şu kadar var ki Yüce Allah’ın bütün fiili sıfatları O’nun eşsiz kudreti, her hususta geçerli ve etkili olan iradesi ve bütün fiillerini kapsayan kâmil manada hikmeti ile alakalıdır. Bütün varlık âleminde ortaya çıkan takdim ve tehir, fayda ve zarar, yüceltme alçaltma gibi şeylerin hepsi bu üç temel vasfın eseridir.
Mukaddim ve Muahhir tecelli ederse
Öncelikle şunu bilmeliyiz ki Allah Teâlâ mahlûkatından bazılarını öne çıkarıp bazılarını da arkada bırakırken bunu o varlıklarda bulunan bazı özellikler nedeniyle yapar. Zira Yüce Rabbimiz –haşa- keyfi (sebepsiz ve hikmetsiz) hareket etmekten münezzehtir. Hayatımız boyunca yaptığımız her seçim bu takdim ve tehirin öncüllerini oluşturur. Zaten özündeki bir liyakat nedeniyle değil de koltuklanarak öne geçirilmiş kişiler getirildikleri yeri dolduramaz, hem kendilerine hem etraflarına eziyet olurlar. Bazılarımızın aklına, kişinin kendi davranış ve seçimlerinin sonucu olmayıp hayatın çeşitli aşamalarında Rabbimizin “Yürü ya kulum!” dedikleri gelebilir. Bu durumda, kişinin kendi çabası sonucu olmayıp da hazır verilen her nimetin bir ödül değil, bir imtihan konusu olduğunu hatırlamamız gerekir.
Cenab-ı Hakk’ın bu tasarrufuna kulluk edebi çerçevesinde teslim olanlar, en ufak bir hususta dahi bariz bir vasfı nedeniyle toplumda öne geçmiş kişilere saygı duyar ve onların mevkiini takdir etmekten gocunmazlar. Büyüklüğü takdir edebilmek, büyüklüğü fark ve idrak edebilmeye bağlı olduğundan bu durum onların önemli ile önemsizi, değerli ile değersizi ayırt edebilme bilgisine sahip olduklarını gösterir.
Bu iki isim Cenab-ı Hakk’ın yaratılış düzeninde sebepleri sonuçlara öncül kılmasını da ifade ettiğinden bir sonuca ulaşmayı murat eden kula düşen sünnetullah çerçevesinde sebeplere sarılmaktır. Kim ki bir neticeye ulaşmak için yaratılışın koyduğu düzenin sebepler sistemine riayet etmez veya eksiklik yaparsa kendisinden başka kimseyi suçlamamalıdır. Allah Teâlâ istediğini ileri, istediğini geri aldığı gibi bazen de kullarının teşebbüslerini, onların bekledikleri zamanda ve şekilde neticelendirmez. Bunda kulların salahı ile ilgili sayısız hikmetler vardır. Allah’ın kudret ve hikmetine iman eden bir kula düşen, ümitsizliğe kapılmadan bu hikmetleri anlamaya çalışmak ve sorumluluklarını hakkıyla yerine getirdikten sonra takdire rıza göstermektir. Sonuçta bizim için neyin hayırlı olduğunu biz her zaman bilemeyiz. Bu geri kalış, sebepleri incelemek ve kendini yenilemek için bir fırsata dönüştürülmelidir.
Bu isimlerin tecelli ettiği insanlar kendi amaç, niyet ve davranışlarında neyi öne geçirip neyi arkada bırakacaklarını bilinçli bir şekilde düzenlerler. Kalplerinde kim ve niçin önde olacak, hayatlarında neyi ne kadar önemseyecekler, hangi konularda öncülük yapacak ve hangi konularda öne çıkmaktan uzak duracaklar, hepsini olması gerektiği gibi sıraya koyarlar. Efendimizin bahsettiği gibi hayra anahtar, şerre kilit olurlar. İnsanları idare edecek pozisyonlara geldiklerinde hangi işe öncelik vereceklerini ve kimin öne çıkarılıp kimin de geriye çekileceğini bilinçli ve hikmete dayalı/gerekçeli bir şekilde yaparlar. Bu gibi kararlarda kişisel duygularını değil genel maslahatı dikkate alır, kendilerine tanınan sınırlı kudret ve iradeyi hikmetsiz bir şekilde israf etmezler.
Yine bu isimlere iman eden insan, Allah katındaki değerin kullar ölçüsü ile olmayacağını bilir; ibadet ve iyi amellerine güvenmediği gibi günah ve kötülüklerinin çokluğu nedeniyle de ümidini kesmez. Bizim Allah’a uzak gördüğümüz nicelerinin yakın; yakın gibi gördüğümüz nicelerinin de uzak olabileceğini aklından çıkarmaz.