Makale

TAKDİM

TAKDİM
Başı rahmet, ortası mağfiret, sonu günahlardan kurtuluş olan ramazan ayı, hayatlarımıza dokunmaya, inanç ve ibadetlerimize dirlik ve heyecan kazandırmaya geldi yine. Müslümanlar için ramazan sadece bereket ve ibadet ayı değil, aynı zamanda bir muhasebe mevsimidir.
İnsanların gönül ve düşünce dünyalarını ilmek ilmek işleyen, onların tutum ve davranışlarını sessizce, bir uçtan bir uca değiştiren, olgunlaştıran İslam, ibadetler vesilesiyle müminlerde Hz. Peygamber’in şahsında tezahür eden üstün ahlakın kök salıp yerleşmesini amaç edinir. Ramazan da bu amaca hizmet eden, kulluğun kemale ermesi hususunda içinde ilahi fırsatlar barındıran aylardandır. Bazı zaman ve mekânların insanı etkilemesi, insana dokunması o zaman ve mekânın manevi yoğunluğundan ötürü, hızlı ve derin şekilde cereyan eder. İşte ramazan ayı bütün Müslümanların kapısını, yıl boyu alınan yaraların, düşülen gafletlerin ve gönül yorgunluklarının iyileştirici bir rüzgârı olarak çalar. Bir ay boyunca geçip başköşeye kurulur. Herkes onun diriltici rayihasından payını alır. Çünkü yemek düzenimizden tutun davranışlarımıza varıncaya kadar bir dizi değişim onunla birlikte mümin kulların yaşamlarına dâhil olacaktır. Kul ile Rabbi arasında çok özel bir ibadet olan oruç, müminlerin mabetlerine, hanelerine hatimleri, nafile ibadetleri, hayır hasenatı ve zekâtı da getirir.
Cennet kapılarının açılıp cehennem kapılarının kapandığı (Buhârî, Savm, 5.), hak ile batılı birbirinden apaçık ayırmanın bir delili olarak Kur’an-ı Kerim’in indirildiği (Bakara, 2 /185.) bu mübarek ayı oruçla geçirenlerin bütün günahlarının bağışlanacağı müjdelenmiştir. (Buhârî, Savm, 5.)
Ramazan aynı zamanda infak ayıdır. İnsanlar sadece manevi açıdan değil maddi açıdan da kendilerini bir muhasebeye çeker; zekât ve fitrelerini verir, maddi olanaklarını çevrelerindeki fakir ve düşkünler için seferber eder. İslam bu ve benzeri hassasiyetleri inancın temel bir pratiği olarak yaşamın içine dâhil etmiş; cömertlik, diğerkâmlık ve merhamet Müslümanların dünyanın dört bir yanında kurdukları medeniyetlerin taşıyıcı sütunu olmuştur. Bu yüzden ülkemizde ve İslam âleminde ramazanı ihya etmenin bir yolu da infak seferberliği içinde olmaktır. Herkes imkânları takatince, Cenab-ı Allah’ın kendisine bahşettiği nimetlerden başka insanları da yararlandıracak ve böylece ümmet olmanın anlamı pekişecektir.
Bu ay Diyanet İşleri Başkanlığımızın belirlediği ramazan teması doğrultusunda “İnfak Medeniyeti” dosyasıyla huzurlarınızdayız. Bu sayımızda Prof. Dr. Mehmet Ünal, “İnfak: Sevdiğimiz Şeylerden Verebilmek”; Mustafa Irmaklı, “İyilik Medeniyetinin Yeniden İnşası”; Dr. Muhlis Akar, “Zekât: Kulluğun Göstergesi, Canın ve Malın Sigortası”; Doç. Dr. Halil Altuntaş, “İnfak Edelim Ama Neyi?”; Cafer Tayyar Doymaz, “Açın Gönül Kapılarınızı, On Bir Ayın Sultanı Geliyor”; Dr. Mehmet Nur Akdoğan, “Ramazan ve Oruç”; Osman Kılınç, “İnfak Adabı”; Hilal Ceyhan Köksal, “Ramazan Sevinci, Cömertlik Rüzgârı” yazılarıyla dosyamıza katkıda bulundular. Söyleşi konuğumuz ömrünü Kur’an öğretimine adayan Dr. Mehmet Ali Sarı Hocamız.
Bu vesile ile ramazan ayının ülkemize, İslam dünyasına ve bütün insanlığa hayırlar getirmesini; dünyaya merhamet, kalplerimize ihlas tohumları saçmasını Cenab-ı Mevla’dan niyaz ediyorum.

Dr. Fatih Kurt