Makale

KUTLU DOĞUM BAYRAMI Mevlitler

KÜLTÜR-SANAT-EDEBİYAT

KUTLU DOĞUM BAYRAMI

Mevlitler

Yrd. Doç. Dr. Musa TOZLU
Giresun Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi

ARAPÇA “v-l-d” kökünden türemiş bir kelime olan mevlit, sözlüklerde “doğum yeri” ve “doğum zamanı” gibi anlamlara gelir. İslam kültüründe, Hz. Peygamber’in doğum yıl dönümü olan Rebiulevvel ayının on ikinci gününde yapılan törenlere de mevlit adı verilmesiyle, kelime ıstılahi bir anlam kazanmıştır. Ayrıca Arap ve Türk edebiyatlarında O’nun doğumunu, hayatını, ahlâkını, mucizelerini, savaşlarını, vefatını ve diğer özelliklerini anlatan eserlere edebî bir tür olarak da mevlit denir. (İskender Pala, Ansiklopedik Divan Şiiri Sözlüğü, s. 275-277.)
Mevlit metinleri
İlk örneklerine Arap edebiyatında rastlanılan mevlit metinlerine, İran edebiyatında pek ilgi duyulmaz. Buna karşılık Türk edebiyatında mevlit, en çok rağbet gören dinî türlerden biri olmuştur. Edebiyatımızda yetmiş kadarının yazarı bilinen, toplamda ise iki yüzden fazla örneği olan mevlitler, genellikle manzum (şiir) olarak ve mesnevi nazım şekliyle yazılmışlardır. Çoğunlukla tevhit, münacat ve naat ile başlayan mevlitler, kâinatın yaratılmasına vesile olarak kabul edilen nur-ı Muhammedi’den bahsederek devam eder. Sonra Hz. Peygamber’in doğumu ve beraberinde meydana gelen olağanüstü hallerin ifade edilmesi, miracı ve diğer mucizelerinin anlatılmasının ardından vefatı konusuna yer verilir. En sonunda da Hz. Peygamber ve ashabı başta olmak üzere eseri yazan, okuyan ve dinleyenler için bir dua ile biter. (Hasan Aksoy, Eski Türk Edebiyatı’nda Mevlidler, Türkiye Araştırmaları Literatür Dergisi, c. 5, s. 323-332.) Bilinen ilk Türkçe mevlit metni, 1409’da Bursa’da Süleyman Çelebi tarafından yazılan ve “kurtuluş vesilesi” anlamına gelen Vesiletü’n-Necat adlı eserdir. Eser Hz. Muhammed’in, diğer peygamberlerden fazilet noktasında daha üstün olduğunu ispat etmek amacıyla yazılmıştır. Kaynaklarda bu konuyla ilgili şöyle bir rivayet vardır: Süleyman Çelebi’nin Bursa Ulu Camii imamlığı sırasında kürsüye çıkan bir vaiz, Bakara suresinin 285. ayetini açıklarken peygamberler arasında bir fark olmadığını; bu sebeple Hz. Muhammed’in Hz. İsa ve diğer peygamberlerden daha üstün olmadığını söyler. Cemaat aynı surenin 253. ayetini delil göstererek vaize karşı çıkıp tartışma büyüyünce, Süleyman Çelebi söylediği bir beyitle halkı teskin etmiştir. Daha sonra Ölmeyip İsa göğe buldu yol / Ümmetinden olmak için idi ol şeklindeki beyti, Hz. Peygamber’in hayatının bazı bölümlerini içine alacak şekilde geliştirerek Vesiletü’n-Necat adlı eserini tamamlamıştır. (Necla Pekolcay, Mevlid, TDVİA, c. 29, s. 485-486.)
Süleyman Çelebi’nin peygamber sevgisinin bir ürünü olan ve mevlit türünün tartışmasız şaheseri olarak kabul edilen Vesiletü’n-Necat, kendinden sonra yazılan bütün mevlitler üzerinde az ya da çok etkili olmuştur. Dilinin sadeliği ve ifadelerinin güzelliğiyle halk arasında da çok ilgi gören eserin şöhreti, Osmanlı coğrafyasının her tarafına yayılmıştır. Ayrıca eserin Almanca, Arapça, Arnavutça, Boşnakça, Çerkezce, Farsça, İngilizce, Kürtçe, Rumca ve Tatarca gibi dillere çevrisi yapılmış veya yine bu dillerde benzer mevlit metinleri yazılarak Müslüman topluluklar arasında okunmuştur. Süleyman Çelebi’nin eserinden sonra en meşhur Türkçe mevlit metni, 16. yüzyılda Sivas’ta yaşamış olan Halveti şeyhi Şemseddin Sivasi’ye ait Mevlit adlı tasavvufi mahiyette bir eserdir. Bu eser de Anadolu’nun çeşitli yörelerinde yıllarca okunmuştur. Diğer bir önemli mevlit metni ise 15. yüzyılda Hamdullah Hamdi tarafından kaleme alınan ve ilk Türkçe mevlit metinlerinden olan Ahmediye adlı eserdir. Eser dil ve edebiyat tarihi açısından da son derece önemlidir. Ayrıca Medine Müftüsü Cafer b. Hasan el-Berzenci’nin Mevlidü’n-Nebi adlı eseri, günümüz Arap dünyasında, Hindistan’da, Güneydoğu Asya ve Afrika’daki tüm İslâm ülkelerinde en çok okunan Arapça mevlit metni olması açısından önemlidir. (İsmail Durmuş, Mevlid, TDVİA, c. 29, s. 480-482.)
Mevlit törenleri
İslam coğrafyasında Hz. Pey-gamber’in doğumu bir müjde ve mutluluk vesilesi olarak kabul edildiğinden, doğum yıl dönümü olan Rebiulevvel ayının 12. günü bir bayram ve şenlik havası içinde kutlanılagelmiştir. Tarihte bu kutlama törenlerinin ilk defa resmî olarak Mısır’da kurulan Fatımiler devrinde başladığı görülür. Kutlamalar zamanla farklılıklar gösterse de Selçuklular, Memlükler, Mağrip, Endülüs ve Osmanlı Devletleri gibi diğer İslam ülkelerinde de yapılmıştır. Şenlik havasında geçen ve bazen günlerce süren törenlerde devlet erkânı, âlimler, din adamları ve mutasavvıflar genellikle hazır bulunur, resmigeçit yapılır ve halk selamlanırdı. Bazı devlet adamlarına hediyeler takdim edilir, kesilen kurbanlar halka dağıtılır ve yine herkese çeşit çeşit yiyecek içecek ve özellikle de tatlı ikramları yapılırdı. (Ahmet Özel, Mevlid, TDVİA, c. 29, s. 475-479.)
Peygamber sevgisi ile maruf bir millet ve devlet olan Osmanlı’da mevlit törenleri ayrı bir önem arz etmekteydi. Kuruluşundan itibaren gayriresmî olarak tertiplendiği kabul edilen törenlerin, resmî olarak ilk defa kutlanışı 1588’de III. Murad döneminde olmuştur. Mevlit törenleri, saray, konak ve evlerde yapılanlar ile padişahın katıldığı mevlit alayı denilen merasim yürüyüşünün ardından bir selatin camiinde yapılanlar olmak üzere ikiye ayrılmaktaydı. (Mehmet Şeker, Mevlid, TDVİA, c. 29, s.479-480.) Genellikle Sultanahmet Camii’nde yapılan kutlamalarda padişahtan âlimlere kadar tüm devlet erkânı resmî kıyafetleriyle hazır bulunurdu. Fetih suresinin okunmasıyla başlayan merasim, Ayasofya ve Sultan Ahmet camilerinin kürsü şeyhleri tarafından verilen kısa birer vaazla devam ederdi. Sonra cemaate şerbet dağıtılır ve üç mevlithan Süleyman Çelebi’nin Mevlid’ini okurdu. Hz. Peygamber’in doğumunu anlatan bölümde cemaat hürmeten ayağa kalkardı. Şeyhlere ve mevlithanlara samur kürk veya ferace giydirilip mevlit duası yapıldıktan sonra padişah, devlet erkânı tarafından camii dışında atları üzerinde selamlanıp alkışlanarak uğurlanırdı. (Erol Özbilgen, Bütün Yönleriyle Osmanlı s.516-517.) Resmî kutlamalardan başka diğer camilerde, zengin konaklarında ve sıradan evlerde de mevlit okutulur, çağrılan misafirlere zengin sofralar kurulur ve renkli şekerler ikram edilirdi.
Görüldüğü gibi en seçkin tabakasından sıradanına kadar, Hz. Peygamber’in doğumu tam bir bayram havası içinde kutlanmaktadır Osmanlı Devleti’nde. Nitekim 1910’da mevlit törenleri resmî bayram olarak kabul edilip kutlanmaya da başlanmıştır aslında. Fakat Cumhuriyet’in ilanından sonra bu uygulama kaldırılmıştır.
Hz. Peygamber’in doğumunu kutlamak adına başlayan mevlit törenleri, bugün ülkemizde çok daha geniş bir uygulama alanına sahiptir. Doğumdan ölüme, sünnetten evliliğe, asker uğurlamasından hacca gitmeye, mezuniyetten iş kurmaya kadar birçok doğal hadiseyi vesile yapıp mevlit okur ya da okuturuz. Sadece ülkemizde değil, Afrika’dan Endonezya’ya, Balkanlardan Or-tadoğu ve Tataristan’a kadar birçok Müslüman toplumda yine aynı gerekçelerle, farklı farklı da olsa mevlit metinleri okunup kutlamalar yapılmaktadır bugün. Yıllar geçse, şartlar değişse de halk irfanındaki peygamber sevgisinin hiçbir zaman azalmadığını ve her daim canlılığını muhafaza ettiğini göstermesi açısından bu durum son derece önemlidir. Ayrıca ülkemizde yakın zaman önce “Kutlu Doğum” adı altında devlet eliyle yeniden başlatılan Hz. Peygamber’i anma törenleri de, ona olan vefa borcumuz karşısında küçük ama sinelerimize ferahlık veren çok kıymetli faaliyetlerdir.
Sonuç olarak mevlit metinleri ve buna bağlı olarak yapılan mevlit törenleri; İslam coğrafyasında Hz. Peygamber’e duyulan sevgi, özlem, şükür, vefa ve hürmet duygularının yazıya ve eyleme dökülmüş en güzel örneklerindendir. Aynı zamanda ait oldukları toplumların örfünde de sağlam bir yer edinerek bu duyguların nesiller boyu canlı tutulup yaşatılmasına ve belki de Süleyman Çelebi’nin murat ettiği gibi o milletlerin kurtuluşlarına vesile olmuşlardır.