Makale

Müminlerin Annesi: Hz. Ümmü Seleme (R.A.)

SAHABE HAYATLARI
MÜMİNLERİN ANNESİ: HZ. ÜMMÜ SELEME (r.a.)
Prof. Dr. Âdem APAK
Asıl adı Hind bint. Ebî Ümeyye olup künyesini Seleme adındaki ilk çocuğundan dolayı almıştır. Babasının ismi Huzeyfe’dir ve Kureyş’in Mahzûmoğulları boyuna mensuptur. (İbn Sa’d, VIII, 86-87.) Ümmü Seleme (r.a.), aynı kabileden Abdullah b. Abdilesed (r.a.) ile ilk evliliğini yapmış, bu evlilikten Seleme, Ömer, Dürre ve Zeyneb isimli çocuklar dünyaya gelmiştir. (İbn Abdilberr, IV, 1939.)
Hem Ümmü Seleme (r.a.) hem de eşi, ilk Müslümanlar arasında yer almışlardır. Bi’set’in 5. (M.615) senesinde Habeşistan’a ilk hicret eden 11 erkek, 4 kadın arasında Mahzûmoğulları’ndan Ümmü Seleme (r.a.) ile eşi Ebu Seleme de (r.a.) vardı. ( İbn Hişâm, I, 345-355.)
Ebu Seleme (r.a.), İkinci Akabe Biatı’ndan bir yıl kadar önce Medine’ye hicret için gerekli hazırlıklara başladı. Fakat kabilesi ve akrabalarından bazı kimseler yollarını keserek onların Medine’ye hicret etmelerine mani oldular. Ümmü Seleme’yi (r.a.) eşinden ayırdılar. Çocuğu da kendi yanlarına aldılar. Ümmü Seleme (r.a.), bundan sonraki gelişmeleri şöyle anlatır: “Kocam Ebu Seleme, Medine’ye gitti. Beni kocamdan ve oğlumdan ayırdılar. Bir yıla yakın bir süre her sabah Safa Tepesi’nde Ebtah denilen yere çıkar, Kâbe’ye doğru dönerek akrabamı lanetlerdim. Bir gün, kabilem Muğireoğullarından biri yanıma geldi. Hâlimi görünce bana acıdı. Gidip Muğireoğullarına, ‘Şu zavallı kadını kocasından ve oğlundan ayırdınız, niçin onu hâlâ serbest bırakmıyorsunuz?’ dedi. Bunun üzerine Muğireoğulları bana, istiyorsan kocanın yanına git dediler. Abdulesedoğulları yanında bulunan oğlum Seleme’yi de bana geri verdiler.” (İbn Hişâm, II, 111-113.)
Ümmü Seleme’nin (r.a.) eşi Ebu Seleme (r.a.), Hz. Peygamber (s.a.s.) ile Bedir ve Uhud savaşlarına katıldı. Uhud savaşında müşriklerden Ebu Üsâme’nin attığı bir okla kolundan yaralandı. Bir ay tedavi gördükten sonra yaranın üzeri kapandı, iyileştiği zannedildi. Ancak bir süre sonra iyileşmiş gibi görünen yarası tekrar açılmaya başladı. Büyük kan kaybı sebebiyle vefat etti. (İbn Sa’d, III, 240-241, VIII, 87-89.)
Ümmü Seleme’ye (r.a.) kocasının ölümünden sonra önce Ebu Bekir (r.a.), ardından Ömer b. Hattâb (r.a.) evlenme teklifi götürdüler fakat o, çocuklarının bakımıyla ilgilenmek ve bütün zamanını onlarla geçirmek istediğini belirterek her ikisinin teklifini de reddetti. Bu gelişmelerin ardından Hz. Peygamber (s.a.s.), elçi göndermek suretiyle kendisiyle evlenmek istediğini bildirdi. Ümmü Seleme (r.a.), gelen şahsa kendisinin yaşlı, çocuklu, üstelik çok kıskanç bir kadın olduğu bildirip Hz. Peygamber’in (s.a.s.) teklifini kabul etmek istemedi. Bunun üzerine Allah Resulü (s.a.s.), “Yaşlı olduğunu söylüyorsun, ben senden daha yaşlıyım. Kıskançlıktan bahsediyorsun, Allah’a dua ederim, umulur ki Allah onu senden giderir. Çoluk çocuğunun bakımı ise Allah ve Resulü’ne aittir.” dedi. Bunun üzerine Ümmü Seleme (r.a.), hicretin dördüncü yılının şevval ayında Hz. Peygamber’le (s.a.s.) nikâhlandı. (İbn Sa’d, VIII, 90-92.)
Ümmü Seleme (r.a.), hicretin beşinci yılında yapılan Hendek Savaşı’na, Müreysi ve Dûmetü’l-Cendel Gazvesi’ne; Hicretin yedinci yılında Hayber’in ve Mekke’nin fethine, Huneyn Savaşı’na katıldı; Tâif kuşatmasında Hz. Peygamber (s.a.s.) ile birlikte bulundu.
Hicretin altıncı yılında Hz. Peygamber (s.a.s.), umre yapmak ve Kâbe’yi ziyaret etmek amacı ile 1400 kişilik sahabe topluluğu ile Mekke’ye doğru yola çıktı. Kureyşliler ne olursa olsun Müslümanları Mekke’ye sokmamaya karar vermişlerdi. Görüşmeler sonucunda Mekke temsilcileriyle Hudeybiye Barış Anlaşması imzalandı. Bu anlaşmanın maddelerinin bir kısmı Müslümanların aleyhine görünüyordu. Zira anlaşmaya göre, Müslümanlar o yıl içinde Kâbe’yi ziyaret edemeden geri döneceklerdi. Ertesi yıl ise ziyareti üç gün içinde yapacaklar ve Mekkeliler ile herhangi bir ilişkiye giremeyeceklerdi. (Buhârî, Meğâzî, 35.) Ayrıca Mekke’den hiç kimse velisinin izni olmadan Müslümanların tarafına geçemeyecek; aksi takdirde geri gönderilecek, buna karşılık Medine’deki Müslümanlardan biri Kureyş tarafına giderse iade edilmeyecekti. Bu şartlar karşısında neredeyse bütün ashab hayal kırıklığı içindeydi. Hz. Peygamber (s.a.s.) yanındakilere, “Kalkın, tıraş olun, kurbanlarınızı kesin.” talimatını verdi. Ancak ashabdan hiçbiri bu emre itaat etmedi. Bu durum Hz. Peygamber’i (s.a.s.) son derece üzdü. Mahzun bir şekilde hanımı Ümmü Seleme’nin (r.a.) çadırına girdi. Ümmü Seleme (r.a.), “Ey Allah’ın elçisi, emretmek yerine yapmanız, bu sıkıntıdan daha iyidir. Siz çıkın, onlarla konuşmadan işinizi yapın, saçınızı tıraş edin ve kurbanınızı kesin; onlar size uyacaklardır.” tavsiyesinde bulundu. Hz. Peygamber (s.a.s.) bunun üzerine kalktı, çadırdan dışarı çıktı. Medine’den getirmiş olduğu kurbanları kesti. Bunu gören sahabiler onun bulunduğu tarafa doğru yönelerek kurbanlarını kesmeye başladılar. (Buhârî, Cizye ve’l-Muvâdaa, 18.)
Ümmü Seleme (r.a.), Resul-i Ekrem’in (s.a.s.) vefatından sonra hiçbir idari ve siyasi faaliyete karışmadı, toplum içindeki saygın konumunu hayatının sonuna kadar korudu. 84 yaşında iken Medine’de vefat etti ve Bakî Mezarlığına defnedildi. Ümmü Seleme’den (r.a.) pek çok kişi hadis rivayet etmiştir. Kendisinden rivayet edilen ve sahih hadis kitaplarında yer alan hadisler, daha ziyade ibadet, edep ve ahkâmla ilgilidir. (Ayşe Abdurrahman, Terâcimü Seyyidâti Beyti’n-Nübüvve, s. 320-332; Kazıcı, Ziya, Hz. Muhammed’in Aile Hayatı ve Eşleri, s. 215-240.)