Makale

Söyleşi/Prof. Dr. Ahmet Tekin Sağlık Hizmetleri Genel Müdürü

SÖYLEŞİ
Muhammed Kâmil Yaykan
Prof. Dr. Ahmet Tekin Sağlık Hizmetleri Genel Müdürü
1972 Karaman doğumlu olan Ahmet Tekin; 1996 yılında Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesinden mezun oldu. 1998 yılında Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Anatomi Ana Bilim Dalı’nda araştırma görevlisi olarak çalıştı. 2004 yılında Genel Cerrahi uzmanı olan Tekin, 2006 Akdeniz Üniversitesi Organ Nakli Uygulama ve Araştırma Merkezinde solid organ (Karaciğer, Böbrek ve Pankreas) nakli konusunda eğitim aldı. Necmettin Erbakan Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Hastanesinde Başhekim yardımcılığı ve ardından Başhekimlik görevlerini ifa etti. Tekin bu görevlerinin yanında eş zamanlı olarak Organ Nakli Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürlüğünü yürüttü. 22.10.2018 tarihi itibaren ise Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü görevine devam etmektedir. Birçoğu uluslararası dergilerde olmak üzere 100’ün üzerinde yayımlanmış makalesi ve araştırma yazısı bulunan Tekin, evli ve üç çocuk babasıdır.
Söyleşimize “organ nakli”in tanımını konuşarak başlayalım isterseniz. Organ nakli nedir?
Organ nakli, işlevini tamamıyla yitirmiş organların, sağlıklı veya hayatını kaybetmiş kişilerden alınan organlar ile değiştirilmesidir. Operasyonel uygulamalar açısından en etkili yerine koyma tedavisidir. Daha açık bir ifade ile işlev görmeyen organın alınıp yerine dışarıdan alınan ve çalışır durumdaki aynı tür organın takılması işlemidir.
Bu tanım organ naklinin yalnızca bir cerrahi işlem olarak ele alınmasıdır. Aslında sunulan hizmetler açısından organ nakli, yalnızca tıbbi bir olgu olmayıp içerisinde bağış, koordinasyon ve cerrahi operasyonların bulunduğu çok alanlı bir süreçtir. Bu sürecin yönetimi ise tababet, hukuk, yönetim ve organizasyon gibi birçok alanı kapsamaktadır. Örneğin, hemen hemen her gün bir veya birden fazla bağışçının organları, çok büyük bir koordinasyon ile nakledilecek hastaya ulaştırılmaktadır. Bunun için Bakanlığımızın uçakları, helikopterleri, TSK bünyesindeki askerî hava araçları, yeri geldiğinde tarifeli uçuşlar kullanılmakta; gerektiğinde kara ve deniz ulaşımının bütün sınırları zorlanarak personelimizin özverisi ile organizasyon tamamlanmaktadır.
Organ nakli hangi şartlar altında mümkündür? Nakilde belli bir yaş sınırı var mıdır?
Organ nakli işlemi için gerekli şartlardan en önemlisi, hastaya organ nakli olması gerektiğine yönelik tıbbi tanının konmuş olmasıdır. Bunun için yazılı herhangi bir kural bulunmamakta, elde edilen veriler neticesinde hekimler tarafından teşhis koyulmaktadır. Organ nakli teşhisi konmuş hastanın varlığı dışında daha önemli bir husus bulunmaktadır; organ bağışı. Zira bağış olmadığı takdirde nakil işleminden bahsedebilmek mümkün değildir.
Organ nakli, bağışçılık esasına dayalı bir sistem. Buradan hareketle organ bağışı hakkında da bilgi verebilir misiniz?
Organ bağışı, bir kimsenin, hayati tehlike içerisinde bulunan bir hasta veya hastalığı dolayısıyla olağan yaşamın içerisinde kendisine yer bulamayan hastaların yeniden hayata tutunabilmesi için karşılık beklemeksizin organlarının kullanımına izin vermesi yani kendisine ait olan organı bir başkasına hediye etmesidir. Burada iki türlü durum söz konusudur: Birincisi, kişi, yaşarken bir organını veya organının bir parçasını bağışlayabileceği gibi ölümü hâlinde bütün organlarının bağışlanmasını da isteyebilir. İkincisi ise hayatta iken böbrek ve karaciğer bağışında bulunabilir.
Bir diğer konu organ nakli, kaçakçılık ve ticaret olgularının da gündeme gelebildiği bir alandır. Dolayısıyla bu alandaki işlemleri sıkı denetim altında tutmak zorundayız. Emniyet güçlerimiz ve uluslararası odaklar ile her daim işbirliği içerisindeyiz. Canlıdan organ nakillerine, Organ ve Doku Nakli Hizmetleri Yönetmeliği ile bir düzenleme getirdik. Düzenlemeye göre bir kimsenin canlı verici olabilmesi için alıcının en az 4. dereceye kadar hısımı olması gerekmektedir. Bunun dışındaki nakillerde ise her ilimizde, il emniyet müdür yardımcısı ya da Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele şube müdürü, naklin yapılacağı hastane haricindeki bir kamu hastanesinden bir tabip ve bir psikiyatri uzmanı, bir sosyal hizmet uzmanı, baro tarafından görevlendirilecek bir avukattan oluşan Etik Komisyonu karar mercii olarak tayin olunmuştur. Bu bağlamda 2010 yılından bu yana toplam 2462 vaka değerlendirmeye alınmış, bunların 570’i uygun görülmemiştir.
Diyanet İşleri Başkanlığı ile de istişare edilerek yürürlüğe giren 1979 tarihli 2238 sayılı Organ ve Doku Alınması, Saklanması, Aşılanması ve Nakli Hakkında Kanun, değindiğimiz konular açısından bize son derece esnek bir hareket alanı tanımaktadır. Kanun, 3’üncü maddesinde “Bir bedel veya başkaca çıkar karşılığı organ ve doku alınması ve satılması yasaktır.” hükmü ile karşılıksız bağış ilkesine atıfta bulunurken 5’inci maddesinde yer alan “On sekiz yaşını doldurmamış ve mümeyyiz olmayan kişilerden organ ve doku alınması yasaktır.” hükmü ile hukuksal sınırları çizmiştir.
Sonuç olarak bir kimsenin hayattayken organ bağışında bulunabilmesi için öncelikle karşılıksız bağış ilkesine uygun hareket etmesi, akli melekeleri yerinde ve 18 yaşını tamamlamış olması gerekmektedir.
“Ben organlarımı bağışlamak istiyorum.” diyen herkes bağışçı olabilir mi?
Bu beyan hukuki ve fiilî ehliyet gerektirmektedir. 2238 sayılı kanun bu hususu 18 yaş ile sınırlamıştır. Ayrıca kişinin akli melekelerinin yerinde olması gerekmektedir. Uygulamada bağış beyanlarını, bakanlığımıza bağlı il ve ilçe müdürlükleri, sağlık tesisleri ve sosyal etkinliklerde koordinatörlerimiz toplamaktadır. Bu beyan, kanunda yer aldığı üzere iki şahit huzurunda alınmakta, beyan formu bir hekim tarafından onaylanmakta, karşılığında kişiye, bağışçı olduğuna dair bir kart verilmektedir.
Kişi vefat ettiğinde organları üzerindeki hak sahipliği devam etmekte midir sorunu birçok ülkede tartışılmaktadır, dolayısıyla birçok uygulama söz konusudur. Örneğin İspanya, Belçika ve İngiltere gibi ülkelerde herkes ölümünden sonra organ bağışçısı sayılmaktadır. Ülkemizde ise kişinin organ bağışçısı sayılabilmesi için bunu ölümünden önce beyan etmesi veya ölümü hâlinde ailesinin bağışa onay vermesi gerekmektedir.
Organ nakli, teknolojinin imkânları ile doğru orantılı olarak her geçen gün daha da gelişen bir alan. Bugün pek çok organ kolaylıkla nakledilebiliyor. Siz, organ naklinin geleceğini nasıl görüyorsunuz? Bugün hayal edemediğimiz pek çok nakil gelecekte mümkün olabilir mi?
Günümüzde cerrahi işlem bazında hâlen konvansiyonel yöntemler geçerli olsa da uygulama sırasında kullanılan tıbbi cihaz ve sarf malzemelerinde oldukça ileri seviyelerdeyiz. Son dönemde böbrek ve karaciğer nakillerinde robotik cerrahi ve laparoskopik yöntemlerde büyük yol katettik. Bu konudaki gelişmeleri 3D yazıcılar ile organ dokularının üretilmesi ve yapay organ/doku çalışmalarında görebilmekteyiz. Ülkemizde bu alanda çalışmalarını yürüten önemli bilim adamlarına sahibiz.
Christiaan Neethling Barnard 1967 yılında ilk kalp naklini gerçekleştirdiğinde dünyada sevginin ve kişiliğin sembolü olarak bilinen kalbin bir başka bedende yaşayabilmesi fikri büyük şaşkınlığa neden olmuştu. Günümüzde ise kalp nakilleri ülkemizde başarıyla uygulanıyor. Keza bir insanın kafasının başka bir insanın bedenine takılması gibi çalışmalar yapılıyor. Bugün bilim kurgu filmlerinde yapay adalar oluşturup orada yedek donörlerin kullanıldığı senaryoları izleyebiliyoruz. Tabi ki bunlar uç örnekler ama bu filmler ve denemeler dünyanın geleceği hakkında mesajlar veren ütopik tasarlamalar. Ancak şunu da unutmamakta fayda var bundan 200-300 yıl önce medeniyetin bu noktalara gelebileceğini kestiremezdik, gelecekte de neler görebileceğimizi yalnızca Allah (c.c.) bilir. Bize düşen görev gelişmeleri takip etmek ve organ naklinde dünyayı ileriye taşıyacak uygulamalara örnek olmaktır.
Ülkemiz organ nakli konusunda dünyanın en başarılı ülkelerinden biri. Bunu neye borçluyuz?
Şunu kesinlikle belirtmeliyim ki ülkemizde yakalanan başarı düzeyini, geçmişte tecrübeli bilim adamlarımızın çalışmaları, günümüzde bu işe gönül vermiş hekimlerimiz ve koordinasyon sisteminin bütün unsurlarına borçluyuz.
Ülkemiz organ nakli konusuna çok erken dönemde adım attı. Dünyada henüz tartışma konusuy ken biz bu alanda kanun çıkarttık (1979) ve bu kanun halen güncel ve uygulanabilir durumda.
77 böbrek, 43 karaciğer, 14 kalp, 8 pankreas, 5 akciğer nakli merkezimiz ile 2017 yılında 4908 başarılı nakil operasyonuna imza attık. Bunların 3341’i böbrek, 1446’sı karaciğer, 77’si kalp, 42’si akciğer naklidir. Canlı vericiden nakil sayımız 3735, kadavra vericiden nakil sayımız ise 1173 olarak gerçekleşti. Her yıl listeye kayıt yapan hasta sayımız 5500-6000 civarında.
Buna ek olarak canlıdan organ nakillerinde dünyanın en yüksek hacimli ülkesiyiz. Dünyanın en büyük hacimli karaciğer nakli merkezi ve karaciğer nakli enstitüsü ülkemizde yer almakta. Aynı zamanda çocuklara uygulanan böbrek ve karaciğer nakillerinde de en iyi rakamlara ve yaşam oranlarına sahibiz.
Son olarak organ nakli ve organ bağışçılığı hakkında farkındalığın arttırılması için ülke olarak neler yapabiliriz?
Canlı donör kaynaklı nakil operasyonlarında dünyanın en yüksek rakamlarına sahibiz fakat maalesef kadavradan nakillerde aynı başarıyı yakalayabildiğimizi söyleyemiyoruz. Bunun nedeni bağış konusunda toplumsal bilincin yeterli düzeyde olmaması. Organlarımızı hayatta iken paylaşıyoruz ancak toprak olacak bedenimizi başka insanların yaşaması için bağışlamıyoruz. Bu konuda toplumdaki yanlış inanışların etkisi çok büyük. Zira insanlar, ahirette bedenlerinden alınan parçalardan yoksun olarak tekrar haşrolunacağı veya bağışlanan organları kullanan kişilerin işlediği günahlardan sorumlu olacakları gibi yanlış algılara sahip.
Günah ve sevap, insan iradesinin tezahürü olan davranışların sonucudur. İnsana günahı da sevabı da kazandıran, bu irade-i cüziyyedir. Hesap günü, kişinin, iradesinden çıkmayan davranışlarından sorumlu tutulması da mümkün değildir. Her şey Allah’ın bilgisi dâhilindedir. O’nun huzurunda hiçbir sevap, hiçbir günah gizlenemeyecektir. Organların saklanması ya da bir başka kişiye nakledilmesi ile günahlardan kurtulmak ya da günahını bir başkasına devretmek mümkün olmadığı gibi; bir başkasının iradesi ile yönetilen organlardan sorumlu olmak da mümkün değildir.
Dinimiz hoşgörü, paylaşım ve sevgi dinidir. Organlarımızı başka insanların yaşamı için bağışlamamız paylaşımların en ulvisi olsa gerek.
Diyanet İşleri Başkanlığımızın organ nakli hususunda 03.03.1980 tarihli bir fetvası bulunmaktadır. 2014 yılında AB’nin Teknik Yardım Projesi kapsamında din adamlarımıza yönelik çalıştaylar ve etkinlikler düzenledik. Ancak toplumumuzun dünyaya örnek dayanışma ve yardımlaşma bilincini bu alanda da görebilmemiz için daha yoğun çalışmalar gerçekleştirmemiz gerektiği kanaatindeyiz. Esasında bu açıdan düşünüldüğü takdirde organ nakli ve bağışı yalnızca Bakanlığımızın sorumluluğunda olmayıp devletimizin bütün kurumları tarafından dikkate alınması gereken bir husustur. Diyanet İşleri Başkanlığımızın da bu konudaki desteği bizim için çok önemlidir.