Makale

Prof. Dr. Kenan Gürsoy: “Engelli ve ailesinin meslekî ve sosyal hayatı, kendisine destek verilmesine ve daha anlayışlı davranılmasına muhtaçtır,”

SÖYLEŞİ

Prof. Dr. Kenan Gürsoy:

“Engelli ve ailesinin meslekî ve sosyal hayatı, kendisine
destek verilmesine ve daha anlayışlı
davranılmasına muhtaçtır,”

Söyleşi: Kadriye Erdemli • İstanbul Küçükçekmece Müftülüğü Vaizesi

Kamuoyu sizi daha çok engellilerle ilgili yaptığınız çalışmalar ve programlarla tanıyor, Otistik bir çocuğunuz var. Aile içinde fiilî olarak yaşadıklarınız, tecrübe ve tespitleriniz bu alandaki açıklığı görmek için önem arz etmektedir. Söyleşimize, engelli çocukların ve ailelerinin okul yaşamında karşılaştıkları negatif tutumların neler olduğu ve bunların giderilmesi noktasında toplumsal bilinçlenmeye yönelik nelerin yapılabileceği ile başlayalım.
Biz bu alanda harekete geçtiğimizde otizm kelimesi dahi yeterince bilinmiyordu. Öncelikle otizmin doğru tanınması için çaba harcadık. Arkasından özel eğitim alanında öğrenim görmüş ki bu alanda 10-15 yıl önce çok az insan vardı- bazı kişilere otizm alanında çalışmaları için yardımcı olmaya ve onları teşvik etmeye başladık. MEB da bu anlamda bir birimin oluşması için süratle hareket etmiştir. Yavaş yavaş da acaba normal okullara çocuklarımızı entegre edebilir miyiz, yani onları normal okullarda kaynaştırmaya aldırabilir miyiz diye çabamız oldu. Özel alt kuruluşlar da bu çocukları kabul etmiyorlardı. Bunlar için sarf ettiğimiz büyük çabada eşimin rolü asla görmemezlikten gelinemez. Konuya ilişkin hiçbir özel bilgi almamalarına rağmen, duyarlılıkları ve irfanları sayesinde ne yapabiliriz sorusunu kendilerine her zaman soran bir grup öğretmenimizden de neredeyse psikologlar kadar istifade ettik. Bu çocukların okula kabullerinde bir çokları aynı şekilde davranmıyorlar maalesef. Fakat orta okulda kaynaştırma eğitimi alması için yavaş yavaş otizm alanında gelişmeler oldu. Buradan sonra çocuğumuzu meslek lisesine gönderdik. Ama Türkiye’de özel eğitim alanında ciddî bir eksiklik olmakla birlikte 90’lı yıllardan sonra MEB bu alanda önemli tedbirler aldı.
Engelli çocuğu olmayan ailelerle kaynaşma, onların yaklaşımı, toplumun bakış açısı, karşılaşılan sorunlar konusunda neler diyeceksiniz?
Eğer engelli bireyi olan bir ailenin içinde değilseniz, olayı bizim gibi anlayamazsınız. Bu sorunu çocuğuyla paylaşanlar olarak yaşadıklarımız gerçekten önemlidir ve hiç kolay değildir. Toplumun bakış açısına gelince; görme özürlülerimiz için hem anlayış, hem eğitim bakımından önemli gelişmeler kaydedilmiştir. Ortopedik özürlüler için durum biraz daha rahat gibidir. Bazen kendinizi toplumdan tecrit edilmiş hissedersiniz. Bindiğiniz herhangi bir taşıtta, çıktığınız seyahatte ve bir başka mekanda her an sizin üzerinizde baskılı, baskıcı bir toplum nazarı olduğunu fark edersiniz, sizi istemediklerini hissedersiniz. Bu rahatsızlık verici tavrın değiştirilmesi lâzım. Ve bu olumlu dönüşümün dinamikleri, tevhit akidesine göre hayatın her yönünü birleştirip ona gerçek mânayı veren dinimizde var.
Engelli çocuğa sahip olmanın hayata pozitif katkıları da var mı?
Engelli çocuk sahibi olmayt, günah noktasından almazsanız -soruna böyle yaklaşılmamalıdır- bu kez aile olarak kendinizi suçluyorsunuz. Nasıl hata yaptık veya bu çocuk üzerinde nasıl bir ihmalimiz oldu ki böyle bir problemle karşılaştık diyorsunuz. İşte tam bu noktada din görevlilerimize, dinî, derunî bir iman olarak yaşayan toplumdaki fertlerimizin doğru bilgilendirilmeleri hususunda büyük görev düşmektedir. Zira bu alanlarda aile, sosyo-psikoljik olarak sıkıntı içerisindedir. Kâinatı bu şekilde yaratan Allah’ın burada neyi istemiş olacağını düşünmek ve hisse çıkarmak lâzım. Bu çocuklar bize Allah’ın bir emanetidir, onlarla birlikte hayattan ibretli dersler alıyoruz, Emanetin ne kadar büyük olduğunu fark ediyoruz... Bu emaneti rızasına muvafık olarak Yüce Allah’a teslim edebilmenin şuuru verilebilirse ve din görevlileri, vaizler, hatipler, aileye bu doğrultuda yardımcı olabilirse, hem engelli bireyi olan ailelerin, hem de toplumun yaşam kalitesindeki değişmeyi fark edeceksiniz. Ailenin ve toplumun böyle bir bilgilenmeye ve rehbere ihtiyacı vardır.
Engelli olmanın aile ve iş hayatına yansımalarından bahseder misiniz?
Karı-koca çalışan bir aile iseniz, çocuğunuzu nereye bırakırsınız? Kim meşgul olur? Engelli bireyinize göre ev düzeninizi nasıl kurarsınız? iş yaşamınızda âmirinize durumunuzu nasıl aksettirirsiniz? Hâdiseyi ailenin içine kapatmak yerine, toplumla ve kurumlarla paylaşmayı sağlamak gerekiyor. Çocuğun yanı sıra ailenin de terapi alması, yani ne yapacağını, nasıl davranacağını bilmesi gerekiyor. Bunları bilmezseniz, çocuğun üzerindeki bazı davranışları nasıl değiştirebileceksiniz. Engelli ve ailesinin meslekî ve sosyal hayatı, kendisine destek verilmesine ve daha anlayışlı davranılmasına muhtaçtır... içimizde farklı kişilerin olduğunu kabullenmemiz gerekiyor.
Engelli bireyin çevre ile ilişki kurması, sosyal hayata intibakının sağlaması, noktasında neler yapılabilir?
Sosyal çevre için de ayrıca bir eğitime ihtiyaç var. Basın yayın organları bu eğitim sürecine olumlu katkıda bulunabilirler. Öyle özürlülerimiz var ki özürsüzlerden çok daha kabiliyetli, çevrenin bu insanları içerisine alabilecek şekilde düzenlenmesi gerekiyor. 15 milyon nüfuslu bir şehir olan İstanbul’da zihinsel özürlü birinin kaybolduğunu düşünün. Nereye gider? Bulunduğu zaman herhangi merkezde ona ihtimamlı bir bakım uygulanır. Ailesi onu nasıl bulur? O aileye nasıl bir hizmet verilir? Her ebeveyn bunları düşünmekten kendini uzak tutamaz ve bu sorularına ilgili mercîlerden çözüm arar.
Meselâ, zihinsel engelli bir çocuğun bağlanması haberi karışımıza geliyor, bunlara nasıl son verilebilir? Oralara nasıl ulaşılır.
Kaynaştırma eğitimi alınan okullar ve psikologlara ihtiyaç var, fakat önce toplumdaki anlayışın değişmesi gerekiyor. Onlar bizim için Allah’ın bir lütfudur, onlara bu şuurla bakılmalıdır. Ben bunun ahlâk davranışlarla ve doğru bilgilenmeyle alâkalı olduğunu düşünüyorum. Farklılıkları saygıyla karşılayan bir dinin mensupları olarak bu konuyu ele alıp onları topluma kazandırmalıyız. Amerika’da birkaç bilgisayar programcısının otis- tik özürlü olduğunu biliyoruz, aktörler büyük sanatçılar, matematikçiler çıkıyor içlerinden. Ancak onların yarışmalardan etkileniyor olmaları ve bu durumun onlara zarar verdiği de dikkate alınmalıdır. Köyde, kentte bütün öğretmenlerin ve ebeveynlerin bu alanda eğitilmesi gerektiği kanaatindeyim.
Son olarak ne söylemek istersiniz?
O, en güzel yolun bize öğreticileri olan Diyanet’ten yukarıda saydığımız bilincin din adına yaygınlaştırılmasını talep ediyorum. Din görevlilerimizin bu alanda gerçekleştirebilecekleri fevkalâde önemli hizmetler vardır. Özürlülerin intibakı, eğitimi, iş bulma sorunu açısından bilincin yaygınlaştırılmasında önemli rol oynayacaklardır. Din görevlilerimiz, bir bütün olduğumuz bize hissettireceklerdir, buna ihtiyaç vardır.