Makale

BİR VAKIF CAMİİ GEZİSİ

BİR VAKIF CAMİİ GEZİSİ

Ayhan GÖktaş


Vakıflar Bölge Müdürlüğünde sanat tarihçisi olarak çalışan bir arkadaşımla ara sıra onun yaptığı işiyle ilgili konuşmalarımız olur. Geçenlerde Diyanet’ten Vakıflar’a geçen bir camiye taşınır malları gözden geçirmek amacıyla göreve gideceğini söyleyerek, istersem kendisine katılabileceğim hususunda bir teklifte bulundu. Ben de bu geziye misafir olarak katıldım.
Gittiğimiz Sinop’un Saraydüzü ilçesinin Cumaköy’ünde bir cami. Giriş kapısının yanında pek kitabe sayılamayacak bir tabela var. Yapım yılı olarak 1425 yazıyor. Arkadaşım gitmeden önce bu camiden bahsetmiş, bazı bakımlardan ilginç bulduğunu söylemişti zaten. Ben sanat tarihçisi ya da tarihçi de değilim. Bu konulara biraz meraklı biri sayılabilirim sadece. Şimdi burada cami ile ilgili bilgiler de anlatmak istiyorum.
Cami köyün adından da anlaşılacağı gibi bir cuma camii. Cuma camii uygulamaları yakın zamana kadar pek çok yerde oluyordu. Sanırım az da olsa hâlâ devam eden yerler var. Belki bu uygulamanın ufak tefek yöresel farkları da vardır. Bu gezdiğimiz caminin oldukça geniş bir civar için cuma camii olduğu anlaşılıyor. Altı buçuk yedi kilometre ötedeki Saraydüzü’nden de buraya gelinirmiş. O kısmı Saraydüzü Camii’ni anlatırken biraz açarım.
Caminin büyük olması benim için şaşırtıcı bir şeydi. Şimdiye kadar gördüğüm ahşap camiler genellikle daha küçüktüler, bu epeyce daha büyük. Çok fazla süsleme, bezeme sanatları barındırmıyor bünyesinde ama özensiz ve tamamen süslemesiz, sanatsız olduğu da söylenemez. Arkadaşım camideki bu süsleme azlığından yola çıkarak daha eski dönemlere, mesela Selçuklulara veya Anadolu Gaza Beyliklerinin erken dönemlerine tarihlenebileceği yönünde tahminde bulundu. Burada asıl anlatmak istediğim şu: Caminin merdiven altında yapılmış olan, biraz gizli, kilitli, sanduka gibi küçük bir depo alanı var. Her isteyen kolayca açamıyor orasını. Bu bölümde bulundurulan bir uzun ahşap malzemeden mamul tespih ve iki pirinç şamdan var. Caminin diğer teberrukatı içinde (halı, kilim, hat, levha vs. içersinde) tarihî ya da sanat tarihi açısından önemli sayılabilecek pek bir şey olmadığı kanaatine vardı arkadaşım. Tespihin tarihî bir kaydı yok herhangi bir yerinde. Ama iki şamdanın üzerindeki tarihler ise aynı ve açıkça okunuyor: Hicri 689. Miladiye hemen çevirelim; 1290-91 oluyor bu tarih. Osmanlı henüz kurulmamış, Selçukluların son dönemleri, resmî olarak yıkıldıkları kabul edilen miladi 1335-36 yılına kırk yıldan fazla zaman var. Tabii bu şamdanlarla cami aynı yaşta olmayabilir. Cami daha yeni olabilir. Yeni yapılmış olan bir camiye daha eski olan şamdanlar herhangi bir yolla gelmiş olabilir. Taşınabilir, eski tabirle menkul eşyalar. Üzerlerinde süsleme falan yok. Ama pirinçten ve sağlam. Ayrıca yazısı hat sanatı dâhilinde olmasa da özenli ve açıkça okunuyor.
Şimdi aslında mütevazı ama özenli cami ve şamdanlar, tam olarak kendileri gibi oldukça mütevazı bir tonda şunları anlatıyor gibi geliyor bana: Anadolu’nun Türklerin vatanı oluşunu, daha o dönemde bile yerleşikliği, sadece göçebe değil mukim oluşu, sade özeni… Köy evlerinin de hâlâ devam eden kendine has bir özeni var ayrıca. Arkadaşım tekrar gidince, yine ona eşlik edip köyü iyice bir gezmeyi istiyorum.
Öyle çok zenginlik üretecek bir alan değil burası aslında. Ziraat fakültesinde bir hocamız tekrarlayıp dururdu, “Buğdayla koyun, gerisi oyun.” Bu deyimin anlattığı çiftçi hayat şartı ve çiftçi zenginliği pek yok burada. Ama baştan beri tekrar ettiğim gibi özenli ruh var. Müslüman olmayı ciddiye almak, onun tartışmasız, şeksiz ve şüphesiz merkezi olduğu, merkezde olduğu bir anlayış var. Bu, altı üstü toprağın ve rençberliğin bir hayat sağladığı Anadolu’nun oldukça sıradan köyünde, İslam’ın biçimlendirdiği, ama öyle sade olarak, Yunus şiiri yalınlığında, toprakla, etrafla, dinle bütünleşmiş bir hayat var.
Saraydüzü Müftülüğüne uğradık köyden sonra. Bazı resmî evrak işleri gerekmekteydi iki kurum arasında. Müftü Bey dâhil kurumun güler yüzlü ve ilgili personeli her yerde rastlanması arzulanacak cinsten. Aynı Cuma Camii’nin kendisi gibi tevazu sahibiydiler. Yardım ve muhabbet severlikleri minnettar etti. Müftülüğün yanında Saraydüzü Camii var. 1710 tarihli. Hicri 1133’tü galiba yapılışı. Onun hikâyesini müftülük personelinden biri anlattı. Onunla bitireyim.
Anlatılana göre Saraydüzü’nün bir ağası varmış. Atla Cumaköy’deki Cuma Camii’ne gidermiş o da. Ağa bir gün biraz geç kalmış cumaya. Bakmış ki onu beklememişler ve kılmışlar namazı. Kızmış buna ve bu nedenle Saraydüzü’ne bir cami yaptırmış. Bu da güzel bir cami. Tavan süslemeleri çok güzel ve orijinal. Cami taş. Çatısı bindirme, sekizgen mukarnas. Bazı bakımlardan iyi, bazı bakımlardan bozularak günümüze ulaşmış. Bazı özellikleriyle bu cami Cumaköy Camii’nden daha dikkat çekici; büyüklüğü, taş yapı olması, süslemeler ihtiva etmesi gibi bazı özellikleriyle Cumaköy Camii’nden daha dikkat çekici.