Makale

Sevgi, Şefkat ve Rahmet Peygamberi

Doç. Dr. İsmail Karagöz
Din işleri Yüksek Kurulu Üyesi

Sevgi, Şefkat ve
Rahmet Peygamberi

Biz Müslümanlar, onu malımızdan, canımızdan her şeyimizden çok severiz. Ona saygıda hiç kusur etmeyiz, edenleri hoş görmeyiz. Allah ve melekleri ona salât ve selâm eder. Biz de onun adı anıldıkça ve her namazımızda ona salât ve selâm ederiz. Bunu, Allah’ın bize bir emri olduğu bilinciyle yaparız.
"(Ey Peygamberim!) Biz seni âlemlere ancak rahmet olarak gönderdik." (Enbiyâ, 107)
"Ben lânetçi olarak değil, rahmet olarak gönderildim." (Müslim, Birr, 87)
Yüce Allah; ilk insan ve ilk peygamber Hz. Adem (a.s.)’den (Ahmed, v,ı 78) son peygamber (Ahzâb, 33/40) Hz. Muhammed (s.a.s.)’e kadar her topluma bir peygamber göndermiştir. (Fâtır, 24) Peygamberler seçkin ve saygın insanlardır, hepsi İlâhî vahye mazhar olmuşlardır, (bk. Yusuf, 109; Nahl, 43; Enbiya, 7, 25) Allah’tan aldıkları vahyi insanlara eksiksiz ulaştırma (tebliğ); özleri, sözleri ve davranışlarıyla dosdoğru (sıdk), güvenilir (emanet), akıllı (fetânet) ve günahsız olma (ismet) itibariyle hepsi eşdeğerde olmakla birlikte özellikleri ve nitelikleri itibariyle aralarında farklar vardır. Bu açıdan bir kısmı diğerlerinden üstündür. (Bakara, 253) Nuh, İbrahim, Musa, İsa ve Hz. Muhammed (s.a.s.) azim sahibi (Ahkâf, 35) ulu peygamberlerdir. Bunlar, diğer peygamberlerin seyitleri, efendileridir. Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) ise bütün peygamberlerin en üstünü ve hepsinin seyidi, efendisidir. (Hakim, Müstedrek, ıı, 546) Diğer peygamberler, belli bir zamanda belli bir topluluğa peygamber gönderilmişler, Hz. Muhammed (s.a.s.) ise bütün cinlere, insanlara, toplumlara ve bütün zamanlara peygamber gönderilmiştir, (bk. Sebe’, 28; Cin, 1-2, 14) Yaratılmışların en üstünü, en değerlisi, (Tirmizî, Menâkıb, 19) en seçkini, en önde geleni, en saygın olanıdır. Amerikalı Yahudi asıllı Jules Masserman, Time Dergisi’nde (15/07/1974) "Liderler Nerede" başlıklı yazısında birçok tarihi şahsiyeti tahlil ettikten sonra, "Bütün zamanların en büyük lideri Muhammed’dir" demiştir. Yine Amerikalı yazar Michael H. Hart, dünyada etkili olmuş 100 kişiyi tanıtan bir eser yazmış, ilk sırayı Peygamberimize vermiştir. (M. H. Hart, En Etkin 100, s. 1; Çeviri, M. Harmancı. İstanbul, 1994) Peygamberimiz (s.a.s.), kıyamet gününde de insanların seyyidi olacak, (Ahmed, ı, 5; Müslim, Fedâil, 3) Hamd Sancağı ona verilecek (Ahmed, v, 138) ve bütün peygamberler onun bu sancağı altında toplanacaklardır. (Ahmed, ı, 281) O, bütün âlemlere rahmet olarak gönderilmiştir. O, ümmetine/bütün insanlara çok düşkündür, onlara bir sıkıntı, eza ve felâket gelmesi onu üzer, müminlere karşı çok şefkatli ve çok merhametlidir. Bu husus, Tevbe suresinin 128. ayetinde şöyle ifade edilmektedir:
"Andolsun size kendi içinizden öğle bir peygamber gelmiştir ki sizin sıkıntıya düşmeniz ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, müminlere karşı çok şefkatli ve çok merhametlidir." (Tevbe, 128)
Ayette Peygamberimizin beş özelliği zikredilmektedir:
1. O, son peygamberdir
"Size geldi" cümlesi; Hz. Muhammed (s.a.s.)’in Allah tarafından görevlendirildiğini ifade etmektedir. Yoksa Hz. Muhammed (s.a.s.) kendiliğinden "Ben peygamberim" diye ortaya çıkmış değildir. Bu ayette "câe / geldi" fiili ile ifade edilen bu husus, "Biz seni insanlara elçi olarak gönderdik..." (Tevbe, 128; bk. Al-i Imrân, 164), "BİZ sana vahyettik" (Nisa, 163) anlamındaki ayet ve benzerlerinde "gönderdi" (ersele, be’ase) ve "vah- yetti" (evhâ) fiilleriyle ifade edilmiştir.
Ayette geçen "içinizden" ifadesi, peygamberin "beşer" oluşuna işaret edrer. Hz. Muhammed (s.a.s.), insan üstü bir varlık değil beşer (Kehf, 110) ve kuldur. (Isrâ, 1) Diğer insanlar gibi doğmuş, büyümüş, evlenmiş, çocukları olmuş, yemiş, içmiş ve insanlarla sosyal ilişkiler kurmuş, ticaret yapmış, diğer insanlardan farklı olarak elçilik görevini üstlenmiş ve dünyadaki yaşama süresi dolunca da ölmüştür. Mekkeli müşrikler, beşer bir elçi olmasını yadırgamışlar, "Bu ne biçim Peygamber ki yemek yer, çarşıda pazarda dolaşır..." demişlerdi. (Furkân, 7) "İçinizden" ifadesi, aynı zamanda Hz. Muhammed (s.a.s.)’in vahyin ilk muhatabı olan Araplar tarafından bilinen, tanınan, nesebi, anası-babası belli olan, Harem bölgesinden ana dili Arapça (Yusuf, 2) olan bir insan olduğuna da işaret eder. "İçinizden" ifadesi; en şerefliniz, en değerliniz anlamında "min enfesiküm" şeklinde de okunmuştur. (Beydâvî, ııı, 223) O gerçekten, inancı, ahlâkı, yaşantısı ve davranışları ile insanların en şereflisidir.
Hz. Muhammed (s.a.s.)’in "elçi" ve "nebî" oluşuna birçok ayette vurgu yapılmıştır. Şu ayetleri örnek olarak verebiliriz: "Onlar (mutta- kî müminler), yanlarındaki Tevrat’ta ve incil’de yazılı buldukları Resule, o ümmî peygambere uyan kimselerdir..." (A’râf, 157), "Muhammed, Allah’ın elçisidir" (Fetih, 29), "Muhammed ancak bir peygamberdir..." (Al-i Imrân, 144) Hz. Muhammed (s.a.s.) son peygamberdir: "Fakat o, Allah’ın elçisini ve nebilerin sonuncusudur." (Ah- zâb, 40)
2. O, ümmetinin sıkıntıya düşmesini istemezdi
Bu hükmü, "Azîzün aleyhi mâ anittüm" cümlesi ifade etmektedir. "Aziz" fiili, çok anlamlı bir kelimedir: İzzet sahibi, şerefli ve değerli oldu; zayıf oldu; kuvvetli oldu; bir şey zor oldu; az oldu ve su aktı anlamlarına gelir. Buna göre "azîz" kelimesi; çok şerefli, çok değerli, izzet sahibi, çok kuvvetli, çok zayıf, çok zor, çok akıcı demektir. Ayette geçen "azîz" kelimesi, Peygamberimizin ayrı bir niteliği kabul edildiğinde "O; çok şerefli, çok değerli"; aleyhi mâ anittüm cümlesiyle birlikte değerlendirildiğinde ise "Çok zor gelmek" anlamına gelir. "Ane- te" fiili; bir işte zorluk meydana geldi, şiddet ve sıkıntı ile karşılaştı, helâk oldu demektir. "Azîzün aleyhi mâ anittüm" cümlesi, Hz. Peygamberin bir niteliği kabul edildiğinde; "Sizin sıkıntıya uğramanız, zahmet çekmeniz, bir musibete maruz kalmanız ona çok zor gelir, onu üzer"; "azîz" ayrı "aleyhi mâ anittüm" ayrı bir nitelik kabul edildiğinde ise; "O, çok azizdir, çok izzet sahibidir, sizin sıkıntıya uğramanız onun aleyhinedir, zahmet çekmenizi istemez, bütün dertlerinize karşı duyarlıdır" anlamına gelir. Sevgi, şefkat ve rahmet peygamberi olan Hz. Muhammed (s.a.s.) Allah’ın bütün kullarının dünyada ve âhirette mutlu olmasını ister, sıkıntıya maruz kalmalarını istemez.
3. O, ümmetine çok düşkündü
Ayette geçen "harîsün" kelimesi; bir şeyi çok arzu eden demektir. Peygamberimiz (s.a.s.), çevresindeki insanların mümin olmalarını, sâlih ameller işlemelerini ve Allah’ın rızasına ermelerini çok istiyordu. İman etmeyenlere çok üzülüyordu. Yüce Allah, Peygamberimizin ümmetine olan bu düşkünlüğünü "Nerede ise kendini helâk edeceksin" şeklinde ifade etmektedir: "Mümin olmuyorlar diye âdetâ kendini helâk edeceksin." (Şuarâ, 3) Bütün insanların iman edip güzel ameller işleyerek, Kur’an ahlâkına sahip olarak güvenli, huzurlu ve mutlu olmalarını isterdi.
4. O, çok şefkatli idi
Şefkat ve merhamet göstermek, esirgemek ve acımak anlamındaki "r-e-f" kökünden türeyen ve "râif" kelimesinin mübalâğalı şekli olan "raûf", çok şefkatli demektir. Gerçekten Peygamberimiz ümmetine çok müşfik idi, onların da müşfik olmalarını isterdi.
5. O, çok merhametli idi
"Rahîm", çok merhametli demektir. Peygamberimiz (s.a.s.) insanların en merhametlisi idi. Bu merhameti herkese yönelikti. "Ey Allah’ın Elçisi! Müşriklere beddua et" denildiğinde, "Ben lânetçi olarak gönderilmedim, rahmet olarak gönderildim" buyurmuştu. (Müslim, Birr, 87) Uhut savaşında yüzü yaralandığında bile kâfirlere; "Allah’ım! Kavmimi bağışla, çünkü onlar, bilmiyorlar" diye dua etmişti, (ibn Hıbbân, Ed’ıye, No: 973) Çünkü o, âlemlere rahmet olarak gönderilmişti. (Enbiyâ, 107) Peygamberimiz (s.a.s.), mümin-kâfir bütün insanlara Allah’ın bir lütfü, nimeti ve ihsanı olarak gönderilmiştir. Hz. Muhammed (s.a.s.)’e ve ona indirilen ilâhî vahye iman edip itaat edenler bu rahmetten yararlanmış, dünya ve âhiretlerini mutlu etmişler; iman ve itaat etmeyenler ise geçmiş top- lumların başına gelen felâketlerden beri olmak suretiyle dünyada bu merhametten yararlanmış olurlar.
Peygamberimiz (s.a.s.), insanların zararına değil yararına gönderilmiştir. O, insanlar için bir sıkıntı değil, huzur kaynağıdır. Hiçbir insan Peygamber ve onun rehberliği sebebiyle sıkıntıya düşmez, düşmüş ise bir yanlış anlama söz konusudur. Peygambere uyan, onu kendisine rehber edinen kimse özel, aile ve toplum hayatında mutlu olur.
Sure başlarındaki besmelelerin dışında Kur’an’da 114 defa geçen "Rahîm" ismi, bu ayetin dışında hep Allah’ın sıfatı olarak kullanılmıştır. Bir ayette (Fetih, 29) Peygamberimiz ve müminler "ruhamâ" (çok merhametliler) şeklinde nitelenmiştir. Bu müminlere bir mesajdır, merhametli olun, peygamberin ahlâkına sahip olun demektir. Bize, "Yeryüzündekilere merhamet edin ki göktekiler de size merhamet etsin." (Ebû Dâvûd, Edeb, 66), "İnsanlara merhamet etmeyenlere Allah da merhamet etmez." (Buhâ- rî, Tevhîd, 2) "Allah ancak merhametli kullarına merhamet eder." (Buhârî, Cenâiz, 23) ve "Küçüklerimize merhamet etmeyen, büyüklerimizin hakkını tanımayan bizden değildir/sünnetimizi terk etmiştir." (Ebû Dâvûd, Edeb, 66) prensiplerini o öğretmiştir.
Tahlil etmeye çalıştığımız ayette peygamberimizin beş niteliği bildirilmektedir: Resul, aziz, harîs, raûf ve rahîm. Ahzâb suresinin 4556. ayetlerinde Peygamberimizin peş peşe beş niteliği daha bildirilmektedir: Bunlar; şâhit (imanı, ibadeti ve ahlâkı ile örnek, model), be- şîr (iman edip sâlih amel işleyenleri Allah’ın nimetleriyle müjdeleyici), nezîr (inkâr edip isyan edenleri İlâhi azap ile uyarıcı, ikaz edici), dâî (insanları Allah’a, O’nun dinine çağıran hak da- vetçi), sirâc-ı münîr (aydınlatıcı kandil, gerçeği götsen ışık).
Yüce Allah; zatına ait raûf ve rahîm sıfatları ile Peygamberimizi nitelemiş ve onu "Yüce bir ahlâk sahibi" (Kalem, 4) olmakla övmüştür. Peygamberimizin Kur’an’da geçen Muhammed ve Ahmed İsimleri (Al-i Imrân, 144; Buhârî, Menâkıb, 17) de onun övgüye ve saygıya lâyık, ismi ile mü- semma bir değere sahip olduğunu ifade eder.
Sonuç ve değerlendirme
Bir beşer olarak Peygamberimiz (s.a.s.), peygamberlik görevini hakkı ile yapmış ve ayette sayılan niteliklere gerçekten sahip olmuştur. Peygamberimizin nitelikleri elbette bu ayette sayılanlardan ibaret değildir. Onun Kur’an’da geçen bazı niteliklerine kısaca işaret edelim: O insanları hakka çağıran, dini tebliğ eden bir peygamberdi (Mâide, 99), zorlayıcı (Kâf, 45), zorba (Ğâşiye, 22) ve katı kalpli değildi. (Al-i Imrân, 159) Yumuşak davranışlı (Al-i Imrân, 159) ve öğüt verici idi. (Ğâşiye, 2i) İnsanlara Allah’ın ayetlerini anlatmış, onları şirk, küfür ve nifaktan temizlemiş, kitabı, hikmeti ve bilmediklerini öğretmiş (Cuma, 2), onları doğru yola iletmişti. (Şûrâ, 52) iyiliği emretmiş, kötülüğü menetmişti. (A’râf, 157) Kur’an hükümlerini açıklamış, dinî konularda hüküm vermiş (Nahl, 44), helâli ve haramı bildirmişti. (Araf, 157) Kur’an hükümlerini, emir ve yasaklarını hayatında uygulamış, Allah yolunda cihat etmişti. (Nisa, 84) O; özü, sözleri ve davranışlarıyla bütün insanlara en güzel örnekti. O; şiddet, nefret ve terör değil sevgi, merhamet ve şefkat peygamberi idi. O, ümmetine karşı görevini en güzel biçimde yerine getirmişti. Ümmetinin de görevi ona iman ve itaat etmek, onu sevmek ve sevdirmek, tebliğ ettiği dini yaşamak ve yaşatmaktır.
Biz Müslümanlar, onu malımızdan, canımızdan her şeyimizden çok severiz. Ona saygıda hiç kusur etmeyiz, edenleri hoş görmeyiz. Allah ve melekleri ona salât ve selâm eder. (Ahzâb, 56) Biz de onun adı anıldıkça ve her namazımızda ona salât ve selâm ederiz. Bunu, Allah’ın bize bir emri olduğu (Ahzâb, 56) bilinciyle yaparız. Allah’a ve peygambere söz, eylem ve davranışla saygısızlık edenler, eziyet verenlere Allah’ın dünya ve âhirette lânet ettiğini ve onlar için alçaltıcı bir azap hazırladığını Kur’an’da öğreniyoruz. (Ahzâb, 57)