Makale

GIYBET VE İFTİRA

GIYBET VE İFTİRA

Prof. Dr. Zekeriya Güler

Ebu Hüreyre’den (r.a.) rivayet edildiğine göre Rasulüllah (s.a.s.),
“Gıybet nedir, bilir misiniz?” diye sordu. Orada bulunanlar,
“Allah ve Rasulü daha iyi bilir.” diye cevap verdiler. Bunun üzerine Peygamber (s.a.s.),
“Gıybet, kardeşini hoşlanmadığı bir şeyle anmandır.” buyurdu.
“Eğer söylediğim şey kardeşimde varsa, ne dersiniz?” diye sorulunca Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurdu:
“Eğer söylediğin şey onda varsa onun gıybetini yaptın, yoksa o zaman ona iftira ettin demektir.”
(Müslim, Birr, 70; Ebu Davud, Edeb, 35; Tirmizi, Birr, 23.)
Açıklama
Hadisin Müslim rivayetinde, gıybetin ne olup olmadığı suali bizzat Peygamberimiz (s.a.s.) tarafından sorulur. Ebu Davud ve Tirmizi rivayetlerinde ise sualin sahabe tarafından sorulduğu görülür. Muhatabın dikkatini çekmek için soru-cevap yoluyla konuyu anlatmak, Rasul-i Ekrem’in (s.a.s.) uyguladığı bir eğitim yöntemidir. Bu yöntemde, suale muhatap olan sahabenin “Allah ve Rasulü daha iyi bilir.” diye cevap vermesi, bir edep ve nezaket kuralı olarak değer taşır.
Hadis metninde gıybet, “kardeşini hoşlanmadığı bir şeyle anmandır.” diye tarif edilirken, iftiranın ne demek olduğu da anlatılır. Bu demektir ki, birinin gıybetinde kriter, söylenen sözün gerçeğe dayanması ve bizatihi kötü olup olmaması değil, konuşulup çekiştirilen kişinin bundan incinip incinmemesidir. Bu kritere göre, konuşulmasından hoşlanmadığı bir durum veya sıfatın sözlü veya yazılı olarak dile getirilip çekiştirilmesi, onun taklit veya karikatürize edilmesi gıybete girer. Gıybetin haram olduğunda görüş birliği bulunmaktadır. İş, ticaret, ortaklık, mesleki liyakat, komşuluk ve dünürlük gibi konularda soruşturulan kişinin güvenilir olup olmadığı kendisine danışılan bir kimsenin bildiği doğru ve gerçekleri gizlemeyip sözlü veya yazılı bilgi vermesi ise gıybet sayılmaz.
Büyük bir günah olarak iftira/bühtan ise “asılsız suç, günah yahut kusur sayılan bir söz, davranış veya sıfat isnadında bulunmak” anlamına gelir. Şüphesiz gıybet ve iftira, birer kul hakkı ihlalidir. Ne var ki iftiranın uhrevi cezası, amel bakımından insanı iflasa ve ahiret yoksulluğuna götürecek kadar ağırdır. (Müslim, Birr, 59; Tirmizi, Ķıyamet, 2.) Esasen Rasul-i Ekrem’in, “Eğer söylediğin şey onda varsa onun gıybetini yaptın, yoksa, o zaman ona iftira ettin demektir.” diye verdiği cevap, bu açıdan olduğu kadar, eğitim yöntemleri açısından da önem arz eder. Zira bu yöntemle Peygamberimiz (s.a.s.), toplumun kanayan birer yarası olarak gıybet ile iftiranın mahiyetine ve ikisi arasındaki farka vurgu yaparak zihinlere iyice yerleştirmeyi hedeflemiştir.
Gıybet, nemime (kovculuk, nemmamlık, gammazlık, dedikoduculuk, laf taşıyıcılık, iki yüzlülük) terimini de çağrıştırır. Nemime, “gıybet sayılan sözleri insanların arasını bozmak niyetiyle taşımak ve onları birbirine düşman edecek tarzda anlatmak” diye tarif edilir. Gıybette bozgunculuk yapma niyeti ve hedefi aranmaz. Nemime, toplumsal huzur ve barışı bozduğundan gıybetten daha ağır bir günah sayılır. Nitekim Rasul-i Ekrem şöyle buyurur: “Kovculuk yapan kimse cennete giremez.” (Buhari, Edeb, 49; Müslim, İman, 168.)
Öte yandan, duygu ve düşüncenin tercümanı olarak dil, olumlu ve olumsuz anlamda en etkili iletişim aracıdır. Bu yüzden de ağızdan çıkan her sözün, vücudun diğer uzuvları üzerinde etkisi görülür. Şu iki hadis, bu anlamda dilin afetini göstermesi bakımından ilgi çekicidir:
“İnsanoğlu sabahlayınca bütün uzuvları dile başvurarak (lisan-ı hâl ile) şöyle derler: Bizim haklarımızı korumakta Allah’tan kork; görev ve sorumluluğunun farkında ol. Biz ancak senin söyleyeceklerinle ceza görürüz. Biz sana bağlıyız. Şayet sen doğru olursan, biz de doğru oluruz. Şayet sen yoldan çıkarsan biz de sana uyar ve senin gibi oluruz.” (Tirmizi, Zühd, 61.)
“Aleyhine olacak sözlerden dilini tut, evinde kalmayı yeğle, kendi günahın için pişmanlık duyarak gözyaşı dök!” (Tirmizi, Zühd, 61.)
Ayrıca sağlam imanı dürüst kalbe, dürüst kalbi de doğru dile bağlayan, diline ve iffetine sahip çıkan kimseye cenneti garanti eden Rasul-i Ekrem’in, insanların gıybetini yapıp şeref ve haysiyetlerini rencide ederek onları itibarsızlaştırma günahının, ahirette kendilerine acı, ıstırap ve gözyaşı olarak geri döneceğini haber verdiği görülür. (Buhari, Rikâk, 23.)
Bu itibarla, Yüce Kur’an’ın “Arkadan çekiştiren ve ayıp kusur arayan herkesin vay hâline!” (Hümeze, 104/1.), “Hakkında bilgin bulunmayan şeyin ardına düşme. Çünkü kulak, göz ve gönül, bunların hepsi yaptıklarından sorumludur.” (İsra, 17/36.) ve “Birbirinizin gıybetini yapmayınız; herhangi biriniz ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? Bak bundan tiksindiniz! Allah’a itaatsizlikten de sakınınız. Allah tövbeyi çok kabul edendir, çok merhametlidir.” (Hucurat, 49/12.) uyarıları gereği mümin, dilini tutmak suretiyle gıybet yasağını çiğnememelidir.
Gerçekten de gıybet, ister sözle yapılsın, ister kaş göz hareketi ve el kol işareti gibi beden diliyle yapılsın, iğrenç bir davranış ve çirkin bir ahlaktır. Ancak görev ve sorumluluk alanı ne olursa olsun, zulüm, fesat, kötülük ve zararlarından sakındırmak için düşük karakterlerin gıybetini yapmak, güzel bir dil ve üslupla onları eleştirmek ve kınamak meşru görülmüştür.
Açıktır ki, zan, tecessüs ve gıybetin kötülüğünü etkili bir üslupla açıklayan ayetten bir önceki “Biriniz diğerinizi karalamayınız.” (Hucurat, 49/11.) ayeti, gıybetin vahametine işaret eder. Nasıl ki bir insanı bedenen taciz etmekten kaçınmak gerekiyorsa, dil ile onun şeref, haysiyet ve namus gibi kişilik haklarına dokunmaktan da sakınmak gerekir. Hatta şu hadis, onun, gıyabında yapılan haksız eleştirilere karşı kardeşinin kişilik haklarını koruma ve kollama görevi olduğunu öğretir:
“Kim, kardeşinin şeref ve haysiyetini onu gıybet edene karşı savunursa, Allah onu kıyamet günü cehennemden korur.” (Tirmizi, Birr, 20.)
Hadisten Öğrendiklerimiz
• “Din kardeşini rencide edici söz ve davranışlarla anmak” demek olan gıybet, günah ve haramdır. “Gıybet sayılan sözleri insanların arasını bozmak niyetiyle taşımak” anlamındaki nemime de ittifakla büyük günahtır.
• Gerçek iflas ve ahiret yoksulluğu demek olan iftira, “asılsız suç, günah yahut kusur sayılan bir söz, davranış veya sıfat isnadında bulunmak” anlamına gelir.
• Gıybet, nemime ve iftira, birer hukuk ihlali olduğundan tövbe ederek salaha kavuşulmalıdır. Mümin, gıybet, nemime ve iftira kamçılarıyla rencide etmekten kaçınması gerektiği gibi, haksız eleştiri ve sataşmalara maruz kalan masum insanı koruma görev ve sorumluluğunu üstlenmelidir.