Makale

Ortak Akıldan Yararlanma Yöntemi İstişare

Dr. Muhlis Akar
Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı

Ortak akıldan yararlanma yöntemi
İstişare

Maddî ve manevî sıkıntılardan kurtuluşun, ailede huzur ve mutluluğun, bireysel ve toplumsal alanda başarının, çalışma hayatında verimliliğin, yönetimde adâlet ve ihsanın önde gelen şartlarından biri de; "Ortak aklı harekete geçirme yöntemi" olarak ifade edebileceğimiz istişare uygulaması prensibidir.
İstişare; (Bk, Dini Kavramlar Sözlüğü, D.I.B. Yay. İstişare mad; Şamil İslâm Ansiklopedisi, İstişare mad) herhangi bir konuda doğru sonuca ulaşmak veya isabetli karar verebilmek için bir başkasının görüşüne başvurmak, birine bir konuyu danışmak, karşılıklı olarak görüş alışverişinde bulunmak, ihtisas sahiplerinden görüş almak demektir. Istişâ- re; "Şûra", "Müşavere" ve "Meşveret" kelimeleri ile eş anlamdadır. İstişare bir nevi içtihat demektir. Konusunu ise Kur’an ve sünnetin açıkça beyan etmediği hususlar teşkil eder.
Ayrıca değişik görüşlere başvurmak suretiyle doğru sonuca ulaşmak; arının çeşitli çiçeklerden gerekli malzemeyi toplayıp, onları işledikten sonra bal yapmasına benzetilmiştir.
Kur’an’da istişâre
istişare, İslâm’ın önemli prensiplerinden biridir. Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’in Şûra Sûresi’nde ahirette mükâfatlandıracağını vadettiği müminlerin özelliklerinden bahsederken; onlardan birinin de işlerini müşâvere yoluyla yapmak olduğunu beyan eder:
"(Dünyalık olarak) size her ne verilmişse, bu dünya hayatının geçimliğidir. Allah’ın yanında bulunanlar ise daha hayırlı ve kalıcıdır. Bu mükâfat, inananlar ve Rablerine tevekkül edenler, büyük günahlardan ve çirkin işlerden kaçınanlar, öfkelendikleri zaman bağışlayanlar, Rablerinin çağrısına cevap verenler ve namazı dosdoğru kılanlar; işleri, aralarında şûrâ (danışma) ile olanlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan Allah yolunda harcayanlar, bir saldırıya uğradıkları zaman, aralarında yardımlaşan- lar içindir. (Şûrâ, 36, 37, 38, 39)
Ayet-i Kerime’ye göre gerçek müminler hiçbir işi baskı ve zorbalıkla yapmazlar. Herhangi bir iş yapmak ya da problemi çözmek için aralarında görüş sahibi olanlarla bir araya gelerek fikir alış-verişinde bulunur, ortak aklın ürünü olacak sonuçlara ve çözümlere ulaşırlar.
Âl-i imran sûresinin 159. ayetinde ise peygamberimize hitaben; "...iş konusunda onlarla müşavere et. Bir kere de karar verip azmettin mi, artık Allah’a tevekkül et, (ona dayanıp güven). Şüphesiz Allah, tevekkül edenleri sever." buyrularak devamlı vahyin kontrolünde olan Hz. Peygamber (s.a.s.)’e yönetici sıfatıyla alacağı önemli kararlarında yanındakilerle istişârede bulunması emredilmektedir.
Bu bakımdan İslâm dininde şûrâ, hem yönetenlerin hem de yönetilenlerin uymaları gerekli hayatî bir ilkedir. Yöneticiler; siyaset, idare, teşrî ve toplumla ilgili birçok meselede istişârede bulunmakla; yönetilenler de, kendi görüş ve düşüncelerini idarecilere bildirmekle sorumlu tutulmuşlardır.
Aynı şekilde Kur’an’ın diğer bazı ayetlerinde de doğrudan ya da dolaylı olarak istişâreye yer verilmektedir. Meselâ A’raf sûresinin 155. ayetinde Mûsa (a.s.)’nın, kavminden seçtiği temsilciler vasıtasıyla görüştüğü belirtilmektedir. Nemi sûresinde ise, Süleyman (a.s.)’ın, başta insanlar olmak üzere diğer canlıların temsilcileriyle yaptığı ortak görüşme ve değerlendirmelerden bahsedilmekte ve müşavere meclisinde alınan kararlar istikametinde hareket ettiği ifade edilmektedir. Yine aynı sûrede Sebe Melikesi Belkis’in de Süleyman (a.s.) ve ordularına karşı etrafındaki ileri gelenlerle toplantı yaptığı ve birtakım kararlar aldığı bildirilmektedir. (Bk, Nemi, 20-44)
Benzeri örnekler Kur’an’ın diğer ayetlerinde de vardır. Bütün bunlar şunu göstermektedir: Yüce Allah ulu’l-emre itaati emretmekle beraber; (Bk, Nisâ, 59) yönetimin istibdada dönüşmemesi için şûrâ prensibini koymuş ve bu adla anılan sûrede Müslümanların işlerinin kendi aralarında istişâre (karşılıklı danışma) yoluyla olacağını bildirmiştir.
Sünnette istişâre
Kur’an-ı Kerim’de müminlerin önde gelen özelliklerinden biri olarak zikredilen istişârenin en güzel örneklerini ve uygulanışını Sevgili Peygamberimizin hayatında görmekteyiz. Efendimiz, bir hadislerinde; "İstişâre eden pişman olmaz" (Tecrîd-i Sarih, IV/135; VI/545) buyurmuş; kendileri de dinle ilgili konularda vahyi beklediği ve İlâhî emirler doğrultusunda hareket ettiği halde; hakkında nass olmayan, görüş ve içtihada açık konularda ashâbına danışmış, böylece onların fikir ve düşüncelerine değer vermiştir. Çünkü makam ve mevki sahiplerinin mahiye- tindekilerle istişâre etmesi; onlara değer vermesi anlamına gelir.
Hz. Peygamberin ashabıyla istişârede bulunduğuna dair çok sayıda örnek vardır: Meselâ Uhut savaşını, savunma veya taarruz şeklinde yapma konusunda arkadaşlarına danışmış; kendi fikri, Medine’de kalıp savunma savaşı yapmak olduğu halde, istişâre sonucu sahâbenin çoğunun görüşüne uyarak Medine dışına çıkılması kararını uygulamıştır. Aynı şekilde Bedir esirleri konusunda, Uhut ve Hendek savaşlarında, Hudeybi- ye’de, Taif Seferinde, ifk hadisesinde, ezan meselesinde ve benzeri birçok konuda ashabıyla istişâre etmiştir. Daha sonra gelen idareciler de Hz. Peygamberin yolunu takip etmiş ve istişâreye büyük önem vermişlerdir. Hz. Ebû Bekir ve Ömer (r.a.); istişâre etmek üzere Hz. Osman, Hz. Ali, Abdurrahman b. Avf, Muaz b. Cebel, Ubey b. Ka’b, Zeyd b. Sâbit ve diğer ashaptan oluşan birer özel müşâ- vere heyeti oluşturmuşlardır.
İstişâre alanları
- İstişâreden bahsedilince aklımıza sadece İdarî organizasyonlar gelmemelidir. İstişâreye öncelikle toplumun çekirdeği olan âileden başlanmalıdır. (Bk, Talâk, 8) Ailede eşler ve onların yetişkin çocuklarının beraber hareket etmeleri, çok önemli kararları birlikte almaları mutlu bir aile yuvasının önemli şartlarından biridir. Şüphesiz bu uygulama ailede sevgi ve saygıyı artıracak, eşlerin birbirlerine güven duymalarını sağlayacak, müşâvereye ortak edilecek çocukları da hayata hazırlayacaktır. Ancak üzülerek ifade edelim ki; bugün ailelerin belki birçoğu şûra/istişâre prensibini uygulamamakta; eşler, alacakları önemli kararlarda birbirlerine danışmamaktadırlar. Hele çocukların görüşlerine hemen hemen hiç değer verilmemektedir. Bu ihmal ise, ailede sevgi ve saygıyı azaltmakta, güven duygularını zedelemekte, daha da acısı boşanmanın önemli sebeplerinden birini teşkil etmektedir.
- Çalışma ve iş hayatı açısından da istişare önemli bir ihtiyaçtır. Zira çalışma hayatıyla ilgili yapılan araştırmalar göstermektedir ki; istişâre yapılan işyerlerinde çalışanlar kendilerine önem verildiğini hissetmekte ve bu durum verimliliğe yansımaktadır. Nitekim Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) de "En iyisini çalışanlar bilir" sloganıyla, işverenlerin istişâreye önem vermeleri gerektiğini ifade etmektedir. Çünkü karşılıklı olarak istişâre yapılan işyerlerinde iş barışının, verimliliğin, iş doyumunun ve çalışanla çalıştıran arasındaki kardeşlik duygularının daha yüksek olacağında hiç şüphe yoktur. Bu bakımdan gerek özel sektörde gerekse kamu sektöründe, çalışanlarla çalıştıranlar arasında karşılıklı istişâreler yapılmalı, çalışma barışının sağlanıp, verimliliğin arttırılabilmesi için, çalışanların fikir ve görüşlerinden yararlanılmalıdır.
- Aynı şekilde eğitim ve öğretim alanında yapılacak karşılıklı istişâreler de, ayrı bir önem ve değer arz etmektedir. Şüphesiz eğitimi iyi bilen insanlarla istişâre edilmesi, okullarda öğretmen, öğrenci ve veli işbirliğinin sağlanması, karşılıklı olarak istek, dilek, şikâyet ve beklentilerin dile getirilip, çözümler aranması ve bu konuda ortak hedefler belirlenmesi; eğitim ve öğretimde başarı oranını artıracak, belirlenen hedeflere daha kolay bir şekilde ulaşmaya katkı sağlayacaktır.
- Şûrâ prensibi ilim ehlinin faaliyetlerinde ise içtihadın bir işlevi olarak yürütülür. Bunun sonucunda ittifak oluşur. Bu bakımdan istişâre prensibinin İlmî müzakereler açısından da apayrı bir önem ve işlevi vardır.
- Kısaca aile meclisleri ve apartman yönetimlerinden, dernek ve vakıf faaliyetlerine; eğitim-öğretim, din hizmetleri ve İlmî müzakerelerden iş ve çalışma hayatına; yerel yönetimlerden merkezî idarelere kadar gerek sivil ve özel alanlarda, gerekse kamu alanlarında hayatın bütünüyle ilgili olarak istişâreler yapmak, işleri katılımcı/sinerjik yönetim anlayışıyla yürütmek, ortak akıldan yararlanmak İslâm’ın getirdiği ve müminlerden istediği çok önemli bir görevdir.
İstişarenin hükmü
istişâre, kişi ya da kişilerin kendilerini ilgilendiren konular da başkalarının görüşlerine başvurmaları veya idârecilerin kamu hizmetleriyle ilgili meselelerde müşâverede bulunmaları şeklinde iki yönden yapılabilir. Birinci durumda istişâre sünnettir. (Nevevî, Şerhu’l- Müslim, Kahire 1347-49/1929-30, IV, 76) idârecilerin halkın durumunu ilgilendiren hususlarda istişârede bulunmasının hükmü konusunda ise farklı görüşler vardır, "...iş konusunda onlarla müşavere et..." ayetinin gereklilik mi veya tavsiye mi ifade ettiği hususunda İslâm bilginleri ihtilâf etmişler; ancak idarecilerin istişârede bulunmalarının vacip olduğu (Kurtubî, el-Câmi li-Âhkâmi’l-Kur’ân, Kahire 138687/1966-67, IV, 249250; Fahreddin er-Râzî, Mefâtihu’l- Gayb, Kahire 1934-62, IX, 76; Neve- vi, a.g.e., IV, 76) görüşü daha ağırlık kazanmıştır. Bu bağlamda Şûrâ sûresinin 38. ayetinde, istişârenin iman ve namaz kılmakla birlikte ele alınmasının, konunun önemini vurguladığını ve bizim de istişâreyle emrolun- duğumuza delâlet ettiğini ifade edenler de olmuştur. (Cessâs, Ah- kâmü’l-Kur’an, Beyrut, ts., V, 263; M. Tâhir b. Aşûr, a.g.e, IV, 148)
Diğer yandan bütün Müslü- manlara ait işler herkesi ilgilendirdiği için, onlara ait meselelerin görüşülmesinde idare edenle, idare edilenlerin hakları eşit kabul edilmiştir. Çünkü Yüce Allah: "Onların işleri kendi aralarında meşveret iledir" buyurarak her iki tarafın meşveret esnasında eşit konumda olduklarına işaret etmektedir.
istişâreyle ilgili dikkat edilmesi gereken diğer bir husus da şudur: Şûrâ, icmâ kararıyla ya da çoğunluğun görüşüne göre usûlüne uygun bir şekilde gerçekleştirilmişse, üzerinde anlaşılan görüşe muhalefet edilmemeli, alınan kararlara riâyet edilmelidir. Nitekim Rasûlullah da kendi içtihatlarına rağmen çoğunluğun görüşlerine uyarak Uhud’a çıkmış, sonra da alınan kararın sonuç itibarıyla hatalı olduğu anlaşılmış, ancak kendileri çoğunluğun içtihatlarıyla ilgili olarak hiçbir değerlendirme ya da eleştiride bulunmamıştır. Bu bakımdan ilgili taraflar bir araya gelerek istişârede bulunmalı; karşılıklı itirazlar, eleştiriler ve tartışmalar yapılmalı, sonunda en isabetli olan görüş kabul edilmelidir. Bundan sonra ise artık sürecin işlemesi engellen- memelidir.
Kimlerle istişâre edilebilir?
Şüphesiz şûrâ ya da istişâre deyince, bundan anlaşılması gereken, danışılacak konularda ilmi, irfanı, uzmanlığı ve tecrübesi olan insanların görüş ve önerileridir, onlarla yapılacak is- tişârelerdir. Bu bakımdan istişâre ederken kime veya kimlere danışılacağı hususu önemlidir. Bu hassasiyet, yapılacak olan bir işin hayırla sonuçlanmasına önemli derecede katkı sağlayacaktır. Bu yüzden danışılacak olan kişi ya da kişilerin; ilim, irfan, akıl ve tecrübe sahibi, samimi, sağlam fikirli, keskin görüşlü, insan psikolojisini iyi analiz edebilme, doğruluk ve güvenilirlik gibi özelliklere sahip olmasına dikkat edilmelidir.
Görüş ve düşüncelerine başvurulan ve bu özelliklere sahip olan kişi ya da kişiler ise, emanet sorumluluğu içerisinde hareket etmeli, mahremiyet içeren konuları üçüncü şahıslarla paylaşmamalı, hiçbir etki altında kalmadan tarafsız ve doğru bilgi vermelidir. Rasulullah (s.a.s.); "Kendisiyle istişâre edilen kimse güvenilen insandır." (Tirmizî, Edep, 57 (2822); Ebû Davud, Edep, 5128; Ahmed bin Hanbel, Müs- ned, V/274) buyurarak; kendisine güvenilen ve danışılan kimselerin, istişârede bulunanın yararına olan şeyleri gizlemeleri, ona ihanet etmemeleri ve sırlarını çevreye yaymamaları gerektiğine işaret etmişlerdir.
Değerlendirme ve sonuç
Herhangi bir işte başarıya ulaşabilmenin önemli şartlarından biri de istişâredir. işlerini istişâre ile yapanlar, yanılma ve başarısızlıklarını en alt düzeye indirmiş olurlar. Atalarımız; "işlerini danışarak yapan dağlan aşar, danışmayan ise düz yolda şaşar" diyerek bu gerçeği en güzel şekilde ifade etmişlerdir.
Günümüzde "katılmalı yönetim" olarak da adlandırılan istişâre; insanların karar verme ve yönetim sürecine katılımlarını sağlar; karar verme durumunda olanların sorumsuzca ve sınırsızca hareket etmelerini önler. Çalışma hayatına barış ve huzur getirir; çalışanların motivasyonlarını, gönüllü katılımlarını ve dolayısıyla verimliliklerini artırır; çözümü güç gibi görünen bir çok problemin çözümünü kolaylaştırır.
Unutulmamalıdır ki, kendi düşüncelerine çok fazla güvenen ve başkalarının fikirlerinden yararlanmasını bilmeyenler; üstün bir kabiliyete, keskin bir zekâya, engin bir ilim ve tecrübeye sahip olsalar bile; düşüncelerini meşverete arz eden normal insanlara göre yanılma ve hata yapma payları daha çoktur.
Diğer yandan yapılacak istişârelerden hayırlı sonuçlar alınabilmesi için, görüş ve düşüncelerine başvurulacak kişilerin seçimlerine de dikkat edilmeli, emniyet, güven, ilim, irfan ve deneyim sahibi insanlar olmalarına özen gösterilmelidir.
Müslüman bir kişinin ihtiyaç duyduğu alanlarda başkalarıyla istişârede bulunup, onların görüş ve düşüncelerinden yararlanması bir istişâredir. Kişi, bu istişâre sonucunda elde ettiği fikirlerden en uygununu seçip uygulayabilir. Ancak devlet işlerinde, konunun uzmanlarıyla istişâre edilmiş ve meşveret veya şûrâ denilen toplantılarda ortak bir karara varılmışsa, mümkün mertebe alınan bu kararlara uyulmalıdır, "...iş konusunda onlarla müşavere et. Bir kere de karar verip azmettin mi, artık Allah’a tevekkül et, (ona dayanıp güven). Şüphesiz Allah, tevekkül edenleri sever." ayetinde verilen mesaj budur.
Şurası da bilinmelidir ki, makam ve mevki sahiplerinin başkalarıyla istişârede bulunması, onların acziyetini ya da yetersizliğini değil; aksine kendilerine olan güveni ve büyüklüğünü gösterir. Zira Hz. Peygamber akıl ve zekâ yönüyle insanların en mükemmeli iken, Allah ona bile müşâvereyi emretmiştir.
O halde hayatımızda meşverete mutlaka yer vermeli, gerek bireysel plânda, gerekse toplum ya da yönetim planında, yalnızca "ben bilirim" anlayışıyla hareket etmemeli, alınacak kararları ortak akıl ve fikirle kuvvetlendirmelidir.