Makale

İSLAM IŞIĞINDA MÜSLÜMANLIĞIMIZLA YÜZLEŞME

KİTAPLIK

İSLAM IŞIĞINDA MÜSLÜMANLIĞIMIZLA YÜZLEŞME

Mehmet Dere

Kitap; zengin bir tarihî mirasa sahip olan İslam dünyasının geçmişten devraldığı dinî bilgi ve tecrübenin günümüzde nasıl anlaşılıp yaşanılması gerektiğine dair yeniden düşünme ve İslam’ın ışığında Müslümanlığımızla yüzleşmeye katkıda bulunmak amacıyla kaleme alınmıştır. Diyanet İşleri Eski Başkanı Prof. Dr. Ali Bardakoğlu, eserin yazılma gerekçesini şöyle açıklamaktadır: “İslam dünyası ve Müslümanlar olarak klasik dinî bilgi mirasımızı bugüne taşımada, dünyadaki baş döndürücü değişim karşısında tutum belirlemede, Kur’an’ı ve sünneti anlamada, İslam’ın evrensel davetini algılamada ve temsilde ciddi sorunlarımız olduğu aşikâr. Daha da acısı bütün bunların faturasının İslam’a çıkarılması ve yeni nesillerin bunlardan olumsuz etkilenmesidir. Böyle olunca mevcut bilgilerimiz ve anlayışımız, bizi buraya getiren sebepler üzerinde durulması; ardından da bunlar üzerine -can sıkıcı da olsa- bazı soruların cesaretle sorulması gerekir. Bu çalışma, ele aldığı konulara net çözüm önerileri getirmekten ziyade çözüm üretmenin vazgeçilmez şartı olan sorunların fark edilmesi, daha doğrusu farkında olmamız gereken devasa sorunlarımızın varlığına dikkat çekmeyi amaçlamaktadır.”
Kitap beş bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm; “İslam ve Modern Dönemde Müslümanlar”, “İslam ve Günümüzde Dinî İlimler”, “Gelenek ve Modernite Arasında İslam Yorumları”, “İlahiyatçıların Din Söylemi” gibi alt başlıklara ayrılmıştır. “İslam ve Modern Dönemde Müslümanlar” alt başlığında İslam’ın, Allah’ın gönderdiği dinin adı; Müslümanlığın ise bizim bu dini anlama ve yorumlama tarzımız olduğu vurgusu yapılmış; buna karşın İslam’ın tarihî tecrübesini yok saymanın ve onu dinden bağımsız bir olgu olarak göstermenin yanlışlığına dikkat çekilmiştir. “İlahiyatçıların Din Söylemi” alt başlığında ise, din söyleminde en önemli eksikliğin geçmişle şimdi arasında köprü kurmayı hedefleyen bir yöntemin bulunmayışı, ilahiyat alanında bilimsel bir geleneğin olmayışı olarak ifade edilmekte; bu olumsuzluğu önlemenin yolunun ise bilim insanlarına güvenmekten, bilimsel özgürlüklerin artmasından ve nitelikli eserler vermekten geçtiği hususuna vurgu yapılmıştır.
İkinci bölümde; Kur’an’da hukuki ve ahlaki vurgunun iç içe olduğu; vahyin nazil olduğu dönemdeki hukuki hükümlerin tarihî akış, toplumsal yapı ve örfi uygulama arasında göz ardı edilemeyecek bir bağ/bağlantı olduğu ifade edilmiştir.
Üçüncü bölümde; Peygamberimizin (s.a.s.) sünnetini kalıcı, kuşatıcı ve evrensel bir şekilde doğru anlamanın ve bu anlayışla yolumuzu, çağımızı aydınlatmanın önemine değinilmiş; “Sünnet” ile “Hadis” arasındaki farka dikkat çekilerek sünnetin “Hadis olarak Peygamber Efendimiz’den (s.a.s.) bize aktarılan söz, fiil ve onayların Kur’an, siret ve olgularla bir bütünlük içinde ele alınıp kelam ve fıkıh ilimlerince yorumlanması sonucu ulaşılan dinî bildirim ve bilgiyi ifade ettiği” şeklinde tanımlamıştır.
Dördüncü bölümde; fıkhın anlamındaki farka dikkat çekilerek “İslam’ın fıkhı” değil, “Müslüman toplumların fıkhı” olması gerektiğine değinilmiş; fıkhın hayatla iç içe, din ile hayat arasında köprü olarak insanların problemlerine dinamik çözümler üretmesi gerektiğine vurgu yapılmıştır.
Beşinci bölümde ise İslam ilahiyatının “1982 Öncesi” ve “1982 Sonrası” tarihî gelişimi ele alınmıştır. Bilindiği gibi 20 Temmuz 1982’de çıkarılan 41 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile ülkemizdeki yüksek İslam enstitüleri ilahiyat fakültelerine dönüştürülmüş, zamanla ilahiyat fakültelerinin sayısı artmış, özellikle de yüksek lisans ve doktora eğitiminde kontenjanların artırılmasının altyapı eksikliği, akademik kadro yetersizliği, izlenen öğretim usulü ve program nedeniyle birtakım sıkıntılara yol açtığı ve açabileceği hususuna değinilmiştir.