Makale

Bir Müslümanda Bulunması Gereken Temel Vasıf Güvenirlik

İlhami Ayrancı
DİB Eğitim Uzmanı

bir müslümanda bulunması
gereken temel vasıf
güvenilirlik

Hz. Peygamber, toplum tarafından meziyet olarak kabul edilen ve insana onur veren bir çok özelliğe sahipti. Onun bu özelliklerinin en önemlilerinden birisi ise güvenilirliğidir. Öte yandan, günümüz insanının da en çok ihtiyaç duyduğu, aradığı şey güvendir eminim, işimizin, eşimizin, oturduğumuz evin, bindiğimiz-kullandığımız arabanın, gittiğimiz yolun, birlikte olduğumuz arkadaşların-dostlarımızın, satın aldığımız eşyanın, alış-veriş yaptığımız kimselerin... güvenli olmasını, dolayısı ile güvende olmayı istiyoruz. Eşyaların güvenli olmasının yolu insanın güvenilir olmasından geçer.
İnsanın kendisini güvende hissetme ihtiyacını anlamak hiç de zor değil. Hayatımızın güvende olmasını istemek kadar tabii ne olabilir ki?
İnsanımızı huzurlu kılabilmek için güvenilir, kendisiyle barışık fertlerden müteşekkil huzurlu bir toplum meydana getirmek gerekiyor. Çünkü, her şeye ve herkese kuşkuyla bakan, tedirgin bir insanın huzurlu olmasını bekleyemeyiz.
Her alanda olduğu gibi bu konuda da; "el Emin" (özü sözü doğru, asla yalan söylemeyen güvenilir kimse) lakaplı, düşmanlarının bile kendisinden emin oldukları ve güvendikleri Peygamber Efendimizi kendimize örnek olarak alabiliriz.
İslam dininin bütün zorluklara, zorbalıklara ve zulme rağmen hızla yayılmaya devam ettiği, bu daveti kabul edenlerin inançları uğruna doğdukları yerleri bile terk ederek hicret ettiklerini gören müşrikler, Hz. Peygamberin hicret edeceği gece ona suikast düzenlemek niyetiyle evinin etrafını sararlar. Durumdan haberdar olan Hz. Peygamber Hz. Ali (K.V.)’yi çağırarak yatağına yatmasını ve müşrikler tarafından kendisine verilmiş emanetleri sahiplerine iade ettikten sonra yola çıkmasını ister.
Bütün bunları şunun için ifade ettim: Müşriklerin, "Atalarının dini" olarak tanımladıkları batıl inançları dışında yeni bir dine çağıran Peygamber Efendimize suikast planlamaya varan düşmanlıklarına rağmen, emanetleri konusunda hâla onu tercih etmeleri ve onun da kendisinin canına kasdetmeyi planlayanların emanetlerini bile sahiplerine ulaştırmak için yerine bir vekil bırakması, bize; insanlar arası ilişkilerimizi gözden geçirerek hayatımıza çeki-düzen vermemiz bakımından önemli ipuçları vermektedir. Şu ihtiyar dünyamızın uzun tarihinde böylesi bir güvene mazhar olmuş ve bunu hiçbir hal ve durumda yıkmamış kaç örneğe rastlayabiliriz?
Bu arada hemen, Hz. Peygambere "el Emin" lakabının peygamberliğinden çok önce verildiğini hatırlamalıyız. Ayrıca sırası gelmişken, belki hakkında ciltler dolusu övgü yazılabilecek bir konu olan Hz. Peygamberin güvenilirliği ile ilgili bir olayı daha nakletmek istiyorum. Ebu Davud’un naklettiğine göre; Abdullah Ibn Ebi’l Hamsa adında bir Mekkeli, bir gün Hz. Peygamberle şehrin belirli bir yerinde buluşmak üzere sözleşir fakat bu sözünü üç gün sonra hatırlar ve derhal buluşma yerine koşar. Sonuç onun da tahmin ettiği gibidir. Üç gün sonra sözleşme yerinde Resûlüllah kendisini beklemektedir. (Ebu Davud, Sünen Kitabu’l- Edep, 40/90)
Hz. Peygamberin, 25 yaşlarındayken ticaret vekilliğini yaptığı (ortağı) Hz. Hatice validemizle yaptığı izdivacında da, 35 yaşında yaptığı "Kabe Hakemliği" diye bilinen Haceru’l Esved’in Kabe’deki yerine konulması konusunda anlaşmazlığa düşen kabileler arasında yaptığı hakemlikte de (Haceru’l Esved’i yere serdiği kuşağının üzerine koydurmuş, kabile reisleri de kuşağın kenarlarından tutarak gereken yere birlikte getirmişler, taş yerine bizzat Hz. Peygamber tarafından konulmuştu) inisiyatif sahibi kişiliği ile güvenilirliğinin birinci derecede rol oynadığı izahtan varestedir.
ilahi tebliğin açıkça duyurulması emrinden sonra, Hz. Peygamber Mekkelileri Safa tepesine çağırmış ve onlara: "Size şu tepenin ardında şehri kuşatmak isteyen bir düşman ordusu var desem bana inanır mısınız?" diye sormuş, onlar da "Sen asla yalan söylemezsin. Senin söyleyeceğin her şeye inanırız" (Hamidullah Muhammed, Islâm Peygamberi, c. I, İrfan yay. 1st. 1980, sh. 96) cevabını vermişlerdi.
Necran Hıristiyanları kendisinden İslam’ı öğretecek bir öğretmen istediklerinde onlara, "Sîzlere güvenilir, gerçekten güvenilir, birisini göndereceğim" buyurmuştu. Bütün sahabenin Allah’ın Resûlünün gözünün içine baktığı ve kendisini göndermesini beklediği bir anda o, Ubeydullah b. Cerrah’ı seçmişti. Bu olayı da özellikle Islâm’ı tebliğ etme, topluma rehber-öncü olma durumunda olan din görevlilerimize hatırlatmak istedim. Allah Resûlünün bir davetçide aradığı temel vasıf, sınırsız bir güvenilirlik olmalıydı!
Hz. Peygamberin sünnetini gözden geçirdiğimizde ümmetine bıraktığı mukaddes mirastan birisi de, aksini düşünmenin bile mümkün olmadığı bir "güven"dir. Yalan konuşan, sözünde durmayan ve emanete hıyanet eden kimse münafıklık alameti taşıyor demektir. Nifakın olduğu yerde ise güven ve emniyet yoktur.
Öte yandan, insan hayatının düzene girmesinin hiç kimse tarafından aldatılmamakla mümkün olabileceği sanılır. Halbuki, Cihan Yamakoğlu’nun harika bir şekilde vecizeleştirdiği gibi, "hayatın güneşi asıl senin hiç kimseyi aldatmamaya karar verdiğin gün doğacaktır." (Yamakoğlu, Cihan, İnsan İlişkileri, Ankara, 1988, sh. 83) Özlediğimiz geleceği, pazardaki satıcıya. Hesabınız yanlış, benden eksik para aldınız" dedirtecek bir hissin insanda hareket haline gelmesiyle, çevremizdeki insanlara hiçbir şekilde zarar vermemek suretiyle ve nefsimizden fedakarlık ederek, yani kendimizden vererek kurabiliriz.
İslâm dininin müntesiplerine kazandırmayı hedeflediği en temel vasıf, dürüstlük ve güvenilir olmaktır. "Emrolunduğun gibi dosdoğru ol, seninle beraber tevbe edenler de dosdoğru olsunlar. Hak ve adalet ölçülerini aşmayın. Şüphesiz Allah yaptıklarınızı hakkıyla görür."(Hud, 112; Ayrıca Bkz. Tevbe, 119; Ahzab, 79; Bakara, 44) buyurulan Kur’ân’a birinci dereceden muhatap olan Müslümanların en temel vasfı, doğruluk ve dürüstlüktür. Bu kapsamda "hayvan yularından tutulur, insan sözünden" özdeyişini hatırlayarak, yerine getiremeyeceğimiz hiçbir sözü vermemeli, söz verdiğimizde de mutlaka tutmalıyız. Bir anlamda Peygamber vârisi olan din görevlileri de bu vasıflarıyla ön plana çıkmalı, güven telkin etmeli, insanların hiç çekinmeden mallarını emanet edebilecekleri sadâkat ve emânete ehil insanlar olmalıdırlar.
Doğru, dürüst ve güvenilir olmak, her insan için sahip olunması gereken bir vasıftır. Nitekim konuştuğunda yalan söylemek, aldatmak, hile yapmak, tuzak kurmak, sözünde durmamak gibi kötü nitelikler, her insanın yüzünü kızartacak suçlardır. Bu yüzden bir Müslümanda bu tür yanlışlıkların bulunması asla kabul edilemez.
Kimliğimizi-kişiliğimizi, başarımızı ve hatta imanımızı ilgilendiren bu konuya ciddi bir şekilde eğilmenin kaçınılmaz olduğunu, çünkü güvenilirliğin bir Müslümanın temel vasfı olduğunu düşünüyorum. "Bu devirde babana bile güvenmeyeceksin" gibi sakat mantığın egemen olduğu bu "sosyal yara"nın tedavisinin ancak Hz. Peygamberin yüce ahlâkının öğrenilmesi ve tatbikiyle mümkün olabileceğine inanıyorum.