Makale

ÖMER MUHTAR

ÖMER MUHTAR


Hilal CEYHAN KÖKSAL


Ankara Çankaya Kur’an Kursu Öğreticisi


İftiharla andığımız Millî mücadele yıllarında, sadece Anadolu’da değil; Osmanlı Devleti’nden kopan toprak parçalarının her birinde akıl almaz savaşlar yaşanıyordu. Sömürge kurma yarışında çok geç kaldığını düşünen İtalya, Libya -eski adıyla Trablusgarp ve Bingazi- topraklarına göz dikmiş ancak Sultan Abdülhamit’in idaresi döneminde buna fırsat bulamamıştı. Sultan’ın tahttan indirilmesinin hemen ardından İtalyanlar Trablusgarp’a çıkama yaptılar. 15 günde Libya’nın tamamını ele geçirmeyi planlıyorlardı. Fakat bir avuç Osmanlı kuvveti ile dayanışma içindeki Libya halkı büyük bir direniş gösterdi. İtalyan askerleri, sahil kentlerinin çevresinde sıkışıp kaldı. Savaş çıkmaza girdi.
Bu sırada Balkan Harbi patlak verdi. Osmanlı Devleti’nin zaten az sayıda olan kuvvetlerinin çekilmesiyle Libya halkı, İtalyan güçleri ile baş başa kaldı. Müslümanlar, ellerinde son model silahlarla ve donanımlı araçlarla ülkelerini işgal eden İtalyanlarla, sadece iman gücüyle mücadele etmeye başladılar.
Senusilerin lideri Seyyid Ahmed es-Senusi, I. Dünya Savaşı’na girme taraftarı değildi. Zira Libya’nın tek yardım kapısı olan Mısır’daki işgalci İngiliz güçlerine hücum etmek, bütün güçlerini kırabilirdi. Osmanlı devlet adamları ise Mısır üzerine yapılacak saldırıda Libya desteğini alarak İngilizleri Mısır’da boğmayı planlıyordu. Senusi kamplarına gelen Osmanlı subayları, Seyyid Ahmed’i zor da olsa ikna ettiler ve o, birliklerine İngiliz hududuna saldırı emrini verdi. İlk başta zafer kazanılacak gibi görünse de büyük kayıplar veren Seyyid Ahmed, halifenin çağrısıyla İstanbul’a çekilmek zorunda kaldı.
Ondan sonra Libya’da liderliği Seyyid Muhammed İdris devralırken; Mussolini, İtalya’da egemenliği ele geçirmişti. Mussolini, Senusi mukavemetinin kırılmasını öncelikli iş olarak görüyordu. İşgal hareketleri hızlandı. Bununla mücadele edemeyen Seyyid Muhammed İdris, Mısır’a yerleşirken, Libya tarihine damgasını vuracak bir lider Ömer Muhtar ortaya çıktı ve bir kahramanlık destanı yazdı.
Ömer Muhtar, direnişin liderliğini üstlendikten sonra, emrindeki kabileleri küçük gruplar hâlinde organize etti. Bu güçler vurucu tim şeklinde hareket ediyordu. Ani baskınlarla İtalyan ordusunu zor durumda bırakıyorlardı. Ömer Muhtar emrindeki güçler ile İtalyan kuvvetleri arasında, her yıl elliden fazla çatışma yaşanıyordu.
İtalyanlar, topyekûn Libya halkıyla savaşıyorlardı. Halk tam bir ölüm kalım savaşı vermekteydi. Harekâtın merkezi olarak Cebel-i Ahdar bölgesini seçen Ömer Muhtar, istihbarat konusunda çok başarılıydı. Onun stratejik dehası sayesinde İtalyan birlikleri çoğunlukla savunma durumunda kalıyor, arazinin yapısını çok iyi bilen yerli halk, hep avantajlı durumda oluyordu.
Mücahitlerin kesin başarısı için iyi bir teşkilatlanma gerekiyordu. Bunun için Ömer Muhtar, gizlice Mısır’a gitti ve İdris Senusi’den yardım talep etti. Ancak İdris, Mısır ve İtalyan hükümetlerinin arasını açmamak için buna yanaşmadı. Ömer Muhtar da kendisine cihadı bırakması yönünde yapılan hiçbir teklifi kabul etmedi. Bu davanın temsilcilerine mektuplar yazarak, “Tatlı olduğu ve meyve verdiği günlerde vatanınıza sahip çıkıyordunuz da acıklı günlerde nasıl da terk edip gidiyorsunuz?... Şunu iyi biliniz ki, biz Allah’a tevekkül ederek vatanımıza geri döndük ve kanımızın son damlasına kadar dinimizi, vatanımızı ve canlarımızı savunarak asla düşmana teslim olmamak üzere ahdettik... Yardımcımız Allah’tır, Allah.” dedi.
Bütün önlemlere rağmen Libya halkının direnişini kıramayan İtalya hükûmeti beş sene içinde bu topraklara beş vali göndermek zorunda kaldı. Sadece 20 aylık bir zaman diliminde Senûsi güçleri ile İtalyan ordusu arasında 263 çarpışma gerçekleşmişti.
Bu yıllar oldukça zorluydu. Çeşitli kabile şeyhleri Ömer Muhtar’a İtalyanlara teslim olmasını ve bölgelerinden çekilip gitmesini, aksi takdirde kendisi ile savaşacaklarını ilettiler. Metanetini kaybetmeyen Ömer Muhtar, bütün kabile reislerini davet etti. Ortamın en gergin olduğu bir anda sürekli cebinde taşıdığı küçük mushafını çıkararak elini onun üzerine koydu ve tarihe geçen şu sözleriyle herkesi susturdu: “Vallahi, zafer kazanmadan ya da şehadete ermeden bu dağları terk etmeyeceğim! Mısır’a gitmek isteyenler buyurup gitsinler, İtalyanlara teslim olup ölümden kurtulmak isteyenler de teslim olsunlar, hiç kimse onları tutmuş değildir.”
İtalyanlar, halkı sahil şehirlerine yakın yerlerde kurdukları esir kamplarında toplamaya başladılar. 1929 yılında sahildeki bütün şehirler İtalyanların sıkı kontrolü altındaydı. İtalyanlar artık gerillaya karşı onun usulüyle çarpışıyorlardı. Nereden çıktığı belli olmayan birkaç zırhlı araç namlularını insanlara çevirerek köyleri yerle bir ediyordu. Bu katliamdan sonra sağ kalanlar ise toplama kamplarına götürülüyordu.
1929’da mücahitler, Bingazi’deki İtalyan karargâhını havaya uçurdular. Mussolini, harekâtın başına General Rodolfo Graziani’yi getirdi. Acımasızlığıyla tanınan bu adam, 1931 Ocak ayında Kufra’yı ele geçirdi. İtalyanların burada yaptığı katliam, işkence ve tecavüzler tarihe geçmişti. Graziani, teslim olan halkın gözleri önünde Kur’an-ı Kerim’i paramparça edip ayaklarının altında çiğneyerek “Haydi, çağırın da bedevi Peygamberiniz yardımınıza gelsin!” demiş, ertesi günü şehrin ileri gelen uleması uçaklardan atılmış, vahadaki bütün hurma ağaçları kesilmiş, kuyular yakılmış, insanların namusları kirletilmişti.
Kufra’nın elden çıkmasıyla mücahitler Cebel-i Ahdar’da sıkışıp kalmışlardı. Ömer Muhtar, bu durumu 1931 Ocağının son günlerinde Mısır hududunu gizlice geçip kendisiyle görüşen Muhammed Esed’e şöyle ifade etmişti: “Sen de görüyorsun ya evlat, gerçekten biz artık bize tanınan vadenin sonuna gelmişiz. Savaşıyoruz çünkü düşmanı bu topraklardan söküp atıncaya kadar ya da bu uğurda ölünceye kadar imanımız ve özgürlüğümüz için savaşmak zorundayız. Başka yolu yok. Allah’a aitiz ve O’na döneceğiz. Kadınlarımızı, çocuklarımızı Mısır’a gönderdik ki Allah bizi ölüme çağırdığı zaman arkamıza dönüp bakmayalım.”
1931 Eylül ayında Ömer Muhtar ve arkadaşları, o zaman İtalyanların elinde olan bir bölgedeki sahabeden Sidi Rafi hazretlerinin kabrini ziyaret etmeye karar verdiler. Oraya girdikleri haber alınınca İtalyanlar, vadiyi her yönden sardılar. Mücahitler son nefeslerine kadar çarpıştılarsa da başarılı olamadılar ve Ömer Muhtar esir alındı. (TDV İslam Ansiklopedisi, ÖMER el-MUHTÂR, 2007, cilt. 34, s. 76-78.) Graziani’nin karşısına çıkartıldı. Graziani, onun heybetinden etkilenmiş ve Ömer Muhtar’ın inancına son derece bağlı bir adam olduğunu, cesaretini ve vakur tavrını hayranlıkla anlatmıştı.
15 Eylül 1931 günü idamına hükmedildiğinde: “Hüküm ve karar yalnız Allah’ındır. Sizin bu sahte hükmünüzün hiçbir geçerliliği yoktur. Biz Allah’ın kullarıyız ve sonunda O’na dönücüleriz.” demiş; idam sehpasına korkusuzca çıkarken Fecr suresinin, “Ey huzura ermiş nefis! Razı edici ve razı edilmiş olarak Rabbine dön.” ayetlerini okuyarak şehadete yürümüştü.
Ömer Muhtar, üstün bir zekâya ve ileri seviyede dinî kültüre sahipti. O, dinine ait hiçbir şeyi ihmal etmez, dünyevi çıkarları önemsemezdi. Din ve vatan sevgisinden başka hiçbir şeye malik değildi. Mütevazı ama tavizsizdi. Gece namazlarını terk etmez; bulduğu her fırsatta cebinde taşıdığı Kur’an’ını okurdu. Gençliğinde aldığı dinî eğitim onun hayatını şekillendirmiş; insanların ona duydukları saygının temelini oluşturmuştu.
İlerleyen yaşına rağmen halkının özgürlüğü için yılmadan sonuna kadar savaşan Ömer Muhtar, yıllarca en modern silahlarla donatılmış İtalyan kuvvetlerine karşı iman gücüyle dimdik durmuş; etrafındaki insanlar için bir kurtuluş ümidi olmuştu. Mekânı cennet olsun…