Makale

İSLAM'DA VARLIĞIN DEĞERİ VE EKOLOJİ AHLAKI

İSLAM’DA VARLIĞIN DEĞERİ VE EKOLOJİ AHLAKI


Doç. Dr. Recep ARDOĞAN

Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi İlahiyat Fakültesi


İnsanın sosyal çevresine olduğu gibi doğal çevresine yaklaşım biçimi temel ahlak anlayışıyla belirlenir. Ahlak, başta kelam olmak üzere İslam ilimlerinin temel terimlerinden olan amelle çok yakın bir ilişki içindedir. Kelam açısından dinin hükümleri ikiye ayrılır. Bunlardan ilki itikadi hükümler, ikincisi de ameli hükümlerdir. Ameli hükümler ahlakı da içerir. Ancak bu seküler bir ahlak değil, insanın Allah’a karşı da sorumlu olduğu dinî ahlaktır. Bu ahlak, geniş anlamda kişinin kendisiyle, Rabb’iyle, sosyal çevresiyle ve doğayla ilişkilerini kapsar. Burada haklar da; sadece Allah’a ait, hem Allah’a hem kula ait, hem Allah’a hem insan dışı varlıklara ait haklar olmak üzere üç kısma ayrılabilir. Bu üçüncü kategorideki haklar ekoloji ahlakını kapsamaktadır. Bu haklara mukabil olarak insan, kendi varlığına, diğer insanlara, insan dışı varlıklara ve tüm bu varlıkların sahibi olan Allah’a karşı sorumludur.
Görüleceği üzere, İslam dini, varlığa, hayata ve insana ilişkin şümullü bir açıklama sunar. İnanan insanın kendi benliğiyle, Rabb’iyle, toplumsal ve doğal çevresiyle ilişkilerine, ortaya koyduğu değerler manzumesi ve ilkeler yön verir. İslam’da, insanın doğayla ilişkilerinin temeli, varlığa, kozmolojik düzene ve doğadaki varlıklara yüklenen anlamdır.
Âlem: Yaratılış kitabı
Dinin özünde, odağında iman vardır. İmanın gerçekleşmesinde bir gereklilik olan akıl yürütme sürecine de doğayı gözlem ve ondaki düzen ve oluş üzerindeki tefekkür de iştirak/eşlik eder. Tabiat, yaratıcısını anlatan bir kitaba benzer; kendi diliyle bize Allah’ın isimlerini ve yüceliğini, eşsiz sanatını anlatır. Kur’an’da Allah’ın metlüvv (okunan) ayetleri olduğu gibi tabiatta da Allah’ın göz-lemlenen ve algılanan kevnî ayetleri vardır. Kur’an, vahiy kitabı iken âlem, Kur’an’dan ayrı ama onunla uyumlu yaratılış kitabı (Kevnî kitap)dır. İnsanlara Allah’ın sıfatlarını ve yaratılışı açıklayan ayetlerle doludur. Bu ayetler, Allah’ın isimlerini şerh eder; onun fiillerini tesirleri ile sıfatlarını da tecellileri ile tefsir eder.
Kur’an’ı okumak, onun mesajını anlamak ve etkin kılmak gerektiği gibi Allah’ın kevnî ayetleri olan tabiatı da gözlemlemek, anlamaya çalışmak, o anlama uygun davranmak ve kozmolojik düzeni korumaya özen göstermek gerekir. Tabiat, Allah hakkında ve hayatı anlamlandıran değerler hakkında önemli deliller sunan bir bilgi alanıdır. Yani tabiat, kendi zatını en iyi bilen Allah’ın sıfatlarıyla tanınması ve malum olmasını sağlar.
İslam açısından varlıklar, Allah’ın sıfatlarının bilinmesine vesile olur. Allah’ın başta vücut, ilim, irade, kudret, halk, ibdâ’ gibi sıfatlarını ve onun isimlerini yansıtır. Dolayısıyla, varlık bir değerdir. Var olma, bir artıdır, yani bir iyilik ve mükemmellik niteliğidir. Ayrıca, “sonsuz iyi” olan Allah’ın yaratma iradesi de varlığın yokluğa karşı rüçhanı ve değeri olduğunu temellendirir. Dolayısıyla, varlıkların, ilahî iradeye konu olma gibi bir değeri de vardır.
Kur’an yerde ve göklerde ne varsa hepsinin Allah’ı tespih ettiğini yani evrenin bütün unsurlarıyla ezelî yaratıcı ve ebedî kudret sahibine itaat, tespih ve secde hâlinde olduğunu bildirir: “Yedi gök, yer ve bunların içinde bulunanlar, Allah’ı tespih ederler. O’nu hamt ile tespih etmeyen hiçbir varlık yoktur. Fakat siz, onların tespihlerini iyi anlamazsınız...” (İsra, 17/44.)
İslam’da, doğa, en yüce varlığın işaretleri ve delilleridir; Allah’ın isimlerinin ve sıfatlarının yansımalarıdır. Bu anlayış, tabiatı mutlak hakikati gölgeleyen perde olmaktan çıkarır. Onu ilahî hakikatin işaretleri ve belgeleri olma değerine yükseltir.
Yüce Yaratıcı’nın hikmetini ve sanatını göstermekle, kâinattaki varlıklardan her birinin ayrı değeri ve yeri vardır. Bu nedenle insan, doğal düzene ve bu düzenin parçası olan varlıklara özenle yaklaşmalıdır. Bu özen, Allah’ın, sıfatlarını kevnî olarak yansıtma iradesine saygı göstermek demek-tir. İnsanın doğadaki düzenle uyumlu olacak biçimde yaşaması, Allah’ın hikmet ve inayetinin bilinciyle yaşamaktır.
Ayrıca, evrende her bir varlık ve oluşun hakikati, Allah’ın bir ya da daha fazla ismine dayanır. Onların her biri, Allah’ın ilminin, hikmetinin, kudretinin, iradesinin; el-Bârî, el-Musavvir, el-Hâfız gibi esmasının tecellileridir. Yüce Allah’ı ifade eden isimler, en güzel isimler (esma-i hüsna) olduğu gibi en güzel isimleri yansıtan varlıklar da güzeldir; ayrıca birlik ve insicam içinde ‘En Güzel’in tecellisini gerçekleştirmektedir. Bu tecelliler ile onların her birinin ayrı bir değeri vardır.
Varlıkta hayatın değeri ve canlı çeşitliliği
Ekosistemdeki bütünlük ve canlılığı görmek kadar, varlıkta hayatiyetin değerini görmek de son derece önemlidir. Varlıklardaki hayatiyet, Allah’ın rahmet, muhabbet gibi sıfatlarının, “Hayy”, “Muhyî” gibi isimlerinin yansımasıdır. Varlıklar içinde canlılara Allah’ın sıfatları ve isimleri daha çok tecelli etmiştir. Çünkü Allah’ın “Hayy”, “Rahman”, “Vedûd”, “Rezzâk”, “Mukît” isimleri hayatla keşfolunur. Bu nedenle, yaşam çeşitliliğine (bio-çeşitlilik) ve bunun içindeki her canlıya saygı göstermek gerekir.
Ayrıca, yeryüzündeki diğer canlılara karşı insanoğlunun merhamet gibi yükümlülükleri vardır. Onlar kıyamet gününde Allah’ın huzurunda toplanacaklardır: “Yeryüzünde yürüyen hayvanlar ve iki ka-nadıyla uçan kuşlardan ne varsa hepsi ancak sizin gibi topluluklardır... Nihayet (hepsi) toplanıp Rab’lerinin huzuruna getirilecekler.” (En’am, 6/38.)
Doğadaki yenilenme ve devamlılık, Allah’ın “el-Hafîz (koruyan)” isminin tecellisidir. Allah, doğadaki canlılara hayatını idame ve neslini sürdürmeyi bir içgüdü olarak yerleştirmiştir. İnsanoğluna ise buna ilaveten yeryüzünü imar etme ve yaşatma sorumluluğunu da yüklemiştir. İslam’da insanın tüm ilişkileri hak ve özgürlük yanında, sorumluluk kavramıyla ele alınır. Dolayı-sıyla insan, çevreyle ilişkilerini sorumluluk kavramından uzak biçimde kurgulayamaz. İnsan özgürlüğü, sınırsız ve gayesiz olmadığı gibi, onun doğadaki tasarrufları da ilimsiz ve sorumsuz olmamalıdır.
Küçük evren olarak insan ve büyük insan olarak evren
Batı’da gelişen mekanik evren anlayışının aksine İslam âlimlerinin gözünde, tabiat insanlaştırılmıştır. Evren, canlı bir organizma olarak görülmüştür. Tasavvuf felsefesinde, evrene “büyük insan”, insana da “küçük evren” denilmiştir. İnsan ve doğa, aynı hakikatin farklı tecellileri olarak düşünülmüş, organik bir evren anlayışı içine yerleştirilmiştir. Bu anlayış, her varlık ve oluşun doğada düzen, bio-çeşitlilik ve süreğenlik için gerekli bir işlevi yerine getirdiği bilincini yükseltir. Buna göre İnsanoğlu da bilinçli olarak aynı iradeye teslim olmalıdır.
Zerreyi yaratan ile kürreyi yaratanın bir olduğu ve Yaratıcı’nın evreni bir organizma gibi var ettiği inancı; insanın estetik duygusunu, hayata iyimser bir bakışı, doğadaki düzenle uyum içinde bir medeniyet tasavvurunu ve insanlara karşı olduğu gibi insan dışı varlıklara karşı da sorumluluk bilincini geliştirir.
Evrendeki varlıklar belirli bir düzen içinde yaratılmış ve insana sunulmuştur. Bu gerçek, teshir kavramıyla ifade edilir. Ancak teshir, doğanın aynı zamanda insan için bir imtihan ortamı olduğunu da vurgular: “Biz yeryüzündeki şeyleri kendisine süs olsun diye yarattık ki insanların hangisinin daha güzel amel edeceğini deneyelim.” (Kehf, 18/7.)
“Teshir”, dünya hayatının, doğadaki varlıkların insan için bir imtihan vasatı olarak hazırlanmasıdır. Teshir mefhumu, insana; Allah’a şükran borcu olduğunu kavratır, fıtratına uygun biçimde yaşama bilinci aşılar, sorumluğunun büyüklüğünü gösterir ve onu sorumluluğunu üstlenmeye teşvik eder. İnsanın sorumluluğu, hayatı bir imtihan süreci, doğayı bir imtihan alanı görmek; insana yakışan, imana yaraşan davranışlar (salih amel) sergilemektir.
İnsan, doğadaki akıl ve vicdan, irade ve sorumluluk taşıyan; inanç ve ahlak değerlerine sahip tek varlıktır. İslam ahlakı, akıl sahibi insanların birbirlerine ve doğadaki diğer varlıklara karşı sorumluluk taşıdığını vurgular. Dünya hayatı insan için bir imtihan sürecidir. İmtihan âlemi olarak yeryüzü de ahirette insanın bu dünyada yapmış olduğu her şeye şahitlik edecektir: “O gün (yer), haberlerini anlatacaktır. Çünkü senin Rabb’in, ona vahyetmiştir.” (Zilzal, 99/4-5.)
Bunun yanında Kur’an’da yeryüzünün sadece insanlar için değil tüm canlılar için yaratılmış oluşu da bu anlayışı teyit eder.
Yeryüzü halifeliği: Dünyayı imar
Çevre ahlakı ve çevre hukukunu temellendiren yargılardan biri şudur: Bu dünya atalarımızdan miras olarak aldığımız ve bizden sonraki nesillere de miras bırakacağımız bir değerdir. Bu mirası kültürel ve doğal değerleri koruyarak, hatta daha da iyileştirerek devretmemiz gerekir.
‘Halifelik’, Kur’an’da bir toplumun yerini alan yeni bir toplumun, öncekilerin kaybettiği hâkimiyet ve nimetlere vâris oluşuna işaret eder. (Yunus, 10/14.) Yeryüzü halifeliği, insanın evreni kendiden öncekilerden geçici bir süre emanet aldığını ve kendinden sonrakilere de onu hem koruyarak hem de güzelleştirerek bırakması gerektiği şeklinde anlaşılmalıdır. Allah, insana yeryüzünü mutlak bir mülkiyet olarak değil emanet olarak vermiştir. İnsan ondan bir ömür yararlansa da temellük ettiği varlıklara ondan sonraki nesiller vâris olur. Her şeyin nihai vârisi de Yüce Allah’tır. Bu anlamda Ba-tı’da tartışılan “gelecek nesillerin hakkı”nın "yeryüzü halifeliği"nde ifadesini bulduğu söylenebilir.
Yeryüzünü insan onuruna yaraşır bir biçimde imar etmek; onda bilim, ahlak, sanat gibi faaliyet ve ürünlerini en güzel bir şekilde sergilemek, dinî-ahlaki bir değerdir. Bilim ve imar faaliyeti, -bir ibadet biçimi; ritüel, ayin şeklinde değilse de içerdiği öz değer olarak- Allah’a kulluğun bir ifa şeklidir.
İslam’da ahlak, sadece insanın sosyal hayatıyla sınırlanmaz. Onun tüm varlıklarla ilişkisini kapsar. İnsanın kendi varlığıyla, sosyal çevresiyle, doğal çevresiyle ve tüm bunların mutlak sahibi Allah ile ilişkilerini kapsar. Ekolojik ahlak da İslam’ın önemli bir boyutudur. İslam ekoloji ahlakı, sadece iyi kötü kavramlarıyla değil günah sevap kavramlarıyla insan zihnini şekillendirir. Sadece sosyal kınama şeklinde değil uhrevi bir yaptırıma da sahiptir.