Makale

Çocukta Ahlak Gelişimi ve Eğitimi

Doç. Dr. Ali Kuşat
Erciyes Ürıiv. İlahiyat Fak.

Çocukta Ahlâk Gelişimi ve Eğitimi
Ahlâkın anlamı

Ahlâk, Arapça kökenli "Hulk" kelimesinin çoğulu olup, huy, tabiat, seciye, yaratılış anlamlarına gelmektedir. (İslâm Ansiklopedisi, C. 2. "Ahlâk" maddesi) Bu yönüyle ahlâk, bir toplum içinde kişilerin uymak zorunda oldukları ve benimsedikleri davranış biçimleri ve kurallarıdır. (Türkçe Sözlük, "Ahlâk maddesi", Türk Dil Kurumu Yay., Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara 1998) Ancak psikologlara göre, bireyin ahlâkını gösteren asıl şey şu veya bu davranış değil, bu davranışın arkasında yatan ve neyi niçin yaptığını belirleyen temel güdüdür.
Ahlâkın kaynağı
İnsan davranışını genelde, o toplumun hukuku, dini ve diğer sosyo-kültürel sistemlerin düzenlediği bilinir. (Erol Güngör, Ahlâk Psikolojisi ve Sosyal Ahlâk, Ötü- ken Yayınları, İstanbul 2000, s. 138) Ne tür davranışların doğru ve yanlış olduğu, bu sistemlerin değer ilkelerine göre belirlenir. Ancak günümüzde ahlâkî gelişim konusunda çalışan psikologlar, insanın doğuştan itibaren geçirdiği psikolojik gelişiminin de ahlâkî gelişimde belirli ölçüde bir etkisinin olduğunu söylemektedirler.
Ahlâkın kaynağı olarak, hukukî, dinî sosyo-kül- türel normlar (Nasreddin Tusi, Ahlâki Nâsirî, Türkiye Türk- çesi’ne aktaranlar: A. Vahap Taştan-Habil Nazlıgül, Ankara 2005) ve psikolojik gelişmenin yanında, toplumsal düzenin ve huzurun korunmasında ihtiyaç duyulan dayanışma duygusu ve toplumdaki dinamizmin devam ettirilmesinde, olgunlaşmanın sağlanmasında ihtiyaç duyulan güdü ve vicdan duygusu olarak da görülmektedir. (Henri Bergson, Ahlâk ile Dinin İki Kaynağı, çev. Mehmet Karasan, İkinci Basım, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul 1986)
İnsan, gelişim özellikleri bakımından tek düze bir özellik göstermez. İnsanın gelişimi birçok boyutu birlikte içerir. İnsanın farklı gelişim özellikleri birbirleriyle yakından ilişkilidir. En başta geleni bedensel büyümedir. Bu büyümeye bağlı olarak insan, bilişsel, ahlâkî, sosyal, kişilik ve dinî özellikleri açısından da gelişir. Bütün bu gelişmeler birbirleriyle yakından ilgilidir.
Kur’an-ı Kerim insanın, yaratıklar içerisinde en yücesi olduğunu ve en güzel ahlâkî özellikleri benimseyip onları davranışlarında da gösterecek şekilde yaratıldığından bahseder. "Sen elbette yüce bir ahlâk üzeresin." (Kalem, 4) "Biz, gerçekten insanı en güzel bir biçimde yarattık." (Tîn, 4) "Nefse ve onu düzgün bir biçimde şekillendirip ona kötülük duygusunu ve takvasını (kötülükten sakınma yeteneğini) ilham edene andolsun ki, nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir." (Şems, 7,8,9) Onu kötülüklere gömüp kirleten kimse de ziyana uğramıştır." (Şems, 10) Dinî literatürde ahlâkî gelişme İslâm dini, insanın göstermesi gereken güzel davranışların neler olduğunu da bildirmiş, insanın buna uygun davranışta bulunduğu ve en güzel davranışa yükselmek için çaba sarfettiği takdirde İnsanî olmanın en yüce basamağına ulaşabileceğini haber vermektedir. İslâm’ın insandan istediği ahlâkî gelişmenin en üst seviyesi, Yunus Emre, Rabiatü’l-Adevi- ye gibi büyük İslam sufilerinin belirttiği gibi, cennet ümidi ve cehennem kaygıları olmayan bir anlayışla, davranışların yalnızca Allah’ın rızasına uygun olanının yapılmasıdır. Bu nedenle İslâm’ın ikinci kaynağı olan hadis kitaplarından Sahih-i Buhari’nin birinci hadisi, amellerin doğru, iyi, güzel olup olmadığı o davranışın yapılış amacıyla (niyetiyle) ilgili olduğu "Ameller niyetlere göredir." hadisiyle başlamaktadır.
Tasavvuf ahlâkında nefse karşı verilmesi öngörülen bu savaş, bir nevi iradeyi hür kılma, insanın ahlâkî mükemmelliğe ulaşmasını ve Allah’a yakınlaşmasını önleyen bedenî ve dünyevî tutkuların bağımlılığından kurtulma mücadelesidir, insanın şuurunu meşgul eden her şeyin onun özgürlüğünü kısıtladığı ilkesinden hareketle cennet nimetleriyle bile meşgul olmayı doğru bulmamışlardır. (İslâm Ansiklopedisi, C. 2. "Ahlâk" maddesi) Tasavvuftaki nefis mertebelerinden mutmainne’nin temel özelliklerinden olan fakr insanın hiçbir şeye sahip olmaması değil, dünyasal ilgi ve istekleri uyandıran temel birtakım nefsî istek ve arzuların merkeziliğinden ve yönlendirmesinden kişinin kendini kurtarması demektir. (Kuşat, A. "Nefis Mertebelerine Psikolojik Bir Yaklaşım", Tasavvuf, 9, 119-128 (2002))
Psikoloji literatüründe ahlâkî gelişme
Çocuklarda ahlâkî yargıda bulunma ile ilgili en etkili yaklaşım Piaget’e aittir. Piaget, yaptığı çalışmalarında çocuklara, oynadıkları oyunların kurallarının nasıl oluştuğu, bunların değişip değişmeyeceği ile ilgili sorular sorar. Ayrıca, çocuklara bir ahlâkî ikilem içeren hikâyeler anlatır ve sonuçta verilen kararların nedenini sorar. Örneğin bir hikâyede, kaza ile 15 bardak kıran bir çocuğun mu, yoksa yaramazlık nedeniyle 1 bardak kıran çocuğun mu daha yaramaz olduğunu sorar. Bu olayda yaşa bağlı olarak birbirinden farklı iki ahlâkî gelişim döneminin varlığını görür. (Mary )o Meadow & Richard D. Kahoe, Psychology of Religion in Individual Lives, Harper & Row Publisher, London 1984)
Piaget, başlangıç olarak, çocuklarda, büyüklerin etkisi altında olan bir özellik görür. Burada çocuklar, yetişkinlerin kurallarını, yasaklamalarını, cezalandırmalarını ve ödüllerini ahlâkî bir kesinlik olarak benimserler. Bu arada kuralların anlamını, niyetinden ziyade sonuçsal görünümlerini ahlâkî davranış olarak algılarlar. Bu nedenle yukarıdaki olayda 15 bardak kıranın daha yaramaz olduğu değerlendirmesinde bulunurlar. Çünkü 15 bardak 1 bardaktan daha fazla zarara neden olduğundan, 15 bardak kıranın daha çok yaramazlık yaptığını düşünmektedirler. (Richard D. Cross, Psychology, The Science of Mind and Bahavi- our, Hadder Stoughton, London 1992)
Bu seviyeyi biraz geçtikten ve bilişsel olarak geliştikten sonra çocuklar bir "işbirliği ahlâkı" geliştirmektedirler. Bu ahlâkî anlayış daha çok arkadaş grubu içerisinde, birtakım şeyleri paylaşma, alıp verme, işbirliği ve tartışma ile oluşmaktadır. Ahlâkî davranış kişisel ödülden ziyade sosyal kabulü olanlar tercih edilmektedir. (R. D. Cross, Psychology)
Ahlâk gelişimiyle ilgili en geniş ve sistemli çalışmayı yapan ve ahlâkî gelişimin bilişsel gelişimi izlediğini iddia eden L. Kohlberg olmuştur. Kohlberg bu teorisini Jean Piaget’in bilişsel gelişim modeli, Amerikalı John Dewey’in eğitim felsefesi üzerine temellendirmiş, belirli ölçüde de James Mark Baldwin’den etkilenmiştir. Gerek Piaget, gerekse de Kohlberg’e göre ahlâkî gelişimi etkileyen iki temel unsur vardır. Bunlardan birincisi, doğuştan itibaren sürekli bir gelişim ve değişim sürecinde olan bilişsel yapı, İkincisi ise sosyo kültürel çevrenin etkisidir.
Çocuklarda ahlâkın gelişim süreci
Kohlberg ahlâkî gelişim konusunda, Piaget’in teorisini daha da ileri götürmüş, insanın orta yaş dönemlerini de inceleme alanı içerisine almış ve çalışmalarını farklı kültür ortamlarında devam ettirmiştir. Kohlberg ahlâkî gelişimi etkileyen en önemli etkenin bilişsel gelişme olduğuna inanmaktadır. Ahlâkî gelişimi yapısalcı bir yaklaşımla ele alan Kohlberg, ahlâkî gelişim özelliğini gösteren şu veya bu davranış değil, davranışlar altında yatan amaçsal nedenlerdir. Kohlberg de çalışmalarında, Piaget gibi ahlâkî ikilem içerisinde bırakan birtakım öyküler anlatır ve bu öykülere verilen cevapları, nedenlerine göre tasnif ettikten sonra ahlâkî gelişimin 3 düzey ve her düzeyde de iki aşama olmak üzere 6 aşamada ortaya çıktığını ifade etmektedir. (R. D. Cross, Psychology, s. 827)
Gelenek öncesi düzey
Başkalarınca geliştirilmiş kuralların varlığının tam olarak kavranamadığı 5-6 yaşlara kadar süren, ben merkezci, çıkarcı ahlâkî yaklaşım hakimdir.
Aşama 1: Ceza ve itaat eğilimi
Hangi davranışın iyi hangi davranışın kötü olduğu, cezalandırılacak bir davranış olup olmadığına bağlıdır. Bu nedenle hırsızlık cezalandırılan bir davranış olması nedeniyle kötü bir davranıştır ve yapılmaması gerekir. Böylece, davranış temelde cezalandırılmaktan kaçınma niyetiyle yapılmaktadır. (R. D. Cross, Psychology, s. 828)
Bu aşamadaki çocukların otoriteye uyma nedenleri cezalandırılmaktan kaçınma istekleridir. Bir davranışın ne kadar kötü olduğu o davranış neticesinde alınacak zarara bağlıdır. Bu dönemdeki çocuklar davranışlar arkasındaki niyete bakamazlar. Bu nedenle açılan bir zarara karşı verilecek ceza, niyete bakılmaksızın verilen zararın miktarıyla ölçülür.
Aşama 2: Yararcı ilişki eğilimi
Burada iyi kötü, doğru ve yanlış, kişiye olan getirisi oranında değerlendirilmektedir. Başkalarının ihtiyaç ve isteği, kişiye getirecek karşılığına göre yerine getirilmelidir. (R. D. Gross, Psychology, s. 828)
Çocukların kendi ihtiyaç ve isteklerinin karşılanması önemlidir. Diğer insanların da ilgilerinin farkına varırlar. Ancak, başkalarının ihtiyaçlarını somut bir şekilde dikkate almakla birlikte hâlâ birinci plânda kendileri vardır. Ne kadar alırlarsa o kadar vermeleri söz konusudur. "Sen benim sırtımı kaşırsan ben de şeninkini", "Kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez" sözlerine uygun davranırlar.
2- Geleneksel düzey
Bu düzey ahlâk gelişiminin üç ve dördüncü aşamalarını kapsar. Birey için aile, grup ve sosyal çevre ve bağlı bulunduğu toplumun beklentileri her şeyden önce gelir. Sosyal çevre tarafından onay ve sosyal düzeni destekleme ve sadakat önemlidir.
Aşama 3: Kişiler arası uyum/İyi oğlan, sevimli kız eğilimi
Burada güzel davranış başkalarının gözüne girmek, onların onayını kazanmaktan geçer. (R. D. Cross, Psychology, s. 828) Başkalarını mutlu edecek davranış iyidir. Rahatsız eden davranış da kötüdür. Bu dönemdeki çocukları en çok güdüleyen etken, başkalarının onayını kazanmak, onların gözünde iyi bir insan olabildiğinin farkına varmaktır. Bu ahlâkî seviyedeki bir çocuk için "Aferin almak" en büyük ödül ve mutluluktur.
Burada artık birinci evredeki ben merkezci anlayış kaybolmaya yüz tutmuştur. Çocuk artık başkalarının da ilgi, istek ve ihtiyaçları doğrultusunda bakabilmekte ve çevrenin takdirini kazanacak davranış eğilimi içerisine girmeye başlamıştır. Arkadaş gruplarına ve onlarla iyi ilişkiler kurmaya eğilimlidir.
Bu aşamada, büyüklerimizi memnun etmek için yaptığımız davranışlar zamanla kişiliğimizi o kadar sarar ki, bu davranışlar büyük çoğunlukla birey tarafından benimsenir hale gelir. Artık bu davranışlar kendi kişiliğimizin bir parçası oluverir. Bu nedenledir ki, insanın ileriki dönemlerdeki davranışları bu dönemde edinilen davranış kalıpları üzerine temellenir ve bireyin ileriki dönemlerde yaşam felsefesi haline gelir. (Erol Güngör, Ahlak Psikolojisi, s. 131)
Aşama 4: Kanun ve düzen eğilimi
İyi bir insan olmak, kanun ve kuralları yerine getirmek ve görevini yapmakla mümkündür. Otoriteye saygı göstermek ve sosyal düzeni sağlamaya yönelik davranmak gerekir. Kanunlar otomatik olarak ve sorgulanmadan kabul edilmeli ve uyulmalıdır. Burada kamunun yararı gibi bir bakış açısı bu seviyenin ötesine gider. Tek gaye kurallara uygun davranmaktır. (R. D. Gross, Psychology, s. 828)
3- Gelenek sonrası düzey
Aşama 5: Sosyal sözleşme eğilimi
Aşama 6: Evrensel ahlâk ilkeleri eğilimi
Burada daha çok bireysel düşünce ve değerleri ön plânda tutan bir eğilim söz konusudur. Kurallardan ziyade İnsanî değerler ön plândadır. Kurallar gerekirse yine insanların mutluluğunu koruyacak şekilde değiştirilebilir. Ahlâkî prensipler soyut ve evrenseldir. Bu nedenle bu aşamaya göre, davranışlarımız adalet, eşitlik, insan yaşamının kutsallığı, insanın saygınlığı doğrultusunda olursa ahlâkîdir. (R. D. Gross, Psychology, s. 828)
Yetişkinlerin dahi büyük bir çoğunluğu bu evreye erişememektedirler. Bu nedenle bu evre çocukluk dönemini ilgilendirmemektedir.
Ahlâk gelişimi kuramının eğitime yansıması
Ahlâk gelişim psikologlarına göre ahlâkî gelişim için bilişsel gelişme gereklidir, ancak yeterli değildir. Bilişsel gelişim şartları ahlâkî gelişimin evrelerinin ortaya çıkmasını etkilemekte ancak garanti etmemektedir. Bu nedenle ahlâkî gelişim için eğitim-öğretimin ve sosyal çevrenin de önemli bir rolü bulunmaktadır.
Eğitim, bir üst ahlâk gelişim düzeyine ulaşabilmeleri, bu gelişim basamaklarındaki dinamizmi devam ettirebilmeleri için öğrencilere yardımcı olmalıdır. Öğretmen öğrencilerine ahlâkî ikilemler sunmalı ve onların karar vermelerini sağlayarak toplumda etkin olarak ahlâkî yargıları uygulayabilmelerine imkân vermelidir. Eğitimciler, çocukların aldıkları kararların altında yatan nedenleri ortaya çıkartarak, onların bir üst düzey ahlâkî yargılara varmalarına yardımcı olmalıdırlar. (http://test- ci.net/mod/resource/view. php?id=38)
Buradan hareketle denilebilir ki, çocuk eğitimi, birebir yetişkinden çocuğa soyut kavramların anlatımı yöntemiyle değil de, grup içerisindeki görevlerine odaklaşma ve arkadaş ilişkilerinde düşüncelerini paylaşma ve çevresel problemlerle ilgili konular üzerinde yoğunlaşma, şeklinde olmalıdır.
Bu nedenle çocuklar, yetişkinlerin davranışlarını doğru olduğu inancıyla bire bir taklit etme yoluna gitmektedirler. Dolayısıyla yetişkinler, çocuklara iyi örnek olmaları için, sözleriyle davranışları arasında tutarlı olmaya özel önem göstermelidirler. Aksi takdirde, yetişkinler çocukların doğuştan getirdikleri saf ve temiz yapıları geliştirilmemiş ve yanlış davranışlarının taklit edilmesi nedeniyle çocuklar için yanlış örnek olmuş olurlar.
Özellikle ilk çocukluk dönemi bilişsel ve ahlâkî özelliğin bir yansıması olarak ortaya çıkan mülkiyet kavramının gelişmemiş olması, çocukların bazen kendilerine ait olmayan şeyleri almalarına neden olabilmektedir. Böyle durumlarda çocukların hemen hırsızlıkla suçlanmaması gerekir. Yine bu dönmelerde çocuklarda oluşan hayal ve fantezi düşüncesinin hakim olduğu ilk çocukluk döneminde çocuklar, gerçeklere uygun olmayan birtakım masalımsı olaylar anlatabilmektedirler. Böyle durumlarda da çocuklar yalancılıkla suçlanmamalı, onlar dinlenmeli ve doğrusu, çocuk suçlanmadan anlatılmalıdır.