Makale

HIRVATİSTAN NOTLARI

HIRVATİSTAN NOTLARI

Dr. Ruhi İNAN Balıkesir Üniversitesi Türk Dili Bölümü

1991’de Yugoslavya’dan ayrılan Hırvatistan, 1 Temmuz 2013’te Avrupa Birliği’nin yirmi sekizinci üyesi kabul edildi. Balkanlarda, Adriyatik kıyıları ile Akdeniz’in birleştiği bölgede bulunan Hırvatistan; tarihî kimliği, muhteşem tabiatı ile özel bir öneme ve konuma sahiptir. Bağımsızlığını almadan önce de cazibe merkezi olan Hırvatistan’ın bu özelliğini, bölgede yaşanan üç farklı iklime ve şehirlerde kendini gösteren tarihi karaktere bağlamak gerekir. Zira ülkenin Adriyatik kıyılarında kalan kesimde güneş ve Akdeniz havası hâkimken; Zagreb bölgesinde Balkanların karasal iklimini; daha yüksek bölgelerde de kayak ve kış sporlarına uygun iklimi yakalamak mümkün olur. Hırvatistan şehirlerinde eski şehir olarak ifade edilen yerlerde, bilhassa ortaçağ mimarisinin belirgin çizgilerine rastlamak mümkündür. Özellikle Dubrovnik ve Lokrum Adası’nda çekilen King’s Landing ve Game of Thrones tarzı tarihi film severlerin bu bölgeyi gezerlerken büyük zevk duyacaklarını garanti etmek mümkün. Zira bölgede yaşanan olumsuzluklara rağmen ülkedeki tarihî alanlar çok iyi korunmuş ya da restore edilmiştir.
Bağımsızlığını kazandığı birkaç sene içinde Hırvatistan ekonomisi, düşük enflasyon oranı, istikrarlı para birimi ve büyüme oranı gibi kalemlerde olumlu verilere sahip olmasına karşılık, dış borçlanma ve yüksek cari açık kalemlerinde istenilen seviyelerin altında seyreder. Ekonomide turizmin de içinde bulunduğu hizmet sektörünün payı %65,6 olmakla birlikte, sanayinin payı %28,1’lerde, tarımın payı ise %6,3’lerde kalmaktadır. Turizm ülke gelirinde oldukça etkin bir rol üstlenmektedir. İşsizlik oranı %18,2 seviyesindedir.
Hırvatistan’a hava yoluyla Siplit ya da Zagreb’e geçip gezi planınızı o hat üzerinden yapabilirsiniz. Fakat ben kara yoluyla Üsküp, Priştine, Prizren, Karadağ’dan Kotor hattını tercih ettim. Eğer biraz yorgunluğu göze alıyorsanız hiç düşünmeden otobüs yolculuğunu tercih edebilirsiniz. Hem ucuz hem de oldukça eğlenceli. Kosova’dan Kotor’a yani Karadağ’a geçmek zorundasınız. Bu yol biraz beni biraz tedirgin etti. Çünkü yolu gece geçtim ve mola verdiğimiz mekânlar oldukça geri kalmış, güven telkin etmeyen yerlerdi. Yol boyunca Karadağ sınırı ve polis kontrol noktaları can sıkıcı gelebilir. Gündüz saat beşte Prizren’den otobüse bindim sabah 5 gibi Kotor’a indim. Terminalde yiyecek bir şeyler aradım ama nafile. Yanımda getirdiğim fındık fıstıkla idare ediverdim. Saat 9’da Dubrovnik’e yola koyuldum. Yol boyu manzara oldukça muhteşem ama indi bindi yapan tatilciler otobüsü dolmuşa çevirdi. Dubrovnike yaklaşınca radyodaki müzikler İtalyanca’ya dönüverdi aniden. Bir an kendimi İtalya’da hissettim. Dubrovnik küçük caddeleri ve tarihi kimliği ile güzel bir şehir.
Dubrovnik, Bizans, Venedik ve Osmanlı himayesine girmiş bir şehirdir. Osmanlı zamanında Dubrovnik (Osmanlı Ragusa diyordu) iç işlerinde özerktir ve Osmanlı’ya vergi verir. Ragusa Osmanlı’dan sonra Yugoslavya’nın bir parçası olur. Yugoslavya’dan ayrılırken bir süre iç savaş yaşar ve bu savaş, şehrin tarihi dokusuna özellikle surlara zarar verir. Hırvatistan’ın devlet olarak ilanı ile birlikte surlar tadilata girer, 2005 yılından itibaren Unesco koruması altına alınır.
Şehirde pansiyon uygulaması çok yaygın. Herkes evini pansiyona çevirmiş. Birkaç ev dolaştım sonunda yaşlıca bir teyzeyle pazarlık yaparak günlüğü 40 avroya yer ayarladım. Teyze bana yola bakan bir oda gösterdi oraya yerleştim. Eşyalarımı bıraktım ve ilk işim Old Town’u keşfetmek oldu. Yönlendirme tabelalarında “Stari Grad” (Eski şehir) yazısını sıkça görebilirsiniz. Eski şehrin ikisi önemli toplam dört kapısı var: Dar ama oldukça büyüleyici sokaklardan geçerek şehri ve meydanını gezdim. Gerçekten bu yerin ayrı bir havası var. Ardından teleferik ile şehre tepeden bakmaya karar verdim. 13 Avro ödedim ve tepeye çıktım. Gün batımını buradan izlemek gerçekten müthişti.
Ertesi gün Lokrum adasına gittim. Ada, yeşilliğin hâkim olduğu, üzerinde plajların ve botanik bahçesinin bulunduğu bir yer. Ploce kapısından Lokrum’a yarım saatte bir tekneler kalkıyor. Keşfetmeyi seviyorum öğlene kadar adayı dolaştım ve denize girdim. Kayalık bir bölge olduğu için denize girerken dikkatli olmakta fayda var. Öğleden sonra tekne gezisine katıldım. Elaphite adalarını gördüm ve biraz da yüzme imkânı buldum tabii.
Dubrovnik, genel olarak pahalı bir şehir. Yemek kültüründe İtalyan mutfağı baskın. Dondurması çok meşhur. Prijeko Caddesi’ndeki restoranları dolaştım sonra peynir ekmek yemeye karar verdim. Cadde üzerinde tatlı soslu fıstık ve bademlerden, şeker hâline getirilmiş portakal kabuklarından aldım. Etleri marine etmek için kullanılan baharatlardan satın aldım.
Split, yerleşim ve mimari olarak Roma tesirinde, eski ama bir o kadar da modern bir şehir. İtalya’ya denizden en yakın bölgelerden biri olduğu için buraya daha çok İtalyan turistler geliyormuş.
Split’in neredeyse bütün sokakları sizi şaşırtabilir. Daracık bir yerden, dar bir sokağa çıkacağınızı düşünürken kocaman bir meydana çıkıveriyorsunuz. Dahası bir meydandan küçük bir sokağa giriş olduğunu düşünerek içeri girdiğinizde kendinizi yüksek seste şarkılar söylenen bir mekânda buluveriyorsunuz.
Hırvatistan’ın önemli liman şehri olan Split, ülkenin ticaret merkezi konumunda. Limanın etkisi ile Split, tam bir sanayii şehri haline gelmiş. Şehrin küçük Stari Grad’ı güzel ve limana bakıyor. Kafeleri ve hediyelik eşya dükkânları ile İzmir’in Kordon’unu andıran bir havası var. Split şehrinde Bodrum sokaklarını andıran Splitska Riva’ya gitmeyi, Blue Lagoon (yaklaşık 35 avro) ya da Krka Waterfall turuna (28 Avro) katılmayı unutmamalı. Zaman kalırsa Diocletian’s Palace, Marjan, Obojena Svjetlost, Žnjan ve Kasuni Plajlarına da gidilebilir.
Zagreb’e vardığımda çok yorgundum. Bir sahil şehrinden Ankara’ya dönmek gibi bir hayal kırıklığı hissettim. Şehir içi ulaşım genelde tramvaylar ile sağlanıyor ama turistik yerler birbirine hep yürüme mesafesi kadar yakın. Zagreb’de de evleri, dükkânları odaya dönüştürüp kiralama konsepti devam ediyor. Çok aramadan ilk gördüğüm eve girdim. Ara sokaklarda bir yerdi fakat sonradan anladım ki doğru bir tercih olmuş. Kaldığım odanın konumu, tasarımı ve dekorasyonu oldukça mükemmeldi. Pazarlıkla ancak 50 avroya indirebildim. Bu tür evlerde kredi kartı geçmiyor; al peşin ver peşin. Biraz dinlenip duş almak niyetindeydim fakat evin sahibi görmem gereken yerleri tek tek işaretleyerek beni Zagreb’i gezmek noktasında ikna etti. Başkent Zagreb, diğer şehirlere kıyasla daha büyük. Geniş caddeleri, park ve binaları ile daha ihtişamlı. Diğer şehirlerde olduğu gibi katedral şehrin merkezinde bulunuyor. Jelacic Meydanı, Ulusal tiyatro, Otrscak Kulesi, Museum Of Broken Relationships de görülecek yerler arasında.
Hırvatistan’ın insanlarını biraz soğuk buldum. Samimi olmamayı tercih ediyorlar. Alfred Hitchcock’un Zadar’ı ziyaret ettiğinde “Dünyadaki en güzel gün batımı Zadar sahilinden seyredilebilir" dediği Zadar, Primosten, Uglijan Adası, Plitvizce Milli Parkı Hırvatistan’da görülmesi gereken diğer yerler.