Makale

Hayat Nedir?

Prof. Dr. Mustafa Nutku

Hayat
Nedir?

Panait İstrati adlı meşhur Batılı romancı; "Hem in- is san olmak hem de hayatı hayvanlardan daha az anlamak, ne hazin şey..." demiştir. İnsanların "hayat
görüşüm", "bana göre hayat", "hayat felsefem" gibi girişlerle söyledikleri, "hayat nedir?" sorusuna doğru cevap olabilmekten ekseriyetle çok uzak kalmaktadır.
Şimdiye kadar "hayatın ne olduğu" hakkında bahis konusu olabilecek bir felsefî görüş bile ortaya konulamaması, "hayat nedir?" sorusunu fevkalâde alâka çekici hâle getirmektedir. Madem hayat, en basit şekli kabul edilen bitki hayatından itibaren, hayvanların hayatı ve insanların hayatı şeklindeki daha gelişmiş şekilleriyle binlerce yıldır var olduğu halde, bunun mahiyeti hakkında şimdiye kadar insanların fenleri ve felsefeleri bir açıklamada bulunamamıştır. Bu hâl, hayatın inkâr edilemez hakikatinin açıklamasını, fenle- rin ve felsefenin dışında aramaya bizi mecbur bırakmaktadır. Fenlerin ve felsefenin dışında da, hayatın açıklamasını sorabileceğimiz, sadece din vardır.
Allah (c.c.); "Muhyî", yani "hayatı veren"dir. Hayat; hakikatlerin en şereflisi, en temizi, en büyük nimet, kudret-i ezeliyenin en büyük ve en ince ve en acib bir mucizesi, dışı da içi de, iki yüzü de lâtif olduğundan ve insanlara hoş gelmeyen hiçbir çirkin tarafı bulunmadığından, Allah (c.c.) "Yuhyî" sıfatını tecelli ettirirken, insan aklının nazarında, kudret elinin perdecisi olarak Sâ- nii gizleyecek sebepleri, vasıtaları araya koymamıştır. Bu sebeple, başta biyoloji (hayat bilimi) olmak üzere, nakle dayanmayan fenler ve felsefeler, hayatın mahiyetini açıklayabilmek için, bu açıklamalarını dayandırabi- lecekleri sebepler ve vasıtalar bulamamakta, bundan dolayı da hayatın mahiyetini açıklayamamaktadır.
Allah (c.c.); "Muhyî", yani "hayatı veren"dir. Hayat; hakikatlerin en şereflisi, en temizi, en büyük nimet, kudret-i ezeliyenin en büyük ve en ince ve en acib bir mucizesi, dışı da içi de, iki yüzü de lâtif olduğundan ve insanlara hoş gelmeyen hiçbir çirkin tarafı bulunmadığından, Allah (c.c.) "Yuhyî" sıfatını tecelli ettirirken, insan aklının nazarında, kudret elinin perdecisi olarak Sânii gizleyecek sebepleri, vasıtaları araya koymamıştır. Bu sebeple, başta biyoloji (hayat bilimi) olmak üzere, nakle dayanmayan fenler ve felsefeler, hayatın mahiyetini açıklayabilmek için, bu açıklamalarını dayandırabilecekleri sebepler ve vasıtalar bulamamakta, bundan dolayı da hayatın mahiyetini açıklayamamaktadır.
Allah (c.c.)’ın diğer bir sıfatı olan "Mumît" ise, "mevti (ölümü) veren" mânâsındadır. Ölümün ekseriya zahirî yüzü insanlara hoş gelmediği için, Allah (c.c.) hakikatte öldüren kendisi olduğu hâlde, insan aklının nazarında kudret elinin perdecisi olacak ölüm sebeplerini ve bu sebeblerin de üstünde dört büyük melekten biri olan Azrail (a.s.)’i ölüm meleği olarak, vasıta kılmıştır, insanlar, bir akraba veya dostlarının ölümü hâlinde, büyük ekseriyetle bu sebepler ve vasıtalara takılırlar ve Allah (c.c.)’ın izzet ve azametine karşı bir söz söyleyene pek rastlanmaz. Ölüm için Allah (c.c.)’ın koyduğu bin bir sebep ve vasıta vardır: Çeşitli hastalıklar, yaşlılık, çeşitli kazalar, harpler, darbler ve kendisi de Allah (c.c.)’ın öldürme fiiline bir perde olan Azrail (a.s.).
Hayatı veren de, ölümü veren de Allah (c.c.) olduğu hâlde, hayatı verirken insan aklının nazarında perde olacak hiçbir sebep ve vasıta koymayıp, ölümü verirken ise çeşitli sebep ve vasıtaları insan aklının nazarında perde yapması, Allah (c.c.)’ın bir hikmetidir. Ölüm meleği olarak Hz. Azrail (a.s.)’in vazifeli olmasına mukabil, "hayat meleği’^?) olarak bir melek isminin duyulmamış olması, hayat ile kudret-i İlâhiye arasında zahirî bir sebep bulunmadığının bir delilidir.
Bu dünyaya kendi isteğiyle geldiğini, bedenini, azalarını, şuurunu, hislerini, hafızasını, muhakemesini ve insan olarak bütün varlık unsurlarını kendisinin meydana getirdiğini iddia edebilecek hiçbir normal insana rastlanmaz; böyle bir iddiada bulunana deli nazarıyla bakılır. İnsan, bu varlığını kendisi meydana getirmiş olamayacağı gibi, anası-babası, tabiat, tesadüf, evren bilinci (?), vs. de yapmış olamaz. Bu fiilin sahibi, ancak tek (Vahid) bir Allah (c.c.) olabilir.
Hayat, Allah (c.c.)’ın bize en büyük nimetidir. Dünya hayatı, bize âhiret hayatını kazanabilmek için verilmiş bir imtihan fırsatıdır. Ebedî âhiret saadeti imanla kazanılır; fakat hayat olmadan iman olmaz. Yani, imtihana girilmeden imtihanda muvaffak olunmaz!
İnsanlar umumiyetle gaflettedirler; yaşadıkları hayatın kendilerine kimin tarafından, niçin ve ne maksatla verildiğini, bu hayatı nasıl yaşamaları icap ettiğini, bu hayattan sonra kendilerini neyin beklediğini bilmeden bu dünyada yaşar ve giderler. Bu, okyanusun içinde olduğu hâlde okyanusu bilmeyen balıkların hâline göre, çok daha fazla garip karşılanacak bir hâldir. Çünkü, balıklarda akıl yoktur ki, içinde yaşadığı okyanusu bilebilsin. insana ise hem hayat, hem de akıl ve cüzî irade verilmiş ve bunları iyi kullanabilmek mesuliyeti ona yüklenmiştir. Verilen her hakkın ve nimetin, bu hak ve nimeti iyi kullanabilmek mesuliyetini de yüklemesinin en mühim misali; insana diğer canlılara nispeten en mükemmel şekliyle bu hayatın ve onunla birlikte aklın ve cüzî iradenin verilmiş olmasıyla ona yüklenen mesuliyettir, denilebilir.
Bütünlemesi ve telâfisi olmayan bu dünya imtihanında, "akıllı geçinenlerin değil de "hakikaten akıllıca yaşayanların yapacağı, en sonunda kendisine ebedî kazanç getirebilecek şekilde yaşaması ve ebedî zararına sebep olabilecek hâllerden uzak kalmaya çalışmasıdır. Yaratan’ını, onun kendisine gönderdiği elçisini, kitabını tanıması; kim olduğunu, nereden geldiğini, nasıl hayat sahibi olduğunu, nereye gittiğini, ölümün mahiyetinin ne olduğunu anlaması ve bu anlayışla yaşamayı, en başta gelen vazifesi bilmesidir.
"Hayat nedir?" sorusunun, insanların ortaya koyduğu tenlerde ve felsefelerde bulunmayan cevabını veren, Allah (c.c.) kelâmı Kur’an’daki ayetlerden Bakara suresi’nin 28. ayeti; aynı zamanda insanın ne için yaratıldığı, vazifesinin ne olduğu, nereden geldiği ve nereye gittiğine dair en mühim sorulara da kısa bir cevaptır. Bu ayet, hayatın Allah tarafından verildiğini, bu dünya hayatındaki ölümün zamanın geçmesiyle değil, Allah tarafından husule getirildiğini, bu dünyadaki ölümden sonra âhirette yine Allah tarafından ikinci defa hayat verileceğini, haşr ve kıyametle tasfiyeden sonra, zıtların birbirinden ayrılacağını, sebepler ve vasıtaların ortadan kalkacağını, herkesin Sâni’ini perdesiz görebileceğini ve hakîki Mâliki’ni bileceğini de özetle bildirmektedir. Âyet meâlen şöyledir:
"Ne suretle Allah’ı inkâr ediyorsunuz? Halbuki sizin hayatınız yoktu; O size hayatı verdi; sonra sizi öldürecektir. Sonra yine hayat verecektir; sonra ona rücu edip gideceksiniz." (Bakara, 28)