Makale

AHİLİK: TÜRK İSLAM MEDENİYETİNDEDÜNYEVİ VE UHREVİ SİSTEM

AHİLİK: TÜRK İSLAM MEDENİYETİNDEDÜNYEVİ VE UHREVİ SİSTEM

Öğr. Gör. Kâzım CEYLAN Ahi Evran Üniversitesi Ahilik Kültürünü Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü

İnsanlık tarihine baktığımız zaman, kültür ve medeniyetlerin oluşmasında dinlerin çok büyük etkisi vardır. Denilebilir ki kâinatın mutlak yaratıcısı olan Allah (c.c.) gönderdiği peygamberler vasıtasıyla insanoğlunun hayatını tanzim etmiş, insanı başıboş bırakmamıştır. Bu açıdan her peygamber aynı zamanda bir uygarlık öğreticisi ve rehberi olmuştur.
Aynı dine mensup farklı toplumlar da ana kaynak olarak kutsal kitapları ve onun öğreticileri olan peygamberleri kabul etmelerine rağmen, bunları kendi yaratılış özelliklerine ve kültürlerine göre değerlendirmişlerdir. Milletler kendilerine özgü kültür ve medeniyetler oluşturarak varlıklarını devam ettirmişlerdir. Dinler, kültür ve medeniyetlerin “üst sistemlerini” oluşturmuştur. Türk milleti de İslam inancı içerisinde gelişip büyüyen birçok müessese gibi “Fütüvvet Teşkilatı”nı da alıp kendi kültür özelliklerine göre şekillendirmiştir. Ahilik sistemi bu çerçeve içeriğinde daha çok Anadolu’da yeni bir medeniyet hareketine dönüşmüştür denilebilir. Ahilik, medeniyetimizin en önemli ve parlak kuruluşlarından birisi olmuştur.
Malazgirt Zaferi’nden sonra (26 Ağustos 1071) Anadolu’yu vatan yapmak isteyen Müslüman Türkler, Bizans medeniyetine üstünlük sağlamak için bu topraklarda Türk-İslam medeniyetini inşa etmek zorunda idiler. Bu süreçte Ahi Evran ve Ahilik Teşkilatı, Anadolu’nun vatanlaşmasında, yerleşik hayata geçmede, ahi insan tipinin yetiştirilmesinde ve yeni medeniyet inşasında öncü rolü oynamıştır denilebilir.
Konuyu daha iyi açıklayabilmek için ahiliğin tanımını ve oluşumunu, ahilik sisteminin fonksiyonlarını ve medeniyetimize katkılarını kısaca değerlendirmek gerekecektir.
A) Ahiliğin tanımı ve oluşumu
Ahilik, kelime anlamı olarak Arapça “kardeşim” veya Türkçe “akı” (Divanü Lügati’t Türk’te) “cömert”, “eli açık” anlamında kullanılmaktadır.
Terim olarak, XVIII. yüzyıldan sonra bir esnaf birliği hâline dönüşmüş olsa bile, XIII. yüzyıldan itibaren Anadolu’da görülmeye başlayan sosyal, kültürel, siyasal, dinî, iktisadi, askerî, idari ve eğitim boyutları olan bir sistem olarak karşımıza çıkmaktadır. Ahilik, imanın amele dönüştüğü, Anadolu’nun vatanlaşmasını, Osmanlı’nın “Cihan devleti” olmasını sağlayan dünyevi ve uhrevi bir sistemdir.
Ahiliğin özünde “fütüvvetnameler” vardır. Fütüvvetnameler, dinî, tasavvufi eserlerdir. Fütüvvetnamelerin ortak özelliği, Kur’an-ı Kerim’i ve peygamber sünnetini esas almalarıdır. Tasavvufi ve sosyal bir hareket olarak başlatılan fütüvvetnamelerde, Kur’ani birçok değerin hayat bulduğunu görebiliriz. Mesela, “İhsan” (Allah’a ihlasla kulluk etmek, bir işi en güzel şekilde yapmak); “isar”, (Bir kimsenin kendisi ihtiyaç içinde olsa bile, sahip olduğu imkânları başkalarının ihtiyaçlarını karşılamak üzere kullanması, başkasının yararı için fedakârlıkta bulunması); “infak”, (Allah’ın hoşnutluğunu kazanma niyetiyle harcamada bulunmak); adalet, hak ve feta (nefsine hâkim olma konusunda yiğitlik gösteren) esasları açıkça görülür. Fütüvvetnamelerdeki 740 kuralın da çoğunluğunun peygamber sünneti olduğunu belirtmemiz gerekir.
Fütüvvet Teşkilatı Anadolu’da Selçuklular döneminde, “Ahilik” olarak anılmaya başlamış ve bir sistem hâline getirilmiştir. Ahiliğin diğer bütün sistemlerden farkı, özüne “eşref-i mahlukat” olan insanı yerleştirerek, “Hakk’a hizmet, halka hizmet” anlayışıyla hem dünyevî hem uhrevi bir yapı oluşturmasıdır. Temelinde “Hiç ölmeyecekmiş gibi bu dünya için, yarın ölecekmiş gibi ahiret için çalışan” ve “Dünyayı bir imtihan yeri” kabul eden bir hayat felsefesi vardır.
İslami anlayışa göre din, yaşanmak içindir. Hayata geçmeyen, hayat hâline gelmeyen inancın bir değeri yoktur. Yine bu anlayışa göre herkes, öncelikle emeğiyle kendisinin ve yükümlülüğü altındakilerin ihtiyacını karşılamaya çalışmalıdır. Zira bir hadiste de belirtildiği üzere, kişi elinin emeğinden daha hayırlı bir şey yememiştir.
Ahiler bu anlayışlardan hareketle ihtiyaca göre Anadolu’da bir sistem oluşturup hayatın her alanında inançlarını yaşamaya çalışmışlardır. Türkler kendi kültür kodlarında var olan alplik, dayanışmacılık, teşkilatçılık özelliklerini ahilik teşkilatına katarak, Ahi Evran Veli öncülüğünde, çalışmayı, üretmeyi esas kabul ederek Türk-İslam medeniyetinin Selçuklu ve Osmanlı coğrafyasında hâkim olmalarına öncülük etmişlerdir. Bir medeniyet hareketi, devlet ve hayat felsefesi olarak şekillenen ahilik sistemi, ihtiyaca göre yeni sistemler de kurarak ihtiyaçlara çözüm üretmeye gayret etmişlerdir. Ahilerin en önemli özelliklerinden birisi de, İslam’ın iman, ibadet, ahlak ölçülerini hayat tarzı hâline getirmeleridir.
Anadolu’daki ilk Türkçe fütüvvetnamelerde ahiliğin gayesi “insanın dünya ve ahiret mutluluğunu sağlayarak âleme nizam vermek” olarak belirtilmiştir.
Ahiler, Selçuklu ve Osmanlı coğrafyasında, bütünüyle kültür coğrafyamızda, bütün şehir ve kasabalarda “yiğit-ahi-şeyh” anlayışı ile teşkilatlanmışlardır. 32 mesleği de bu anlayışla teşkilatlandıran ahiler, Kırşehir’deki “Pirler Piri” de denilen “Şeyhü’ş-Şüyuh’a” bağlı idiler.
B) Ahilerin tarihî fonksiyonları, oluşturdukları sistemler ve medeniyetimize katkıları
Ahiler kurmuş oldukları Ahilik Teşkilatı ile kültür ve medeniyet coğrafyamızda, Türkistan’dan Balkanlara, Endülüs’e ve Kuzey Afrika’ya kadar geniş bir coğrafyada eğitim, sosyal, kültürel, ekonomik, dinî, mimari, siyasal, askerî… alanlarda faaliyet göstererek medeniyetimizin oluşumunda etkili olmuşlardır. Kısaca ifade edecek olursak:
λ Ahiler, Aşıkpaşaoğlu tarihinde Anadolu’nun fethinde sözü edilen diğer gruplarla birlikte (Anadolu Gazileri, Anadolu Bacıları, Anadolu Abdalları) bu toprakların fethinde ve vatanlaşmasında öncü olmuşlardır.
λ Ahiler, Anadolu’da Müslüman Türklerin hâkimiyetini sağlamak için devletle birlikte adalet, liyakat ve merhamet esaslı bir yönetim anlayışı oluşturmuşlardır. Şehzadeler arasındaki mücadelede çoğunlukla hakem rolü üstlenmişlerdir. Devletin güçsüz olduğu dönemlerde “güven” ve “emniyeti” ahi birlikleri tesis etmiştir.
λ Anadolu’ya gelen göçebe Türkmenlerin yerleşik hayata geçmelerini sağlamışlar, onların şehir hayatına intibaklarında yardımcı olmuşlardır.
λ Anadolu’nun vatanlaşması için imar faaliyetlerinde bulunmuşlardır. Kurmuş oldukları vakıflarla coğrafyanın vatanlaşmasını sağlamışlardır.
λ Kurmuş oldukları eğitim sistemi ile Selçuklu ve Osmanlı döneminde İslam ahlakına sahip, üretici, gerektiğinde savaşan alperenler yetiştirmişlerdir. Kendilerine has bir “eğitim sistemi” oluşturmuşlardır. Böylece “kavmî hayattan millî hayata” geçilmiştir. Eğitim isteminde, akşamları tekke ve zaviyelerde “Kim ki iyi insan iyi Müslümandır” anlayışına göre fütüvvet eğitimi vermişlerdir. Gündüzleri iş başında çırak-kalfa-usta sistemi içinde öğrenilenler hayata geçirilmiştir. Ayrıca ahi ocaklarında sanat eğitimi ve okçuluk, binicilik, kılıç kullanma gibi savaşa hazırlık niteliğinde eğitimler de verilmiştir.
λ Ahiler, sadece erkekleri değil, kadınları da eğitmişlerdir. “Bacıyan-ı Rum” (Anadolu Kadınlar Teşkilatı), Ahi Evran’ın hanımı Fatma Bacı tarafından kurulmuştur. Dünyada kurulan ilk kadın teşkilatı olarak kabul edilen “Bacıyan-ı Rum” sayesinde kadınlar hem dinî hem de mesleki olarak eğitilmişlerdir. Aşına, işine, eşine bağlı kadınlar yetiştirilmiştir.
λ Ahiler, Moğollara karşı en etkili mücadeleyi vermişlerdir. Ahi teşkilatlarında verilen silahlı eğitim sayesinde Moğollara karşı direniş hareketinin öncülüğünü yapmışlardır. Kurulan bu silahlı birlikler, Osmanlı’nın kuruluş döneminde “eli silahlı, beli kuşaklı” diye adlandırılan ilk askerî birliklerini oluşturmuştur.
λ Ahiler, Türk diline, millî kültüre önem vermişlerdir. Yunus Emre, Âşık Paşa, Hacı Bektaş Veli, Hacı Bayram Veli bu dönmede aynı zamanda birer ahi şeyhi olarak önemli Türkçe eserler vermişlerdir.
λ Ahiler, Anadolu coğrafyasının vatanlaşması için dağlara, ırmaklara, şehirlere Türkçe isimler koymuşlardır.
λ Ahiler, bu topraklarda izzetli ve şerefli hayat tarzını rehber edinmişlerdir. Bunun için insanların çalışmasını esas alan, helal-haram ölçülerine uyan ve çalışmayı ibadet sayan bir anlayışla kendilerine has bir “iktisadi model” ve “ticaret ve iş ahlakı sistemi” oluşturmuşlardır. Bunun için iş yerleri açmışlar, ahlakı esas alan, paylaşan, kaliteli üretimi mutlak surette gerçekleştiren modeller oluşturmuşlardır. Kaliteli mal üretmeyenlerin “pabucu dama” atılmıştır. Ölçülere uymayanlar cezalandırılmıştır.
λ Ahiler, kooperatifçilik, sendikacılık, sosyal güvenlik, standart üretim, kalite ve fiyat kontrolü, işçi-işveren ilişkileri gibi başlıca sorunları asırlar boyu rahatlıkla ve başarıyla çözmüşlerdir. Ahiler, oluşturmuş oldukları sosyal güvenlik sistemi ile âdeta “kimsesizlerin kimsesi” olmuşlardır.
λ Ahilerin en önemli etkileri Osmanlı Devleti’nin kuruluşu sırasında olmuştur. Kırşehir’den uç bölgesine giden Şeyh Edebali bir ahi şeyhi idi. Osmanlı’nın manevi mimarı Şeyh Edebali ve diğer ahiler sayesinde ahilik, Osmanlı’nın kuruluşunda ve bir “cihan devleti” olmasında temel dinamiklerden birisi olmuştur.
λ Ahiliğin birleştirici din ve kardeşlik anlayışı sayesinde, Anadolu’da birliğin, kardeşliğin, hoşgörünün, birlikte yaşamanın mayası oluşturulmuştur.
Sonuç olarak ahiler, inançlarını hayata geçirmişlerdir. Su içemeden çarşıda pazarda gezmeye, hasta ziyaretinden tuvalete gitmeye kadar, hayatın bütün alanlarında sünneti esas alarak kurallar koymuşlar ve inançlarını yaşamışlardır. Bu dönemlerde tekke ve zaviyelerde verilen eğitimle içi-dışı bir, inandığı gibi yaşayan, helal-haram bilen haram lokma yemeyen, yalan söylemeyen, güvenilir, cömert, insanları aldatmayan, hile yapmayan, görevini en iyi şekilde yapan, Hakk’ın rızasını gözeten, komşuluk hukukuna uyan, siftah yaptığında gelen müşteriyi komşusuna gönderen; akıl, ahlak, çalışma esaslarına bağlı ve Allah’tan başka hiçbir şeye kulluk etmeyen, yiğit insanlar yetiştirmişlerdir.
Halil İnalcık Hoca’nın ifadesiyle, “Ahilik adabı yüzyıllar boyunca Anadolu Türk halkının millî karakterini belirlemiştir. Bugün sosyal antropologların Türk köy ve kasabalarında sıradan Türk insanının davranışları üzerinde tespit ettikleri özellikler, olağanüstü bir konukseverlik, güç durumda olanların yardımına koşma, özveri ve dayanışma, imece denilen tarlada hep birlikte ortak çalışma, büyüğe saygı, hırsızlıktan, cinsel tacizden ve başkası aleyhine kötü söz söylemekten dikkatle kaçınma (eline, diline, beline hâkim olma), yiğitlik ve civanmertlik hepsi fütüvvetnamelerde telkin edilen ideal insan sıfatlarıdır. Köylerde gençler, geceleri yâran ve konuk odalarında toplanıp bu fütüvvet kurallarını öğrenirler. Bu yâran veya konuk odaları eski zaviyeleri anımsatır. Bu âdet bugüne kadar gelmiştir. Fütüvvet, ahilik keza kasaba ve şehir nüfusunun büyük çoğunluğunu oluşturan esnafın davranışını belirlemiştir. Ahi zaviyelerinde, ustaya itaat gibi esnaf lonca örgütünün gerektirdiği bir ahlak eğitimi verilirdi. Osmanlı zanaatları çırak-kalfa-usta eğitimiyle öğrenildiğinden, fütüvvet adabı, sosyoekonomik yapının temel ahlaki işlevini yerine getirmekte idi.” (H. İnalcık, Devlet-i Âliye, s.40.)
Anlaşılıyor ki Ahiliğin/fütüvvetnamelerin oluşturduğu hayat nizamı, ahlak ve görgü kuralları, tesis ettiği sosyal güvenlik sistemi, kurmuş oldukları eğitim ve iktisadi modeller, ticaret ve iş ahlakı, yüzyıllardır toplumun mayasını oluşturup, sosyal barışın sağlanmasında bir yapıştırıcı görevini üstlenmiştir. Merkeze “eşref-i mahlukat” olarak insanı alıp, bütün toplumu kucaklayan kardeşlik, cömertlik, yiğitlik sistemi olan ahilik, bütün insanlık için bir ümit kaynağı olacaktır. Haz ve hız çağındaki insanlığın, “Allah’tan başka ilah yoktur.” anlayışına sahip; çalışmayı ve üretmeyi ibadet sayan “Kâinatın yaratıcısına kul olabilmek için, kâinattan ve içindeki her şeyden hür olabilen” ahi anlayışına ihtiyacı olduğunu düşünüyoruz.