Makale

KABZ KARANLIĞI MI BAST AYDINLIĞI MI?

KABZ KARANLIĞI MI BAST AYDINLIĞI MI?

Dr. Lamia Levent ABUL

Bazan kabz gecesinin karanlığında elde ettiğin bir şeyi bast gündüzünün işrak ve parlaklığında elde edemeyebilirsin. “Sizin menfaatinize hangisinin daha yakın olduğunu kestiremezsiniz. (Nisa, 4/11.)
İbn Ataullah İskenderi
Ey salik! Hak Teala’nın senin için takdir buyurduğu hâllerden hangisinin daha hayırlı olduğunu her zaman idrak etmeyebilirsin. Sen kabz gecesinin karanlıklarında hapsolduğunu sanırken, O, işleri öyle bir letafet ve incelikle eyler de kabzın karanlığından ummadığın manevi ikramlar ve lütuflar ihsan eyler. Belki bast hâlinin genişlik ve aydınlığında ulaşamayacağın manevi dereceler elde edersin.
Madden ve manen daraldığımız, sıkıldığımız, işlerimizin yolunda gitmediği, her şeyin üstümüze geldiği zor zamanlar yaşarız. Borçla, yokluk ve yoksullukla bunalırız, hastalık ve derde düçar oluruz, âdeta dünya daralır ve hiçbir yere sığamaz hâle geliriz. Yüce Allah böyle zamanlarda el-Kâbıd ismi ile tecelli eder. El-Kâbıd, kabzeden, tutan, daraltan, sıkan, zorlaştıran ve az veren manalarına gelir. Yüce Allah sonsuz kuvvet ve kudretiyle her şeyi kuşatmış ve emri altına almıştır; dilediğine zamanı gelince verir, dilediğinden kısar.
Cenab-ı Hak rahmetini kabzettiğinde türlü sıkıntılar ortaya çıkar; hidayet rahmetini kabzettiğinde dalalet, afiyet rahmetini kabzettiğinde bela, musibet, felaket, hastalıklar; rızık rahmetini kabzettiğinde fakr, sıkıntı; yağmuru kabzettiğinde kuraklık ve kıtlık; canı kabzettiğinde ölüm vaki olur. Cenab-ı Hakk’ın rahmetini kabzetmesiyle şerler ortaya çıkar ve bu şerleri de O’ndan başka izale edecek de yoktur.
Ey salik! Dertler ve sıkıntılar peşpeşe gelip de takatsiz kaldığında hemen ümitsizliğe kapılma. Sabırla, metanetle bekle ve isyana düşmekten sakın. Zira Hak Teala kullarını türlü sıkıntı ve zorluklarla sınar. Ta ki kul acziyetini ve fakrını idrak etsin de dua ve niyaz kapısına tutunsun, rahmet-i ilahiyesine iltica etsin. Sen de o rahmet kapısına tutun da tövbe, dua ve yakarışını çoğalt. Elbette açılacaktır rahmet kapıları. Kabz gecesinin karanlıklarında kimseyi bırakmaz O en merhametli olan “Allah hem sıkar (kabz); hem de açar (bast).” (Bakara, 2/245.)
Hazreti Mevlana, dertler ve sıkıntıları kulu Rahman’a yaklaştıran vesileler olarak görür ve şöyle der: “Dert ve sıkıntıya düşmek, Allah’ı gizlice çağırmana sebep olduğundan bütün dünya malından üstündür. Dertsiz dua soğuktur; bir işe yaramaz. Dertli dua ve yalvarma gönülden, aşktan gelir.” Yüce Allah’ın kuluna sıkıntılar vermesi; onu sabırla olgunlaştırması ve tüm benliği ile Rabbine yönelmesi içindir: “Kul dertten, kederden Allah’a sızlanır, yalvarır; uğradığı zahmetlerden dolayı Allah’a yüzlerce şikâyette bulunur. Allah da buyurur ki “Gördün ya nihayet dert ve zahmet seni bana yalvarır bir hâle getirdi, sana doğru yolu gösterdi.” Müminin canı zahmet ve meşakkatle gelişir, kuvvetleşir. İstemeden Allah sana bir zahmet, bir keder verirse buna sabret, razı ol!”
Hayır da şer de O’ndan gelir. Cenab-ı Hak kulunu darlık ve sıkıntıyla sınadığı gibi ummadığı şekilde ferah ve selamete de ulaştırır. Yeter ki kul bu hâlin Hakk’tan geldiğini anlasın ve yalnızca O’na teveccüh etsin. Serrac Allah’ın kuluna bu hâli edeplemesi için verdiğini söyler ve sonunda aldığı genişliği geri verir. Böylece el-Bâsıd ismi ile tecelli eder ve tüm zorluklar kolaylaşır, hastalıklar şifa bulur, müşkiller hâlledilir, dertler devaya kavuşur, rızıklar çoğalır, fakirler zenginleşir, borçlular borçtan kurtulur, işsizler iş bulur. Daralan gönüller, ruhlar bu ismin tecellisi ile inşirah bulur. Zira Hak Teala’nın el-Bâsıd ism-i şerifi, genişleten, kolaylaştıran, çok veren manalarına gelir.
Ey salik! Darlıktan feraha çıktığında bu hâlin de Yüce Rahman’ın bir lütfu ve ihsanı olduğunu unutma. Nasıl kabz hâlinde dua ve niyaza sarıldıysan bast hâlinde de şükür ve hamdini çoğalt. Maddi ve manevi güzellikler, sıhhat ve afiyet, huzur ve saadet, ibadet ve taatten zevk alma, bereket ve feyiz, kolaylık ve rahatlık hep bu ismin tecellisidir. Tüm bu nimetleri ihsan edeni tanı, şükür ve hamd ile tespih et Cenab-ı Hakk’ı.
Hazreti Mevlana’ya kulak verelim de acıyla bizi pişiren ve olgunlaştıran Hak Teala’nın hikmetli işlerini idrak edelim:
“Porsuk adında bir hayvan vardır, boyuna dayak yedikçe semirir.
Onu dövdükçe daha iyileşir, sopa vuruldukça semizleşir!
Gerçekten müminin nefsi de bir porsuk gibidir, zahmet ve mihnet onu güzelleştirir, semirtir.
Bu sebepten peygamberler cevr ü cefaya uğramış, halktan daha çok meşakkat çekmişlerdir.
Zira canları da diğer canlardan daha temiz, daha üstündü. Onun için başkaları, onların çektiğini çekmedi.
Deri, ilaçlarla belalara katlanıp, sonunda öyle Taif derisi gibi güzelleşir.
Ona acı ve keskin ilaçlar sürülmeseydi, tamamen işe yaramaz ve pis pis kokardı.
İnsan da tabaklanmamış deri gibidir; rutubetten bozulur, ağır ağır kokar.
Sen ona bol bol acı ve keskin ilaçları sür de; o, güzelleşip, temizlenip, kıymetlensin.
Buna gücün yetmezse, Cenab-ı Hak sana istediğinin dışında bir maraz verince ona rıza gösterip sabret.
Dosttan gelen bela seni temizler. O’nun ilmi senin tedbirinden üstündür.”
Hz. Mevlana’nın tabiri ile işte bu biz insanların hikâyesidir. Dertler kul için ilahî bir uyarı bir imtihandır. Eğer bilirsen derdin sana cennet kapılarını açar. Ancak sabredenler mükâfata ulaşır. Yüce Allah şu ayetiyle sabredenleri müjdeliyor “Ey iman edenler sabır ve namaz ile Allah’tan yardım isteyin. Çünkü Allah muhakkak sabredenlerle beraberdir.” (Bakara, 2/153.)