Makale

KOSOVA NOTLARI

KOSOVA NOTLARI
Dr. Ruhi İNAN | Balıkesir Üniversitesi Türk Dili Bölümü


Kosova’ya gitmeden önce internet üzerinden bir ön araştırma yapmıştım. O bölgeye kara yoluyla gidildiğinde sınır geçişlerinde problem olduğunu okuduğum zaman hava yolunu tercih etmeyi düşündüm, fakat kara yolunun cazibesi daha ağır bastı ve otobüsle gitmeyi tercih ettim. İstanbul Üsküp arası otobüsle yaklaşık on iki saat sürüyor. Ortalama otobüs bileti fiyatları ise 30-40 avro civarında seyrediyor, şayet gidiş dönüş bileti alırsanız bilet ücreti yaklaşık 50 avroya kadar düşebiliyor. Esenler Otogarı’ndan her gün akşam saat 07.00’de Üsküp’e otobüs seferleri düzenleniyor. Bu seferler iki güzergâh üzerinden yapılıyor. Yunanistan ya da Bulgaristan güzergâhını seçebilirsiniz. Ben Bulgaristan üzerinden Üsküp’e gidip orada bir gece kalıp sonra da buradan Kosova sınırına giriş yapmayı planladım. Otobüse bindim, Bulgaristan sınır kapısına gelene kadar uyumuşum. Uyandığımda muavin Bulgar sınır kapısında olduğumuzu söyledi ve yolcuları aşağı indirdi. Bavulları çıkardık, polis Bulgarca bir şeyler sordu; onu anlamadığımı, İngilizce sormasını söyledim, fakat İngilizce bilmiyordu. Bu duruma alışık olan muavin kendince tercümanlık yaptı. Birkaç rutin sualden sonra bavullar yerine konuldu sonra yola revan olduk.
Sabah saat 06.30 gibi Üsküp’e indik. Üsküp yeni yapılaşmanın hızla sürdüğü şehirlerden bir tanesi, fakat bu hızlı yapılaşma -hatta buna Osmanlı silüetini yıkma da denilebilir- Üsküp için özel bir önem arz ediyor gibi. Şehirde Osmanlıyı simgeleyen tarihi mekânların önlerine yerleştirilen ucube heykeller ve Vardar Nehri boyunca sağlı sollu o dokuyu perdeleyen/kirleten binalar, maalesef hüznümü bir kat daha artırdı. Üsküp’ün sembolü Taş Köprü’nün üzerinde 1990 yıllarına kadar bir mihrap bölümü varmış. Doksanlarda tamir edilecek bahanesiyle bu mihrap yıkılmış. Köprü dümdüz bir görünüm alınca Osmanlı mirasının yok edilmesiyle ilgili büyük tartışmalara neden olmuş. Şehrin hâkim tepesine yerleştirilen büyük bir haç adeta kalbimize saplanan bir hançer gibi. Her geçen gün, şehir bizden daha da uzaklaşmakta. Bu durum aklıma Yahya Kemal’in Kaybolan Şehir şiirinin dizelerini getirdi: "Üsküp ki Şar Dağ’ında devamıydı Bursa’nın / Bir lale bahçesiydi dökülmüş temiz kanın / Vaktiyle öz vatanda bizimken, bugün niçin / Üsküp bizim değil? Bunu duydum, için için." Şiirin son dizelerine sarılarak teselli buldum: "Çok sürse ayrılık, aradan geçse çok sene,/ Biz sende olmasak bile, sen bizdesin gene." O gün Üsküp’te kaldım ertesi gün Prizren’e doğru yola çıktım. Üsküp’ten Prizren’e saat 11.30 ve 16.00 olmak üzere günde iki defa otobüs seferi var. Yol yaklaşık üç saat kadar sürüyor. Bu süre Makedonya’dan Kosova’ya geçerken sınır geçişinde ne kadar takılacağınıza da bağlı. Bizim otobüsümüz sınırda çok beklemeden, çok şükür sağ salim Kosova sınırına girdik.
Kosova’nın nüfusu yaklaşık iki milyonu bulmaktadır. Bu nüfusun yaklaşık %90’ı Müslüman’dır. Müslümanların da %80’ini Arnavutlar oluşturmaktadır. Geriye kalan Müslümanların büyük çoğunluğu Türk’tür. Müslüman olmayanların ekseriyeti Sırp asıllı olmakla birlikte onlar, bu bölgeye sonradan yerleştirilmişlerdir. Bu sebeple köylerde Sırplara pek rastlanmaz.
Kosova, ekonomik yönden geri bırakılmış bir bölgedir. Kırsal kesimde tarım ve hayvancılıkla uğraşılır. Şehirlerde işsizlik hâkimdir. Bu sebeple özellikle parklarda, cami bahçelerinde işsiz insanlara sıkça rastlarsınız.
Kosova’nın en önemli iki şehri başkent Priştine ve Türklerin çoğunluk olarak yaşadığı Prizrendir. Bu şehirlerin dışında Yakova, Ferizovik, İpek, Gilan, Puduyeva, Mitroviça Vıçıtrın şehirleri de bulunmaktadır.
Prizren, Şar Dağları’nın eteklerine kurulmuş, etrafı dağlarla çevrili yemyeşil bir şehirdir ve nüfusu yaklaşık 250.000 civarındadır. Kosova’da en fazla Türk’ün yaşadığı (takriben 35000) şehir Prizren’dir. Prizren şehrinin üç resmi dili var: Arnavutça, Türkçe, Sırpça. Tüm cadde vs. isimleri, tabelalar, üç dilde de mevcut. Bir ihtiyacınız olduğunda "İngilizce biliyor musunuz?" demek yerine "Türkçe biliyor musunuz?" diyebilirsiniz. Para birimi olarak Avro kullanılıyor.
Prizren’e girdiğiniz ilk andan itibaren hiç yabancılık çekmezsiniz. Öyle ki çevrenizde konuşulan Türkçe ve Bursa sokaklarını aratmayan mimarisi ile kendinizi Türkiye’de zannedebilirsiniz. Ara sokaklardan ilerleyerek meşhur Şadırvan’a gittim ve suyundan içtim. Zira bu şadırvandan su içen oraya bir daha gelirmiş şeklinde bir inanç var. Kaldığım yer ile Şadırvan arası yürüyerek üç dört dakikalık bir mesafe. Şehri ortadan ayıran Bistrica Nehri, içinde nehir geçen bütün şehirler gibi şehre canlılık vermekte. Bu nehrin sağında ve solunda bulunan oturma mekânları ve restoranlar bu canlılığın merkezleri konumundalar. O gün Üniversitede Öğretim üyesi olan arkadaşlarım Nuran Malta Muhaxheri, Soner Yıldırım ve Serdan Kervan ile görüştüm. Prizrenliler şen insanlar. Genel olarak oldukça misafirperver, hoşsohbet güzel insanlar. Geçmişte yaşadıkları olumsuzluklar, farklılıklarına rağmen birbirlerini ve hayatı daha çok sevmelerini sağlamış.
Yemek kültürüne gelince; burada en meşhur ve en lezzetli yemeklerden biri köftedir. Prizren’de köfte, alışılmışın dışında büyüklüğü ve lezzetiyle oldukça nefis yapılıyor. Elbasantava, Haşlama böreği, Fulya böreği, yöreye özgü yemeklerden bazıları. Bu yemekler evlerde kesinlikle daha lezzetli ama dışarıda Fulya böreğini mutlaka denemelisiniz. Tespişte tatlısı mutlaka tatmanız gereken tatlılardan. Ayrıca son zamanlarda Türkiye’de popüler olan Trileçe’nin kaynağı burasıdır denilebilir. Aslında bu tatlı Arnavut tatlısı olarak bilinir. (Arnavutça: trileqe). Trileçe, üç sütlü anlamındadır. Manda, keçi ve inek sütü birlikte kullanıldığı için bu ismi aldığı söylenir. Tıka basa yemek yeseniz bile, üzerine rahatlıkla Trileçe yiyebilirsiniz. Sinan Paşa Camii’nin yanındaki caddede yer alan Türk kahvesinde, kahve ya da çay içebilirsiniz. Bu kahvede çaylar içildikçe ucuzlayan cinsten. Bir çay içerseniz 0.5 avro ama daha fazla içerseniz fiyat 0.3 avroya kadar düşebiliyor.
Prizren’de Osmanlı mimarisinin izlerine her sokak başında rastlarsınız. Otobüs terminalinin hemen karşısında şehrin en eski Osmanlı yapısı olan (1455) Namazgâh bulunmakta. Halk arasında Kırık Cami diye bilinen bu namazgâh, Fatih’in 1455’te şehre gelişiyle inşa edildiği rivayet ediliyor.
Bistrica Nehri’nin yanındaki meydanda bulunan Sinan Paşa Camisi, 1615 yılında devrin Bosna Valisi Sinan Paşa tarafından yaptırılmış fakat uzun zaman bakımsız kalmış, 2011 yılında TİKA tarafından restore edilmiştir. Balkanların en yüksek camisi olarak bilinen Sinan Paşa Camisi’nin iç tasarımı 19.yy. Barok üslubuyla ve manzara resimleriyle süslenmiştir.
Tarihi Prizren Kalesi’nin ilk hisarları Roma dönemine dayanıyor. Kale, etrafı geniş bir açıyla gören stratejik bir yerde kurulmuş. Kale, Osmanlı Devleti tarafından yapılan çeşitli eklemeler ve düzenlemelerle tekrar kullanılıyor. Osmanlı Devleti’nin 500 yıl boyunca kullandığı Prizren Kalesi’nde, hamamlar, hanlar ve bir de cami bulunuyor.
Yine Gazi Mehmet Paşa Hanı, Aziz Arhancel Manastırı, Terzi Baba Türbesi, Cuma Camii, Levişka Kilisesi, Suzi Çelebi Camii, Aziz Yorgos (St. George) Ortodoks Katedrali ve Arnavutluk Müzesi gezilecek yerlerden bazıları. Şehirde Saraçhane Camii ve Halveti Tekkesi’nin sizi 200-300 yıl öncesinin Osmanlı hayatına götüren avlusunu dolaşmayı, Maraş başlangıcındaki Vatrat Shqiptare’deki eski evleri görüp nehir boyu gezinti yapmayı, Sinan Paşa Camii müezzini ve ikinci imamı Ali’nin Kur’an okuyuşunu dinlemeyi unutmamak lazım.
Bunlar haricinde şehir dışına çıkmak isterseniz Mamuşa köyüne gidebilirsiniz. Prizren otobüs terminalinden otobüslerle, yarım saat sürüyor. Tarihî bir özelliği yok ama Mamuşa, hemen hepsi Türk olan nüfusuyla sizi Türkiye’ye geri dönmüş gibi hissettirecek. Köydekiler, 1850’lerde Tokat’tan gelip buraya yerleşen Türk ailelerin torunları.
Prizren’den Priştine’e arası yaklaşık 84 km. Arkadaşım eğer otobüsle gidersem yolun yaklaşık 2 saat sürebileceğini söyledi. Otobüsler birçok yerde indi bindi yapıyormuş. Onun önerisiyle bulduğum bir taksiyle uzun bir pazarlıktan sonra 20 avroya anlaşarak 45 dakikada Priştine’ye gittim. 2008’de henüz bağımsızlığını ilan eden Kosova’nın başkenti Priştine, Avrupa’nın en genç başkenti unvanını taşıyor. Uzun süre Osmanlı İmparatorluğu’na, sonrasında Sırbistan’a ve Yugoslavya Krallığı’na, devamında Yugoslavya’ya, bir dönem Birleşmiş Milletler’e ve son olarak da bağımsız Kosova’ya ev sahipliği yapmış olan Priştine’nin turistik bir özelliği bulunmuyor.
Bana göre Priştine’nin en önemli meselesi çarpık kentleşme ve altyapı yetersizliği. Bu sorun çok kolay çözülecek gibi de durmuyor. Şehrin her tarafında yeni inşaatlar yapılıyor, fakat bu yeni ve yüksek binalar bir düzene göre imşaa edilmiyor. Bununla birlikte şehirde ‘Eski şehir’ olarak adlandırılan kısımda Osmanlı dönemine ait birçok cami, saat kulesi ve konaklar aynı güzelliğiyle duruyor hatta sadece mimarisi değil kültürü de geçmişten izler taşıyor.
Sultan I. Murat Türbesi’inde (Meşhed-i Hüdavendigar) Sultan Murat’ın sadece iç organları yer almaktadır. Padişahın naaşı ilaçlanarak, Bursa Çekirge’de yapılan türbesine defnedilmiştir. Priştine’deki türbe uzun süre bakımsız kalmış, Sultan Reşat’ın 16 Haziran 1911’deki Kosova’yı ziyareti sırasında onarımdan geçmiştir. Yine uzun süre bakımsız kalan türbe, 2005 yılında Türk Diyanet Vakfı tarafından restore edilmiştir. Selamlık binası TİKA tarafından Sultan I. Murat, Kosova Savaşı ve Balkanlar’da Osmanlı Mirası konulu bir Kültür ve Tanıtım evine dönüştürülerek, 04 Kasım 2010 tarihinde resmî olarak hizmete açılmıştır.
Bölgenin en önemli dini biri olan ünlü Arnavut Rahibe Teresa, yaşanan etnik ve dini çatışmalara rağmen Müslüman nüfusun çoğunlukta yaşadığı bu yerde saygı ile hatırlanıyor. Şehrin en önemli alışveriş ve yürüyüş caddesi onun adıyla yani ‘Nena Tereze’ adıyla anılıyor.
Newborn Anıtı, Avrupa’nın en genç başkenti olan Priştine’de, ülkenin bağımsızlığı sebebiyle 2008 yılında dikilmiş. Türkçe anlamı “yenidoğan.”
Skanderbeu Anıtı, Mother Theresa Bulvarı’nın sonunda sol tarafta kalan bir anıttır. Skenderbeu, on yıllar boyunca Osmanlılara karşı savaşmış ve Osmanlıların Batı Avrupa’da fazla ilerleyememesinde büyük rolü olan Arnavutların önemli şahsiyetlerinden biridir.
Saat Kulesi XIX. yüzyılda Osmanlılar tarafından yapılmıştır.
Hünkâr Camii de denen Fatih Camii, 1460’lı yılların başında yapılmış. Saat Kulesi’nin tam karşısında bulunuyor. Caminin yan tarafında bir de hamam bulunmakta.
Yaşar Paşa Camii de Saat Kulesi yakınlarında bulunuyor. 1834 yılında yapılmış. Yine bu camiinin yakınlarında Priştine’nin en eski yapısı olan Çarşı Camii bulunuyor. 1389’daki I. Kosova Zaferi’nden sonra yapılmış.
Mother Theresa Katedrali, çok yeni diyebileceğimiz bu katedralin bir kısmı hala inşaat halinde ancak içine girilebiliyor.
Priştine’de bu yerlerin dışında St. Nicholas Kilisesi, Sırp Ortodoks Kilisesi, Kosova Müzesi, Etnoğrafya Müzesi, Bizans ve İslami mimariyi yansıtan Kosova Ulusal Kütüphanesi gidilebilecek yerlerden bazıları.
Priştine’de herkesin damak tadına uygun restoran ve kafeler mevcut. Özellikle burada Pljeskavica yemek lazım. Büyük ve yuvarlak şekilde olan Pljeskavica; içine biber, peynir vs. de katılarak hazırlanan bir tür köftedir. Genelde kemikli kuzu etinden yapılan Elbesan Tava da yoğurtlu bir sosla birlikte fırına verilerek kızartılır. Yanında Lahana Salatası’yla birlikte güzel gider. Son bir not: bu bölgeyi ziyarete gelecekseniz Makedonya, Arnavutluk, Hırvatistan ve Bosna’yı birlikte düşünmelisiniz.