Makale

İFTAR VE SAHURLA GELEN AİLE SAADETİ

İFTAR VE SAHURLA GELEN AİLE SAADETİ

İbrahim Ateş

Karanlık, geceyi bürümeye sarıp sarmalamaya başlamıştı. Gecenin ruhumu saran serinliği, hiç fark etmeden göz kapaklarımın kapanmasına neden olmuştu. Çocuksu bir yürekle uykunun lezzetini deliksiz yaşarken, o ana kadar hiç şahit olmadığım yaşanmışlıklar, sanki bir film şeridi gibi kuşattı rüyalarımı.
Birbirlerine küsmüş mahallenin sessiz sokaklarını adımlıyor, minnacık ellerimi koskocaman parmaklarıyla tutan dedemle yol alıyordum. Oğul diye bir ses kulaklarımda çınlarken, “Sen bu suskun sokakları yakında göreceksin, minarelerden yükselen ezan seslerini, selaları duyacaksın. Yüreklerde tutuşturulacak top atışlarıyla çocukların nasıl koşuştuğunu, taze pide kokularının mahallemizi nasıl sardığını koklayacaksın.” diyordu.
Dedemim rüyalarımı kuşatan sesi, annemin hafiften yükselen ses tonuyla kısılırken, mahallemizin sessiz sokaklarından yükselen mani ve davul sesleriyle göz kapaklarım zor da olsa aralanıyordu. Henüz güneş doğmamıştı ve yeryüzü aydınlanmamıştı. Hâlbuki her sabah güneşin bedenimi ısıtan sıcaklığı ve aydınlığıyla uyanan gözlerim, şimdi hiç tanık olmadığım bir sofraya odaklanıyordu. Annemin her zamanki telaşı neşeye dönüşmüş, başta ailemizin çınarları olmak üzere bütün aile çoktan sofranın etrafına oturmuştu. Bu sofra neyin sofrasıydı?
Küçücük bedenim bir türlü cevaplandıramadığı sorularla meşgulken kocaman parmaklarıyla elimi tutan dedem, şimdi de kocaman sözleriyle ruhuma sesleniyor ve yüreğimi sarmalıyordu: “Evlatlarım! Bizleri yoktan var eden, gönlümüzü iman ile dolduran, kendisine kul olma izzetini bahşeden, âlemlere rahmet vesilesi gönderilen sevgililer sevgilisi efendimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)’e ümmet olma şerefini bizlere nasip eden yüce Allah’a hamd ü senalar olsun. O bizleri iftar, sahur, mukabele, fitre, zekât, kadir gecesi gibi eşsiz güzelliklerle dolu, birlik ve beraberlik duygularının doyasıya yaşandığı mübarek bir aya, ramazan ayına ulaştırdı. İşte şimdi bizler yüce Mevla’nın emrine uyarak ilk sahurumuzu yapıyor ve ilk orucumuzu da inşallah bugün tutacağız. Akşam da iftarımızı yaparak günümüzü teravihle tamamlayacağız. Allah, O’na olan inancımızı daim kılsın ve bizi tevhidin aydınlığında vahdet yolunda bir eylesin, diri eylesin, iri eylesin inşallah.”
Dedemin kulağa hoş gelen ve gönülleri sükûnete erdiren ses tonuyla söylediği “sahur” ve “iftar” kelimeleri ne demekti. Hanemizi saran esenlik ve neşe, annemin hazırlamış olduğu leziz yemekleriyle taçlanırken, ben yemekten ziyade daha manasını bile bilmediğim sahur ve iftarın bana ve mahalleme getirdiği neşe ve sevince odaklanmıştım. Acaba arkadaşlarım da sahurdan nasiplendiler mi diye düşünürken, kulağım gecenin sessizliğine son veren minarelerden yükselen ezan sesiyle yankılanmaya başlamıştı. Seher vaktinde ezan sesinin bir haneye bu denli saadet getirdiğine, insanın ruhunu dinlendirdiğine, yüreğine esenlik serpiştirdiğine ilk defa şahit oluyordum. Şimdi sadece ellerimi değil, varlığımı da sarıyordu dedem ve babamın büyük elleri. Büyük elleri ve yüreğimde merhamet güllerinin açmasına vesile olan sevgileriyle babam ve dedemle mahallenin taşlı, dar sokaklarında sabah namazına doğru yol alıyorduk. Suskun sokakların bülbül sesleriyle nasıl doluştuğuna benim gibi tüm mahalleli de şahit oluyordu.
Ramazan, oruç, sahur, iftar ve teravihin ne olduğunu anlamaya çalışırken, bu sevgi mevsiminin insanlığın ruhunda açtığı menekşelerle, güllerle ne doyumsuz bir lezzet ve tat olduğunu ben zaten yaşayarak çoktan öğrenmiştim. Yarım gün tutabildiğim orucuma bir su molasıyla devam ettiğim mahallemde, annemin ve tüm teyzelerin sevinçlerine şahit olmak, babam ve tüm amcalar gibi dedelerim ve büyüklerimin merhamet iklimini tatmak ne doyumsuz bir tatmış meğerse...
Gelişiyle nice güzellikleri yaşatan, rahmetin ve merhametin lezzetini tattıran, mağfiretin serin deryalarında huzura ve esenliğe erdiren, günahlarımızdan arındıran, evlerimizi bereketlendirip bir saadet diyarı eyleyen, kardeşliğimizi kenetleyen, mahallemizi huzurla saran bir demdi ramazan...
Şerefelerin yüreğimizi bir başka titrettiği, mahyaların sadece gecemizi değil ruhumuzu da aydınlattığı, kandillerin yolumuza değil gönlümüze de yoldaş olduğu, gecemize farklı güzellikler katan meraklı küçük yüreklerin uyanmasına vesile olan manilerin, davul seslerinin bütün hanelerimizi sıcaklığıyla sardığı bir demdi sahur...
Kokusuyla sokakları kaplayan fırından yeni çıkmış taptaze pidelerin heyecanla beklendiği, sadece ramazana özgü yiyeceklerin hazırlandığı, çocuksu gülümsemelerin kahkahaya dönüşmesine neden olan Karagöz ile Hacivat’ın, top sesinin ezan sesine öncülük ettiği akşamlarımızın bütün mahallemizi neşeyle sardığı bir demdi iftar...
Evet, iftarın yaklaştığı mahalleyi saran pide kokusundan çoktan belli olmuştu. Şimdi koşturma durmuş, ilk top atışıyla beraber akşam ezanını dinlemeye başlamıştık. İftar sofraları mahallemizin ortasına kurulmuş, leziz yemekler hazırlanmış, hiçbir arada görmediğim asırlık çınarlar ve komşular aynı sofradan birbirlerine hurma ikram eder olmuştu. Evimizin aile sıcaklığı mahallemizi kaplamış, bütün babaların gözlerinde yanan sevgi kandilleri, aşk ve merhamete dönüşüp annelerimizin kalplerini yeniden fethetmişti.
Bedenimizle birlikte ruhumuzu da terbiye eden, aç kalmaktan ziyade nimetin kıymetini öğreten, rahmet ve mağfiret ikliminde oruçla geçirilen bir gün teravihle kemale ermişti. Kur’an’ın indiği ay, içerisinde bin aydan daha hayırlı bir gece barındıran ramazan bize her daim saadet getirdi, bizi ve ümmeti tevhidin aydınlığında vahdet sancağının altında birleştirdi.
Rabbim, bir çocuk yüreğinin masumane duasıyla iftar ve sahurlarımızı, hanemize getirdiği aile saadetiyle ramazanımızı ve oruçlarımızı kabul eylesin inşallah.