Makale

MİHNETLE GELEN RAHMET

MİHNETLE GELEN RAHMET

Dr. Lamia Levent Abul

Ey salik, insanlardan öyleleri vardır ki, kalpleri katılaşmış, dünyanın zevk ve sefasına dalmış bir hâlde yaşarlar. Onlar kötülüğü ve çirkinliği hayat tarzı edinmiş, hakikate sırt dönmüş bedbahtlardır. Ne kadar nasihat etsen, bin bir dil döküp hakikati haykırsan ne işitir ve ne de görürler. Hiçbir söz tesir etmez kalbini hakikate kapatana. Gözleri vardır göremezler, kulakları vardır duyamazlar, kalpleri vardır anlayamazlar… Kötülüğü hayat tarzı edinmiş kimseler diye söz eder onlardan Rabbimiz. Yarını olmayan hayatlar yaşayan bu kimseler için, hayat bu dünyadan ibarettir.
Sonra uzaktan yakından sözler değer kulaklarına. Bunlar ezelden ebede kadar söylenmiş ve söylenecek olan ve hakikate çağıran en güzel sözlerdir. Hak’tan gelen bu sözleri peygamberlerden başlayarak nice âlimler, arifler, salihler ve âşıklar tekrarladı durdu. Kimi sözün en güzeline uyarken kiminin de sadece kulağına değdi geçti.
Sözün en güzeline kulak asmayanlar, dönüp kulak vermeyenler, bir kulağından girip ötekinden çıkanlar öyle çok ki ey salik… Şöyle bir dön kendine bak! Hep uzak da arama kim bunlar diye. Ben, sen, biz, siz, onlar… Bazen kulak tıkarız. Zira cümle düşmanlarımız bir olur güzel gösterir yanlış yaptıklarımızı. Bir kılıfını buluruz bazen de kendimizi avutmak için. Yanlışa kılıf mı olur deme, insan çok çabuk kılıf bulur yaptığı işlere. Kolay olan, nefsine güzel gelen, perdeler aklını ve kalbini, muhalefet etmek zoruna gider. Zora talip olmak öyle kolay mı sanırsın ey salik!
Amma gel gör ki sözden anlamayan biz gafilleri kendi hâline bırakmaz Hak Teala. O, ister ki kulları yanlışlarını, hatalarını görsünler, iyi, doğru ve güzel olanı tutsunlar. Kulları batılı bıraksınlar Hakk’a ram olsunlar ister. Uyarıcıların sözleri kifayet etmeyince mallardan, canlardan, evlatlardan eksilterek hatırlatır hakikati. Musibetler ve belalarla kulunu çağırır kendine. Kimden geldiğini bilip de hikmetini anlayabilene ancak kar eder bu musibetler.
İşte bahçe sahipleri kıssasında bunların ahvalini anlatır Rabbimiz. Hani kadim zamanların birinde yaşayan salih bir zat vardı. Dindar ve muttaki olduğu kadar, Rabbin kendisine bahşettiği nimetleri cömertçe paylaşan biriydi. Herkesin hayran olduğu ve türlü meyvelerle dolu bir bahçesi vardı. Her yıl hasat vakti, fakir fukarayı, düşkünü yetimi çağırır bahçenin envaiçeşit meyvelerinden onların payını verirdi. Gün geldi herkesin sevip saydığı bu salih kimse vefat etti. Çocukları bahçeye varis oldular. Ancak onlar babaları gibi cömert davranmadılar, fakire fukaraya artık bir şey vermeyelim diye kararlaştırdılar aralarında. Açgözlülükleri âdeta kalplerini esir almıştı. Buldukları kılıf da hazırdı: Ailemiz kalabalık, malımız az. Eğer babamızın verdiği gibi mahsulden verirsek, biz ihtiyaç içinde kalırız, dediler. Ancak içlerinden insaf sahibi olan kardeş itiraz etti. Yapmayın, etmeyin, babamızın yolu doğrudur, onun gibi yapmaya devam edelim diye diller döktüyse de fayda etmedi hiçbirine. Onlara uyacakları güzel bir söz söylüyordu. Ama ne duyan vardı ne de sözün güzeline uyan.
Derken bahçenin hasat zamanı geldi. Yoksulların payını vermeyeceklerine dair yeminlerini tekrar teyit ettiler ve sabah mutlak surette bu kararlarını uygulayacakları sözüyle güven içinde daldılar tatlı uykularına. Fakat onlar daha uykudayken Rabbinin katından gönderilen kuşatıcı bir afet bahçeyi sarıverdi de bahçe kapkara kesildi. (Kalem, 52/19-20.)
“Bugün aramıza hiçbir yoksul sokulmasın” diye fısıldaşarak sabah erkenden bahçenin yolunu tuttular. Bahçeyi kendilerine lütfedeni ve onda fakirin de hakkı olduğu hakikatini unutmuşlardı. Ama bahçeye vardıklarında gördüklerine inanamadılar, ne bir ağaç ne de meyve vardı. Yollarını şaşırıp yanlış bahçeye geldiklerini sandılar. Ama dikkatle bakınca kendi bahçelerinin tarumar olduğunu gördüler. İşte o zaman fakir fukarayı mahrum bırakmak isterken kendilerinin mahrum kaldığını anladılar da tövbe ettiler.
Onlar bir musibetle uyandılar gaflet hâlinden. Nasihat kar etmediğinde işte böyle uyarır Rahman kullarını. Kimisi için bela ve musibetin bile uyandırmadığı, kalpleri mühürlenmiş böyle bedbahtlara vah olsun! Ancak bahçe sahipleri bildiler Rablerinin kendilerine bir uyarısıydı bu musibet. Tövbe edip hâllerini düzeltirlerse daha iyisini verecektir Hak Teala diyerek O’na sığındılar. Böylece hatalarını telafi edecek ve Rablerinin daha büyük lütuf ve ikramlarına mazhar olacaklardı.
Ey salik Rabbimizin kullarına karşı nasıl da merhametli ve şefkatli olduğunu gör de şükrünü artır. Kahrın içinde gizlenen lütuflar misali onun bizleri düçar ettiği her bela ve musibetlerde ki hikmetleri temaşa eyle. Ne taraftan geldiğine değil niçin geldiğine bak. Musibetin rahmetin habercisi olduğunu anlar da Hakk’a yönelirsen, hiçbir pişmanlığın fayda vermediği o büyük günde zelil ve perişan düşmezsin.
Ne ki herkes görmez mihnetteki rahmeti amma nihayetinde sözün güzelini duyup kulak verenler ve kahrın içindeki lütfu görenler için ne güzel söylemiş Niyazi-i Mısri:
Kahrı lütfu şey-i vahid bilmeyen çeker azap
Ol azaptan kurtulup sultan olan anlar bizi