Makale

GÜVEN-DİN İLİŞKİSİ ÜZERİNE PSİKOLOJİK BİR ANALİZ

GÜVEN-DİN İLİŞKİSİ ÜZERİNE PSİKOLOJİK BİR ANALİZ

Doç. Dr. Ali AYTEN | Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi

Her sabah küçük kızımı bakıcıya emanet edip evden çıkarken güven duygusunun önemini bir kez daha anlarım. Güvenin kişiyi nasıl da hayata bağlayan, zorlukları katlanılabilir ve hayatı yaşanılabilir kılan bir duygu olduğunu yeniden idrak ederim. Bakıcının nasıl biz varken onunla ilgileniyorsa biz orada yokken de aynı şekilde, en azından ona yakın bir ilgi göstereceğini, çocuğun ihtiyaçlarını zamanında ve yeteri kadar gidereceğini, onu kollayıp gözeteceğini ümit ederim. Bu güven duygusu beni rahatlatır. Evden gönül huzuruyla ayrılmamı ve gün boyu işlerime yoğunlaşabilmemi sağlar. Gündelik hayatta her birimiz yapıp etmelerimizi güven duygusu çerçevesinde gerçekleştiririz. Kendimizle ve başkalarıyla olan ilişkilerimizi güven/güvensizlik üzerine inşa ederiz. Başkalarına güvenir ve güven veririz. Güven verebildiğimiz ve güven ortamına ulaşabildiğimiz kadar belirsizlik, korku ve kaygıdan uzak kalabiliriz. Güvenmeyi ve güven vermeyi her birimiz yaşayarak, tecrübe ederek öğreniriz.
Peki, yaşamımız için vazgeçilmez öneme sahip güven duygusunu ilk olarak nasıl kazanırız? Psikologlara göre hayatın temel unsurlarından biri olan güven, yaşamın ilk dönemlerinden itibaren kazanılan bir duygudur. İnsanın Sekiz Evresi (Okuyan Us Yay., 2014.) isimli kitabın yazarı meşhur gelişim psikoloğu Erik Erikson’a göre birey, bebeklik çağında annesi ya da temel bakım vereni kimse onunla bir güven ilişkisi geliştirir. Bebek karnı acıktığında karnının doyurulması ya da midesindeki rahatsızlığının giderilmesiyle temel bakım verenine (çoğunlukla bu annedir) karşı güven duygusu geliştirir. Bilir ki her ne zaman ihtiyaç duysa karnı doyurulacak ve altı temizlenecektir. Bu döngü gün içerisinde tekrar tekrar yaşanır. Bu tekrarlar esnasında bebek ümit etmeyi öğrenir. İhtiyacının karşılanacağına ve yalnız olmadığına dair bir ümit geliştirir. Zamanla bebek ihtiyacı yerinde ve zamanında karşılandıkça güven duygusu kazanır, dışsal dünyaya (dış dünya?) güvenmeyi öğrenir. Bu dönemde kazanılan güven duygusu psikologlara göre bir yönüyle güven için ilk prototiptir. Hayatının daha sonraki dönemlerinde bireyin kendisiyle, ailesi ve arkadaşlarıyla, toplumdaki diğer bireylerle ve hatta Allah’la olan ilişkisinde bu ilk güven duygusu modeli bir yönüyle etkili olabilir. Bu dönemde güven duygusunda ortaya çıkacak eksiklik, bütünüyle kapatılamayacak bir açık olarak görülmese de, hayatın daha sonraki dönemlerinde önemli rol oynayabilir.
Hayat, Yaratıcı’nın bir potansiyel olarak genlerimize işlediği ve temelleri bebeklik çağında atılan güven duygusu üzerine kurulmuştur. Psikologlara göre insanın var olmasını sağlayan en temel ihtiyaçlardan biridir güven. Mesela hümanist psikolog Abraham Maslow, Mostivasyon ve Kişilik (Motivation and Personality) başlıklı temel eserinde, güvenliği ihtiyaçlar hiyerarşisinde ikinci sıraya yerleştirir. İnsanoğlu, yemek ve su gibi en temel fiziksel ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra huzur içinde uyuyabileceği, dış dünyanın tehlikelerine karşı korunabileceği bir barınağa ve eve muhtaçtır. İnsan güvende olmak, emin olmak ister. Bu fiziksel güvenlik ihtiyacı sosyal ilişkilerde de kendisini gösterir. Zira tıpkı fiziksel güvenlik gibi sosyal açıdan da insan güvende olmak, güvenebileceği insanlar arasında bulunmak, güvene dayalı ilişkiler geliştirmek ister. İnsan güvende olduğu oranda sağlıklı, huzurlu ve mutlu olur. Güvenli olduğu ölçüde verimli çalışır, insanlara katkıda bulunur. Güven verdiği oranda etrafına da huzur getirir. İnsani ilişkileri güçlenir, hayat kalitesi artar ve toplumsal huzura katkıda bulunur. Tüm bu yönleriyle güven toplumsal yaşamın en güçlü harcıdır. İnsanların bir arada uyum ve huzur içerisinde varlığını sürdürmesini temin eder.
İnanmak özü itibariyle güvenmektir. Birey hayata başladığı ilk andan itibaren güven duygusunu öğrenirken aslında inanmayı, yani kendisinin ötesinde bir varlığa bağlanabilme ve ona inanabilme yönünü de keşfeder. Önce annesine ya da bakım verenine güvenen ve onun kollarında huzur bulan birey bilişsel yetenekleri geliştikçe dünyanın ve hayatın gerçek Yaratıcı’sını bilir ve idrak eder. O’na inanır ve güvenir. O’nun mutlak kudret sahibi hayatı ve ölümü yaratan, her şeyi belirli bir ölçüye göre tasarlayan ve belirli sebepler dâhilinde ortaya çıkışına izin veren Yüce Yaratıcı olduğuna inanır. O’nun her şeyin ilk sebebi olduğunu bilerek her şeyin O’nun kontrolünde olduğuna güvenir. Bu, insanı hayata bağlayan belirsizlik ve hiçliğin karanlığından onu kurtaran yegâne duygudur. Dini yaşamak inanmakla güvenmekle başlar ve başkalarına güven vermekle devam eder. Zaten dinin İslam’ın özü de barış ve emniyettir. Kişinin kendisiyle barışık olması kendine güvenmesi ve güvenle bağlanacağı Yaratıcısını keşfetmesi ve güven ilişkisi oluşturacak bir hayatı tesis etmesidir. Kişi aşkın olana ve oradan gelen öğretilerin doğruluğuna güvenirken etrafında ilişkide bulunduklarına da güven verir. Allah’a içtenlikle bağlanan ve güvenen birey Allah’la kurduğu bu güven ilişkisini bir yönüyle toplumsal hayattaki ilişkilerine taşımaya gayret eder. Güven sayesinde insanlar bir toplum oluşturur; sosyal normlar, kültür ve medeniyet güven üzerine inşa edilir. Güven sayesinde insanlar birbirine yardım eder. İnsan güven duyduğuna yardım eder; güven duyduğundan yardım bekler ve yardım alır. Yardım ettikçe güven aşılar. Çünkü ümit verir, iyiliğin var olabileceğine dair sürekli ümit aşılar. Bir şeylerin düzelebileceğine dair ümit verir. Bu yönüyle güven aynı zamanda pasif bir duygu değil insana sorumluluk yükleyen ve bir yönüyle kendi gücünü oluşturacak motivasyonlar sunan aktif bir süreçtir. Güven kazanılan, sürdürülen ve korunan çok yönlü bir duygudur.
Din, güven üzerine kurulur ve insana güven verir, hem de bireyin hiçbir yerde bulamayacağı bir güven duygusu sunar kişiye. İnsana kaygı ve belirsizlik gibi varoluşsal sorunlara karşı sığınabileceği emniyetli bir sığınak sunar. Tam bir teslimiyetle Allah’a ve O’nun ilkelerine güvenen kimse bu dünya hayatını emniyet altına almış demektir. Gerçek anlamda dinin öğretilerini benimseyen kimse zihnindeki pek çok soruya cevap bulmuş, ölüm kaygısı ve ölüm sonrasının nasıl olacağı konusunda kendini güvende hissedebileceği kanaatine varmıştır. Çünkü o sınırsız güç ve kudrete sahip olan, insana şah damarından da yakın olan Yüce Varlığa güvenmiştir. Kişinin Allah’la kurduğu bu güven ilişkisi en güzel şekilde tevekkülde ortaya çıkar. Çünkü birey tevekkül ederek inanç ve güven duyduğu varlığı sorunlarının çözümünde vekil kılar. Üstesinden geleceği sorunları cesaretle hallederken üstesinden gelemeyeceği sorunların çözümünde teslimiyetle Allah’ı kendine vekil kılar. “Allah bize yeter, o ne güzel vekildir.” diyerek inancını ve güvenini sabır ve metanetle birleştirir. İnanan birey her gün beş defa “Yalnız senden yardım dileriz.” derken Yaratan’la olan güven ilişkisini tazeler.
Dindar kişi Yüce Yaratan’a güvenen, güvende olduğunu hisseden ve etrafındakilere güven veren kimsedir. İlişkide bulunduğu kişilere sözleri ve davranışlarıyla güvenilir olduğu mesajını verir. Tıpkı Hz. Peygamber’in (s.a.s.) buyurduğu gibi “Müslüman insanların elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir.” (Buhari, İman 4, 5.) Çünkü Allah’la güven ilişkisine girmiş kimse olan dindarın etrafındakilere de güven vermesi beklenir. Konuştuğunda doğru söyler, söz verdiğinde sözünü tutar, kendisine emanet edileni güven içerisinde korur. Söz ve davranışlarıyla tutarlı bir şahsiyet örneği ortaya koyarak etrafındakilerin de kendisini güvende hissetmesine katkıda bulunur. Bu yönüyle güven hissedilen ve hissettirilen çok yönlü bir duygudur, bireyin yükünü azaltırken aynı zamanda ona sorumluluk da yükler. Varlığı hem kişiye hem de topluma huzur, iyi oluş ve mutluluk getirirken yokluğu belirsizlik, kaygı, üzüntü ve mutsuzluk getirir. Kısacası varlığı abat ederken yokluğu hem psikososyal hem de fiziksel açıdan harap eder.
Güven kaybı inanç kaybını da beraberinde getirebilir, insanın ilişkilere olan güveninin kaybolması, kendisine olan güveninin azalması ve nihayetinde Yaratan’la olan bağlarının zayıflamasına sebep olabilir. Bazı durumlarda insanlar arasındaki güven eksikliği kişileri yavaş yavaş inançlarını test etme durumuna sürükleyebilir. Aynı şey inanç kaybının güven kaybı getirmesi için de söz konusudur. İnancını kaybeden kişi sadece Yaratıcı’ya olan güvenini kaybetmiş değildir, kendisine ve insanlara olan güvenini de kaybetmiş demektir. Bu tür kişiler bir yönüyle insanların iyilik ortaya koyabileceğine, ilişkilerin huzur ve mutluluk getirebileceğine olan inancını (inançlarını) da kaybetmiştir. Son cümle olarak hayat güvenle başlar ve güven duygusunun kazanılması, geliştirilmesi ve korunması sürecinde bireyin iradi davranışlarının, sorumluluklarını yerine getirip getirmemesinin de elbette katkısı olacaktır. Özellikle toplumsal huzur ve güvenin temininde toplumun her ferdine ayrı ayrı sorumluluk düşmektedir. Bu yönüyle güven, erdemlerin yaşanması yolunda gösterilecek emek ve çaba neticesinde ortaya çıkan olumlu bir güç ve değerdir.