Makale

ÖMER SEYFETTİN HİKÂYESİNDE MİLLET RUHU

ÖMER SEYFETTİN HİKÂYESİNDE MİLLET RUHU

Mustafa UÇURUM


Millî Mücadele döneminin edebiyata yansıyan yüzü, bir milletin var oluş mücadelesini anlatması açısından tarihin şeref levhası olarak işlenmesi gereken olmazsa olmaz bir değerimizdir. Sadece Millî Mücadele olarak da düşünmemek gerek. Tarihimizin herhangi bir noktasında yaşanmış bir kahramanlık mücadelesi varsa bunun emin ellerden geleceğe aktarılması için edebiyat en önemli kaynaklar arasında gelmektedir.
Çanakkale Cephesi’nde yedi düvele karşı verdiğimiz mücadele ve kahramanlık destanı bir milletin nasıl birlik ve beraberlik ruhuyla ayakta kalabildiğini gösteren bir dönüm noktasıdır. Aynı ülkü uğruna bir milletin her karışından adeta fışkıran bir ruhla dirilen bir milletin destanıdır Çanakkale.
Edebiyat tarihimize baktığımız zaman Millî Mücadele döneminin şiir, hikâye ve romanlarda işlendiği birçok esere rastlıyoruz. Fakat Çanakkale Savaşı’nın öncesi ve sonrasıyla işlendiği eser sayısı birkaç eserin ötesine geçmiyor. Çanakkale dendiğinde akla ilk gelen; Mehmet Akif’in Çanakkale Şehitlerine şiiridir. Savaşın yaşandığı dönemde bu derece etkili bir söyleyişle kaleme alınmış başka bir esere rastlamak ne yazık ki mümkün değil.
Yazar ve şairler savaş yıllarında kendi çizgilerini bozmadan aynı üslupla eserler vermeye devam ediyorlar. Ruhsal bunalımlar, toplumsal değişimlerin toplum üzerindeki etkileri, yaşam mücadelelerinin kendilerinde bulduğu karşılık gibi konular üzerinde kalem oynatmaya devam ediyor yazar ve şairlerimiz.
Ömer Seyfettin, edebiyatımızın en millî hikâyecisidir. Fikri ve edebî anlamda bu duruşunu bozmayan, çalışmalarında millî ruhu yansıtan Ömer Seyfettin, yaşadığı toprakların ruhunu yansıtan bir edebiyat adamıdır. Kısa süren ömrüne sığdırdığı sayısız eserde göstermiştir ki yaşadığı toprakların yerli bir sesidir o.
Ömer Seyfettin’in toplumun neredeyse her kesimi tarafından bilinen eserleri vardır. Gerek ders kitaplarında yer alan hikâyeleri, gerekse elden ele dolaşan hikâye kitapları onun çok okunur bir yazar olmasını sağlamıştır. Her ne kadar son yıllarda onun hikâyeleri akla ziyan sebeplerle ders kitaplarına giremiyor olsa da o günümüzde de en çok bilinen ve okunan yazarların başında gelir.
Ömer Seyfettin’in çok da bilinmeyen, seçme hikâyelere de çok sık alınmayan bir hikâyesi var; Çanakkale’den Sonra. Bu hikâye, Çanakkale’de dirilişe geçen millet ruhunu veren en eşsiz eserlerden biridir. Vatan millet, bayrak sevgisini çok sık ele alan Ömer Seyfettin’in edebiyatımızda çok da işlenmemiş olan Çanakkale konulu bir hikâye yazmış olması, onun tam anlamıyla yerli bir yazar olduğunun göstergesidir.
Çanakkale’den Sonra hikâyesini okurken gözümüzde ve zihnimizde hemen 15 Temmuz manzaraları canlanıyor. Hikâye kahramanı, insanların birlik ve beraberlik içinde düşmanın karşısına çıkacağına çok da inanmamaktadır. Mağlubiyeti baştan kabul eden bir ruh haletine sahip olan kahraman, Çanakkale’de yedi düvele gücünü gösteren Türk milletinin azmini ve birliktelik ruhunu görünce hayata sımsıkı tutunmaya karar verir. Öldü, bitti denen millet kendi küllerinden öyle bir doğrulur ki düşmanlar kaçacak delik ararlar.
Çanakkale’den Sonra hikâyesindeki şu ifadeler 15 Temmuz ruhuna da işaret ediyor; “Yüz binlerce asker sokakları, meydanları, kırları dolduruyordu. Bu düzen, bu ruh, bu ordu, bu millet birden bire nereden doğmuştu? Anlayamıyordu.”
Ömer Seyfettin, sadece Çanakkale’den Sonra hikâyesinde değil birçok eserinde vatan ve bayrak sevgisini kendine has üslubuyla incelikli olarak işlemiştir. Pembe İncili Kaftan’da milletinin onuru için malını mülkünü feda eden bir beyi, Forsa’da uzun yıllar sürgünde yaşayan ve bayrağı için yaşına aldırmadan cenk etmeyi arzulayan bir kaptanı, Topuz’da Türklerin kahramanlıklarını anlatmaktadır.
Ömer Seyfettin, hikâyeleri ile yerlilik kavramını tam anlamıyla karşılayan bir yazardır. Dil zevki ve millet ruhu gibi hassas noktaları ihmal etmeden verdiği eserler; her dem yenilenerek gönüllere nüfuz etmeye devam ediyor.