Makale

İSLAM VE BATI

KİTAPLIK

İSLAM VE BATI

Kaan H. Süleymanoğlu

İbrahim Kalın, diplomat kimliğinin ötesinde uzun yıllar İslam ve Batı üzerinde kafa yormuş, okumalar yapmış ve makaleler yayımlamış bir aydın. Kitabın başında bildik kelimeler üzerine klişelerle konuşmanın avantajına ve dezavantajına dikkat çekiyor ve şu uyarıyı not düşüyor: “Bir gerçeği belirtmesi gereken kelimeler, bazen neredeyse o gerçeği anlamamızın önündeki en büyük engel hâline gelebiliyor.”
Eserde İslam algısına teolojik, siyasi ve kültürel meydan okuma merkezinden bakılıyor. Medeniyetlerin geçişkenliği sorunu, bir büyük parantez olarak Endülüs’ün Batı’ya etkisi, Avrupa kolonyalizmi başta olmak üzere pek çok konu akıcı ve titiz bir dille ele alınıyor.
İslam ve Batı ilişkilerini kuş bakışı inceleyen eser, temelde bireyin ve toplumların “ben” ve “öteki” tasavvurunu merkeze alıyor. Bireyin ve toplumun boşlukta kendi hâlinde yer kaplayan ve anlam üreten olgular olmadığını, tarihin varoluşumuzun hem şartı hem de sonucu olduğunu söyleyen Kalın, İslam ve Batı toplumları arasındaki etkileşim alanlarına, rekabet hissine, çatışma ve uzlaşma zeminlerine, dahası bütün bunların hangi dinamiklerden beslendiğine ışık tutuyor. Bu sorulara 1400 yıllık tarihin verileri çerçevesinde cevaplar arayan yazar, bu uzun tarihi etkileşimin Doğu için de, Batı için de tek bir kelime veya kavrama indirgenemeyecek kadar renkli, zengin ve çok yönlü olduğuna dikkat çekiyor.
Kalın, İslam dünyasının Batı’yı ve diğer inanç gruplarını nasıl etkilediğini örnekler üzerinden anlatıyor: “Güçlü bir kültür ve medeniyet üreten İslam dünyası, 10. yüzyıldan 16. yüzyılın sonlarına kadar bütün Avrupa’yı etkisi altında bulunduran bir bilim, düşünce ve eğitim geleneği inşa etti. Bu güçlü ilim faaliyeti, sadece skolastik Hristiyan dünyasını değil, Ortaçağ Yahudi düşüncesini de derinden etkiledi. İslam düşünürleri etkisi altında şekillenen Yahudi kelamı ve İşrakiliği bunun tipik örnekleri arasında zikredilebilir.”
Bugün gelinen noktada Batı’nın İslam dünyasının modern ötekisi hâline geldiğini, İslam dünyasının kendi değerlerine dayanan bir gelecek inşa etmesi için her şeyden önce bu psikolojiden kurtulması gerektiğini savunan yazar, Batı’ya da bir teklifte bulunarak ben ve öteki algısını gözden geçirmesini öneriyor. Devamında daha spekülatif bir ifade kullanarak, “Batı’nın İslam algısı, aslında kendisinin aynadaki yansımasıdır.” diyor.