Makale

KALBİ VE KALEMİ SAĞLAM BİR HİZMET ERİ: HAFIZ MUSTAFA KARABEYOĞLU

KALBİ VE KALEMİ SAĞLAM BİR HİZMET ERİ:

HAFIZ MUSTAFA KARABEYOĞLU

Faruk ÇELİK | Sapanca Müftüsü

Göreve başladığım 2010 yılından beri Hafız Hoca’yla ilgili duyduklarım hep ilgimi çekti. 1968 yılında vefat etmesine rağmen toplum hafızasında yaşamaya hâlâ devam ediyordu. Bunda gönüllü olarak yaptığı hizmetin katkısı büyüktü. Vefatından sonra zor zamanlarda yürüttüğü hizmetin önemi daha da anlaşılmış ve anma programları düzenlenmeye başlamıştı. 1948-1968 yılları arasında yaptığı hizmet büyük bir boşluğu doldurmuş ve yetiştirdiği talebeler bölgede din hizmeti hususunda önemli bir işlev görmüştü. Kastamonu’nun ilçelerinden, Karabük ve Çankırı’dan eğitim almak için öğrenciler o zaman Araç ilçesinin nahiyesi olan Mergüze (İhsangazi)’ye gelmişler, eğitim almışlar ve hizmet etmek üzere memleketlerine geri dönmüşlerdir.

Zamanla zihnimde hakkında anma programları düzenlenen Hafız Hoca hakkında biyografik bir çalışma yapma fikri doğdu. Hakkında bilgi topladıkça merakım gittikçe arttı. Toplum içinde etkinliği, saygınlığı, azmi, kararlılığı, yazdığı şiirleri çok etkileyiciydi. Sonunda hakkında yaptığım çalışmayı bitirdim ve bütün din gönüllülerine örnek olan hocamızın hayatı 2013 yılında kitap hâline gelerek okuyucuyla buluştu.

Mustafa Karabeyoğlu 01.07.1888 tarihinde Araç ilçesinin Gemi köyünde dünyaya gelir. Ailesi varlıklı bir ailedir, Karabeyoğulları olarak bilinirler. Babasının adı Mehmet, annesinin adı Nuriye’dir.

Mekteb-i İbtidai (İlkokul)’den mezun olduktan sonra Araç Mekteb-i Rüştiyesine (Ortaokul) girer ve 1899 yılında mezun olur. 1900 yılında hafızlık eğitimi için Kastamonu’da medreseye girer.

Hafızlığını tamamladıktan sonra, yüksek tahsil için 1906 yılında İstanbul’a gider. İstanbul’da Koska semti yakınlarında Hekim Çelebi Medresesi’nde altı yıl kalır.

Tahsil hayatı devam ederken I. Dünya Savaşı patlak verir. Çanakkale savaşlarına katılır. Hocanın tahsili dikkate alınarak Topçu İhtiyat Zabiti yani Topçu Yedek Subayı olarak orduya alınır. Çanakkale’yi tasvir ettiği şiirinde şöyle der:

Dünyada dağ, tepe, / Tümsek, sayısız çok. / Bu şâhikanın, / Vallâhi! Bir eşi yok.

Daha sonra Filistin cephesine gider. Osmanlı ordusunda İngilizlere karşı Gazze hattında Sahra Topçu İhtiyat Zabiti olarak Gazze savaşlarına katılır. 1917 yılında Gazze’nin İngilizlerin eline geçmesiyle, askerliği sona erer ve memleketine döner.

Memleketine döndükten sonra Kastamonu Müftüsü Hafız Ahmet Hazım Efendi’nin kızı Bedriye Hanım ile evlenir. Bu evlilikten 01.07.1921 tarihinde bir kız çocuğu dünyaya gelir. Adını Güzine koyarlar. Hafız Hoca’nın nesli, kızı Güzine Hanım ile devam eder.

Kurtuluş Savaşı’ndan sonra memleketin üretim ihtiyacı içinde olduğu bilinciyle Safranbolu’da dokuma işleri yapmak üzere dokuma makinesi alır ve küçük bir atölye işletir.

Bu arada siyasetle de ilgilenir. Halkını mecliste temsil etmek ister. Mebusluk talebini Sahra Topçu İhtiyat Zabiti (Yedek Subay) olarak yapar. Elimizdeki belgede tarih bulunmamaktadır. Bu talebin 1935-1942 yılları arasında yapıldığı kuvvetle muhtemeldir.

Bir gün kardeşi Cemal Efendi ile birlikte atlarla Safranbolu’dan Kastamonu’ya giyim alışverişi için giderken, Daday-Selalmaz arasında eşkıya yollarını keser. Hoca’yı bacağından ve kolundan vururlar. Bundan sonraki hayatına engelli olarak devam eder. Toplum arasında “Topal Hafız” lakabıyla anılır. Bu olaydan sonra kendini tamamen Kur’an eğitimine adar.

“Er-Rahmân Alleme’l-Kur’ân” başlıklı şiirinde de şöyle der:

Yunus’tan Araçlı’ya, / İlçesi Ağaçlı’ya, / Söylendi: “okut” sözü, / Ayağı Ağaçlı’ya.

Araç ilçesi Çay Mahallesi’nde bulunan Kötürüm Bayezid Camii’nde Kur’an dersleri verir ama siyasi şartlar müsaade etmez. Buna rağmen Kur’an eğitiminden vazgeçmez. İğdir ağalarından Ali Deveciler’in odasında, Kur’an dersleri vermeye devam eder.

1948’in başlarında Mergüze’de bir hayır sahibinin tahsis ettiği ahşap bir binada Kur’an kursu açar. Bir ara yaşadığı sıkıntılar onu Kastamonu merkeze bağlı Karamukmolla köyü Örükbeli Mahallesi Camii’nde kurs açmaya iter. Daha sonra nahiye halkı, Hoca’yı Mergüze’ye tekrar getirmek için kırk-elli atlı ile yanına giderler. Mergüze’de devam etmesi hususunda ısrarcı olurlar. Hoca, Mergüze’ye dönmeyi bir şartla kabul eder. O da; “Bana yeni bir kurs yaparsanız gelirim” olur. Nahiye halkı da iki katlı ahşap Kur’an kursunu kısa sürede inşa eder.

Mergüze’ye manevi bir vazifeyle gelişini bir şiirinde şöyle anlatır:

Aldım izni er yurduna, / Var okulu aç, dediler. / Başlat hemen gelenleri, / Hak emrini saç, dediler.

Okulunun gayesini ise “er-Rahman Alleme’l-Kur’an” başlıklı şiirinde şöyle açıklar:

Bir, burada birlenir, / Birlemeye sen de gir. / Birlemeye girmeyen, / Şirk kiriyle kirlenir.

Siyabınla bedeni, / Can durağı bu evi. / Şirkten, çirkten arıtmak, / Okulumun emeli

Hafız Hoca, Kur’an eğitimini manevi bir vazife olarak saymış ve hiçbir engel onu Kur’an eğitiminden vazgeçirememiştir. Zamanın siyasi şartları gereği kurs kapatılmaya çalışılsa da o, bir yolunu bularak kesintiye uğratmadan hizmeti devam ettirmiştir. Resmî onay istediklerinde Ankara’ya gitmiş ve bir günde onay çıkarttırmıştır. Mergüze’de Kur’an okulunu açtıktan sonra eğitim aşkını, heyecanını şu dizeleri ile dile getirmiştir:

Lâilâhe illallâh, lâilâhe illallah, / Muhammed Rasûlüllâh! / Kur’ân Evi açıldı. / Şükür Elhamdülillâh!

Bir ayağı ve bir eli engelli olmasına rağmen hiç yılmadan yaklaşık yirmi yirmi beş yıl Kur’an hâdimi olmuştur. Onun cesaret, sabır, inanç ve tevekkül sahibi, dirayetli ve dirençli bir kişiliğe sahip olmasına işaret eden husus; ellili ve altmışlı yıllarda 80 kişiye yatılı hizmet vermesi ve bir ayağı olmamasına rağmen oturarak hiç namaz kılmamasıdır. Onun ihlasla başlattığı hizmet bugün Müftülüğümüze bağlı Hafız Mustafa Karabeyoğlu Yatılı Kız Kur’an Kursu’nda devam etmektedir.

Hafız Hoca iki kez hacca gitmiştir. Talebelerinin anlattığına göre ilk haccına Kastamonu Valisi Niyazi Akı ile beraber, ikinci haccına ise Hoca’nın hacca gitme arzusunu duyan Çiçekpınar köyünden bir hanımın çemberinin (başörtüsü) arasına sararak getirip hediye ettiği altınlar vesile olur ve 15 Nisan 1963 tarihinde hac için yola çıkar.

Hoca’nın yayımlanmış eserleri de mevcuttur. Bunlar:

1. Kırk Bir Cim, Şiir Risâlesi, Ankara 1949.

2. Millî Dinî Türk Marşı Ey Gaziler, Şiir, Ankara 1949.

Hafız Hoca, Kur’an hizmeti sunduğu İhsangazi’de (Mergüze) vefat etmiş ve isteği üzerine İhsangazi Heracoğlu dergâh mezarlığına defnedilmiştir. Nüfus bilgilerinde vefat tarihi 15.09.1969 olarak yazılıdır. Bu tarih yanlıştır. Gerçek vefat tarihi 10.11.1968 yılıdır. İhsangazi ve Heracoğlu dergâhına yazdığı şiirde şöyle der:

Mergüze şen bucak, / Sönmesin bu ocak. / Şûle ver Allah’ım, / Nurlansın nur ocak!