Makale

İbn Ümmi Mektum

DİN DÜŞÜNCE YORUM

İbn Ümmi Mektum

Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi

İBN ÜMMİ Mektum, görme engelli bir sahabidir. Adının Abdullah veya Amr olduğuna dair rivayetler nakledilmektedir. Annesine nispetle İbn Ümmi Mektum diye bilinir. Babası Kays b. Zaide olup Kureyş kabilesinin bir boyu olan Âmir b. Lüeyoğullarındandır. Ümmü Mektum nispesiyle anılan annesinin adı Âtike ise Mahzumoğullarındır. İbn Ümmi Mektum’un doğuştan âmâ olduğu ya da küçükken gözlerini kaybettiği rivayet edilir. Enes b. Malik’in ona, gözlerini ne zaman kaybettiğini sorduğu ve küçükken kaybettiğini ifade ettiği nakledilir.
İbn Ümmi Mektum’un kaynaklarda en çok anıldığı olaylardan biri, Abese suresinin ilk ayetlerinin nazil olmasına sebep olan olaydır. Hz. Peygamber (s.a.s.), bir gün aralarında Utbe b. Rebia’nın da olduğu Kureyş’in bazı ileri gelenlerine dini tebliğ ediyordu. Rasulüllah (s.a.s.) onlarla meşgulken, İbn Ümmi Mektum gelip bir şey hakkında ona soru sormaya başladı. Muhataplarıyla meşgul olan Allah’ın Elçisi (s.a.s.) ondan yüz çevirdi. Bunun üzerine Yüce Allah şu ayetleri indirdi:
“Kendisine o âmâ geldi diye Peygamber yüzünü ekşitti ve öteye döndü. (Ey Muhammed!) Ne bilirsin, belki de o arınacak, yahut öğüt alacak da bu öğüt kendisine fayda verecek. Kendini muhtaç hissetmeyene gelince; sen, ona yöneliyorsun. (İstemiyorsa) onun arınmamasından sana ne! Allah’a karşı derin bir saygıyla korku içinde koşarak sana geleni ise bırakıp, ona aldırmıyorsun. Hayır, böyle yapma! Çünkü bu (Kur’an) bir öğüttür.” (Abese, 80/1-11.)
Bu ayetlerin nüzülünden sonra Hz. Peygamber İbn Ümmi Mektum’un gönlünü aldı. Zaman zaman ona “Merhaba ey kendisinden dolayı Rabbimin beni azarladığı kişi.” diyerek latife yapardı.
İbn Ümmi Mektum’un Bedir’den kısa bir süre sonra Medine’ye hicret ettiğine dair rivayetlerin yanı sıra daha erken bir dönemde, Musʻab. b. Umeyr ile birlikte hicret ettiği de nakledilmektedir. el-Bera muhacirlerden Medine’ye ilk hicret eden kişinin Musʻab b. Umeyr olduğunu söyledikten sonra şöyle der: Ona, “Rasulüllah (s.a.s.) ne yapıyor?” diye sorduk. Bize, “O yerindedir. Onun ashabı benim arkamdan geliyorlar.” dedi. Sonra İbn Ümmi Mektum geldi. Ona, “Rasulüllah (s.a.s.) ve ashabı ne yapıyorlar?” diye sorduk. “Arkamdan geliyorlar.” dedi.
İbn Ümmi Mektum, bir süre Suffe’de ve Mahreme b. Nevfel’e ait olan Darü’l-Kurra’da kaldı. Bilal-i Habeşi ile birlikte Peygamber (s.a.s.) için müezzinlik yapıyordu. Rasulüllah (s.a.s.), gazvelerinin çoğunluğunda, insanlara namaz kıldırması için onu Medine’ye kendi yerine vekil tayin ediyordu. Hz. Peygamber’in onu on üç kez vekil tayin ettiği rivayet edilir. Hz. Peygamber’in onu Karkaratülküdr, Buhran, Uhud, Hamraülesed, Nadiroğulları, Hendek, Kurayzaoğulları, Lihyanoğulları, Gâbe, Hudeybiye, Mekke’nin fethi ve akabinde gerçekleştirilen Huneyn ve Taif gazvelerinde İbn Ümmi Mektum’u vekil bıraktığı bilinmektedir. Tebük gazvesinde İbn Ümmi Mektum ya da Muhammed b. Mesleme’nin vekil bırakıldığı nakledilmektedir. Veda Haccı’nda da Hz. Peygamber’in Medine’de bıraktığı vekil İbn Ümmi Mektum’dur.
İbn Ümmi Mektum, vekil olarak görevlendirildiğinde vakit namazlarında Müslümanlara namaz kıldırırdı. Ayrıca cuma namazını da kıldırırdı. O, minberi soluna alarak minberin yanında hutbe okurdu.
İbn Ümmi Mektum, Hz. Pey-gamber’in iki müezzininden biridir. Bilal ezan okur, İbn Ümmi Mektum ise kamet getirirdi. Bazen de İbn Ümmi Mektum ezan okur, Bilal kamet getirirdi. Sabah namazı için Bilal erken ezan okur, daha sonra İbn Ümmi Mektum ezan okurdu. Hz. Peygamber (s.a.s.) ramazanda, “Bilal erken ezan okuyor. İbn Ümmi Mektum ezan okuyuncaya kadar yiyip için.” demiştir.
İbn Ümmi Mektum bir gün Hz. Peygamber’e (s.a.s.), “Ey Allah’ın elçisi! Evim uzaktadır. Ancak ezanı işitiyorum!’ diyerek vakit namazlarında namazı Mescid-i Nebevi’de kılmaktan muaf tutulmasını istedi. Ancak Hz. Peygamber, “Eğer ezanı işitiyorsan, sürünerek de olsa icabet et!” diyerek namazlarını Mescid-i Nebevi’de kılmasını istedi.
Allah Elçisi’nin (s.a.s.) bu tutumunun İbn Ümmi Mektum’un evinin mescide gidebileceği bir mesafede olmasından dolayı cemaate devam etmesini istemesinin bir ifadesi olmasının yanı sıra onun toplumdan soyutlanmasını engellemeyi hedeflediğini söylemek de mümkündür.
Cihatla ilgili nazil olan “Müminlerden özür sahibi olmaksızın (cihattan geri kalıp) oturanlarla, Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihat edenler eşit olamazlar. Allah, mallarıyla, canlarıyla cihat edenleri, derece itibarıyla, cihattan geri kalanlardan üstün kılmıştır. Gerçi Allah (müminlerin) hepsine de en güzel olanı (cenneti) vadetmiştir. Ama mücahitleri büyük bir mükafat ile kendi katından dereceler, bağışlanma ve rahmet ile cihattan geri kalanlara üstün kılmıştır. Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Nisa, 4/95-96) ayetinde geçen “özür sahibi olmaksızın” ifadesinin İbn Ümmi Mektum’un cihada gitmesine sebep olan engeli üzerine nazil olduğu rivayet edilir.
Onun cihada katıldığında “Sancağı bana verin, zira ben âmâyım. kaçmaya güç yetiremem! Beni iki safın arasına koyun!” dediğini görüyoruz. Hz. Ömer döneminde Irak’ta Sasanilerle hicretin 15. yılında (m. 636) meydana gelen Kâdisiyye Savaşı’na katılan İbn Ümmi Mektum’un elinde siyah bir sancak vardı. Kendisini düşman saldırılarından korumak amacıyla bir zırh giymişti. Daha sonra Medine’ye dönen İbn Ümmi Mektum burada vefat etti. (ö. h. 15/ m. 636.)