Makale

SÖYLEŞİ - Engel Tanımayanlar

SÖYLEŞİ

Engel Tanımayanlar

Ali AYGÜN

Engel Tanımayanlar

1992’den beri her 3 Aralık Birleşmiş Milletlerce Uluslararası Engelliler Günü olarak kabul edilen bir gündür. Bugünün kabul edilmesindeki hedef, engellilerin toplumdan soyutlanmaması ve tüm insanların fiziksel özelliklerine bakılmaksızın eşit olduğunun vurgulanmasıdır. Her yıl 3 Aralık günü engelliler adına faaliyet gösteren dernekler, federasyonlar, sivil toplum kuruluşları, gönüllüler toplumdaki önyargıyı kırmaya bu konuda toplumu bilinçlendirmeye çalışmaktadır.
Engellilik, fizyolojik engel; kişinin doğumdan itibaren taşıdığı hastalık veya sonradan kaza gibi olaylardan sonra kazandığı fonksiyon aksaklığıdır. Zihinsel kontrol engeli; doğumdan itibaren veya sonradan kişinin beyin fonksiyonlarında görülen bozukluklar nihayetinde duymama, görmeme, algılayamama, dikkat eksikliği, psikolojik bozukluklar gibi sonuçlardır. Fiziksel olarak kişinin hareket yeteneğinin kaybına ise fiziksel engellilik denir.
Kur’an-ı Kerim’de, fiziksel veya zihinsel yeteneklerden mahrum kimselerin kınandığına dair herhangi bir ayet yer almazken, Allah’ın kendilerine verdiği akıl, görme, konuşma, işitme gibi fiziki ve zihni yetenekleri olumlu ve gereği gibi kullanmayanların kınandığı ayetler mevcuttur. Allah’ın mesajlarına iltifat etmeyip gönülden benimsemeyenlerin “...Onların kalpleri vardır ama anlamazlar; gözleri vardır ama görmezler; kulakları vardır ama işitmezler…” (A’raf, 7/179.) şeklindeki nitelemelerle ayette yer alması, engelli kavramının kapsamına farklı bir açılım getirmektedir. Dinimizde, gözü görmediği, kulağı işitmediği, lisanı söylemediği halde, ahlaki güzellikleri yakalamış, gönül ve vicdanı safiyetini korumuş insanların, fiziksel anlamda görmeye, duymaya, konuşmaya sahip bulunmaması bir eksiklik olarak telakki edilmemiştir.
Bu sayımızda engel tanımayan engelli din görevlilerimizle görüştük. Onların yaratılışın hikmet ve gayelerini idrak ederek zihinsel ve içsel duygularına, eylemlerine bu eksende yön vererek gerçekleştirdikleri başarı hikâyelerine kulak verdik.

SÖYLEŞİ

Mücahit AYAZ
Orhan Cami Başmüezzini Osmangazi/ Bursa

“İnsan kendisine gönül aynasından baksa tahminlerinin çok çok üstünde işler başarabileceğini görür.”

Engelli olduğunuzu fark ettiğinizde neler hissettiniz, bu durumu nasıl karşıladınız?
Öncelikle bize böyle bir imkânı verdiğinizden dolayı teşekkür ederim. Ümit ederim ki bu söyleşimiz toplumda engelli sorunları ile ilgili bir farkındalık oluşmasına katkı sağlar.
Ben doğuştan görme engelliyim. İlk çocukluk yıllarımda benim gündemimde böyle bir konu yoktu. O yıllarda evimizin bulunduğu yer itibarıyla hemen hemen gören bir insan gibi rahat hareket edebiliyor, örneğin sokakta çocuklarla beraber oynayabiliyordum. Ayrıca babamın oturduğumuz mahallede imam olarak görev yapması, benim o mahallede sevdikleri bir kişinin görme engelli çocuğu olarak doğmuş olmam mahalle sakinleri yanında benim özel bir çocuk olarak görülmemi sağlıyordu. O yıllarda fark etmiş olsam da kendimin görmediğimden ziyade insanların gördüğünü hissediyordum. Bu da benim için kötü bir şey değildi.
Dört yaşıma geldiğimde o mahalleden taşınmamız gerekti. Yeni taşındığımız yer yaklaşık 1 dönümlük bir arazi içinde eski bir evdi ve oldukça işlek bir caddenin üzerindeydi. Güvenlik nedeniyle de olsa bu yeni evde artık dışarıya çıkmam yasaktı. O ev, gören bir çocuk için dahi ideal bir yer değildi. İşte orada görmememin etkilerini hissetmeye başladım. Ama hiçbir zaman körlük benim için kurtulması gereken bir durum olmadı. Hatta babam bu durumumu beni eğitim hayatına özendirme yönünde bir motivasyon aracı olarak kullanmıştı. Hayatın içine karışmak noktasında okul en iyi bir çözüm olabilirdi. Kısaca annem, babam hayattaki başarım noktasında en büyük yardımcılarım olmuştur.
Engellilere yönelik din hizmetlerinin öneminden bahsedebilir misiniz? Din hizmetlerinde engellilere ilişkin hangi çalışmalar yapılmalı, engellilere yönelik sağlıklı bir din hizmeti nasıl verilebilir?
Doğduğum günden itibaren içinde bulunduğum 26 yıldır hizmet verdiğim ve mensubu olmaktan daima şeref duyacağım Diyanet İşleri Başkanlığı ve Diyanet camiasının toplumu din konusunda aydınlatmak ve ibadethaneleri yönetmek gibi hayati önemi olan görevleri var. Hep birlikte yaşadığımız, etkisini hâlâ hissettiğimiz 15 Temmuz hain darbe girişimi dinimize yönelen bir fitne sonucunda ortaya çıkmış oldu. Dolayısıyla İslam dininin doğru bir şekilde topluma anlatılmasına bu hususlarda öncülük edilerek en güzel örneklerin ortaya konulmasına duyulan ihtiyaç çok daha fazla hissedilir oldu.
Dinimiz toplum hayatını ilgilendiren hemen her konuda olduğu gibi engellilerin hayatı ve yaşadıkları sorunlarla ilgili de yol gösterici olmuştur. Bu hususta dinimizin ortaya koyduğu güzelliklerin topluma anlatılması elbette teşkilatımızın görevleri arasındadır.
Bu çerçevede din hizmetini iki boyutta değerlendirmek uygun olabilir. Birincisi; engellilerin kendilerine yönelik olanlar. Vaaz ve hutbelerin, cami dışındaki irşat faaliyetlerinin erişilebilir olması gerekir. Örneğin yazılı bir metin söz konusu olduğunda Braille alfabesini bilenler için kabartma nüsha üretilmesi ya da vaaz ve hutbe gibi sözlü faaliyetlerin işaret diliyle işitme engellilere anlatılması yönünde imkânlar değerlendirilebilir. Yeri gelmişken yılda bir defa da olsa mesela yıl içindeki yazılardan derleme yapılarak ve varsa fotoğraflarla ilgili betimleme yapılarak Diyanet dergimiz kabartma nüshasıyla karşımıza çıkarılabilir. Bundan daha önemli bulduğum bir husus da dinimizin engellilere yönelik mesajlarının doğru ve yol gösterici bir biçimde onlara anlatılmasıdır. Bu genel olarak vaaz ve hutbeler aracılığıyla yapılabileceği gibi engellilere özel konferans sempozyum gibi etkinliklerle de yapılabilir. Dinimizin engellilerle ilgili getirdiği güzellikler, bu insanların hayatını kolaylaştıracak ve sorunlarını çözebilmeleri için ihtiyaç duyacakları manevi desteği sağlayacaktır. İkinci faaliyet alanı ise; engellilerin hakları, dinimize göre sosyal statüleri, engellilerin toplum hayatına kazandırılması gibi konularda farkındalık oluşması yönünde toplumun bilinçlendirilmesidir. Bu amaçla özel vaaz ve hutbeler verilebilir. Farklı konular işlenirken yeri geldikçe bu konularda farkındalık oluşturacak mesajlar verilmesi daha da etkili olacaktır.
Bugünlere birçok engeli aşarak geldiniz ve toplumumuzda çok saygın bir mesleği icra ediyorsunuz. Bugünlere gelene kadar ortaya koymuş olduğunuz mücadeleden biraz bahsedebilir misiniz?
İyi bir insan, içinde yaşadığı toplumda iyi bir yeri olmasını, kendi emeği ve alın teriyle, helal rızıkla geçinmeyi, o topluma en yüksek katkıyı sağlamayı, kendi iç dünyası ve yaşadığı toplumun değerleriyle barışık ve mutlu bir insan olmayı ister. Ben de iyi bir insan olabilmek adına karşıma çıkan her türlü engelleri aşmaya çalıştım. Böylece Rabbimin lütfuyla pek çok nimet ve imkânlara kavuşmuş oldum.
Hayat mücadelemin en başında anne babamın benim başaracağıma inanması ve beni azimle çalışmaya ve Allah’ın yardımı hususunda tevekkül içinde olmaya hazırlamış olması hayat mücadelesinde bugünlere gelmemde en önemli etkenlerdendir. Daha okul öncesi çağımda bende her şeye karşı bir öğrenme ve anlama aşkı vardı. Bir de ailemin verdiği motivasyon benim bilinçli bir şekilde okulu benimsememi sağladı. Babamın beni ilkokula yerleştirebilmek için yoğun bir çaba sarf ettiğini daha sonra öğreniyorum. Bu konuda karşımıza çıkan engeller Allah Teala’nın izniyle aşılıp da İstanbul’a okumaya gideceğimi öğrenince dünyalar benim olmuştu. Ama 7 yaşında bir çocuk olarak aileden uzakta gurbette yaşamak hiç de kolay değildi. Bu noktada bende Rabbimin lütfuyla var olan ilim irfan aşkı, başaracağıma olan inancım ve azimli çalışmam karşıma çıkan engellere karşı güçlü bir irade ortaya koymamı sağladı.
İmam hatip lisesine geçişimle beraber hayatımın nasıl değiştiğini size daha önce de anlatmıştım. İlkokulda yaşadığım zorluklardan sonra Cenab-ı Hak bana mükâfat olarak kendimi mutlu hissedeceğim, başarıdan başarıya koşabileceğim bir ortam lütfetti. Benim buradaki başarılarım yalnız beni değil, başta beni yetiştiren hocalarım olmak üzere sınıf arkadaşlarımı ve bütün okulu da mutlu eden bir gelişme olmuştu. Ben de arkadaşlarımı istemeleri hâlinde benimkine benzer ya da daha ileri seviyede başarılı olabilecekleri hususunda teşvik ettim. Gerçekten de insan kendisine gönül aynasından baksa tahminlerinin çok çok üstünde işler başarabileceğini görür. Kişi önce kendisini tanımaya ve anlamaya çalışmalı. Bunu başardıktan sonra iyi bir insan olmak için her ne gerekse başarır diye düşünüyorum.
Eğitimde uyguladığımız metotlardan kısaca bahsetmemiz gerekirse: İlkokulda biz görme engelliler için geliştirilen, altı noktanın kombinasyonu ile harf, rakam ve işaretlerin oluşturulduğu Braille alfabesi ile okuma ve yazmayı öğrendik. İlkokulda bu yazıyla eğitim gördük.
Ancak ortaokuldan itibaren gerek basılı eser bulamayışımdan gerek bu yazıyı okuyacak muhatap olmadığından ve gerekse yeterince hızlı okunamayışından dolayı giderek kabartma yazıyı daha az kullanmaya başladım. Böylece ağırlıklı olarak dinlemeye dayalı bir eğitim metoduyla yoluma devam ettim.
Sayısal derslerin önemli bir bölümünde şekil ve grafiklerin hâkim olması, matematikteki denklem ve formüllerin ancak yazarak anlaşılması gibi engeller bu derslerdeki başarımı doğal olarak etkiledi. Ancak bu konularda yeterli çözüm üretilemediğinden en azından şekil sorularından sorumlu tutulmadığımızı öğrenmem üniversite sınavları bakımından beni bir nebze rahatlattı.
Bilgisayarların gelecekte bugün olduğundan bile daha fazla hayatımızı etkileyeceğini o günlerde düşündüğümden bilgisayar mühendisliği üzerine eğitim görmeyi arzu ettim. 1985 yılının şartlarında Yıldız Teknik Üniversitesinin ilgili fakültesini tutturmayı başardım da. Ancak ilgili komisyon kararıyla bir sonraki tercihim olan Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ne yönlendirildim. Muhtemelen bu konuda sağlıklı bir eğitim verilemeyeceği değerlendirilmiş olmalı.
İlahiyat fakültesi benim için son derece verimli geçti diyebilirim. Burası bir bakıma imam hatibin devamı gibiydi. Her konuyu işin uzmanından öğreniyor ve ufkumuzu alabildiğine genişletiyorduk. Öte yandan arkadaş çevremize tüm Türkiye’den çok kıymetli dostlar katabiliyordu. Nitekim Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesini 2. olarak bitirme imkânına sahip oldum.
Hukuk fakültesine gelince, ufkumu genişletebilme, görev almaktaki zorluklar gibi etkenlerle bu eğitimi almanın benim için hayırlı olabileceğini, ikinci bir mesleğe sahip olma imkânını değerlendirmem gerektiğini düşünerek yeniden sınav maratonuna katıldım. Rabbimizin inayetiyle İstanbul hukuk fakültesine girdim.
Burada da beni bekleyen farklı zorluklar vardı. Artık çalışıyordum, başka bir şehirde bulunan okulun derslerine katılma imkânım yoktu. Bulduğum herkese kitap okutmaya çalışıyordum. Ancak bir hocadan ders görmeden her biri kabarık ciltlerden oluşan ve normal bir vatandaş için ağır sayılacak bir dili olan kitapları konuyla ilgisi olmayan birilerine bir defa okutarak bunları öğrenmek oldukça zordu. Rabbimin inayetiyle burada da yalnız kalmadım. Sadece sınav dönemlerinde gidebildiğim okulumun öğrencilerinden oluşan çok güzel bir arkadaş gurubum oldu. Onların da desteğiyle biraz yorularak da olsa dört yılın sonunda bu okulu da tamamlamaya muvaffak oldum.
Daha önce de ifade ettiğim gibi 26 yıldır müezzin kayyımlık görevini ifa etmekteyim. Bu görevi severek ve isteyerek tercih ettim. Din hizmetinin güzel ahlaklı ve ehil kişiler tarafından yürütülmesi gerektiğine, buradan inananları bilinçlendirecek doğru bilgiler verilmesinin önemine ve din hizmeti yoluyla tek tek fertlerin mutluluğuna başta kendi toplumumuz olmak üzere İslam âlemine ve tüm insanlığa barış ve huzurun gelmesine en yüksek katkının sağlanabileceğine olan inancım bu tercihimde etkili olmuştur.
Her dönemin kendine has sorunları olsa da bunların beni durdurmasına izin vermeden, inanç ve azimle yoluma devam ettim. Sonunda tevekkülün meyvesi olan başarıya ulaştım. Olumsuzlukları yan yana sıralasak onlar bize hiçbir çözüm göstermez. Hâlbuki yanımıza ümit, sabır, gayret ve dua gibi yardımcılar alırsak o zaman gayretlerimizin karınca misali sonuca ulaşacak yeterlilikte olmasa bile Allah katında kıymetli olduğunu yüksek ve erişilmez zannettiğimiz dağların zirvesine çıkabileceğimiz pek çok geniş yolların bulunduğunu ve insanların kendi dertleri yerine birbirlerinin sıkıntılarına odaklandıklarında hiçbir engelin bizi durduramayacağını görürüz. Bu bakımdan elde ettiğim bir başarı varsa bunu istisnai bir durum değil, benim başarım için emek sarf eden insanların emeğinin karşılık bulması olarak görürüm.

Mücahit AYAZ

1966 yılında Bursa’da doğdu. Doğuştan görme engelli. İlköğrenimimi 1973-1978 yılları arasında İstanbul İstinye Körler Okulu’nda tamamladı. 1985’te Bursa İmam Hatip Lisesi’ni; 1989’da Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ni; 1993’te de İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi.
Bursa Yeşil Cami’de 1989 yılında başladığı müezzin kayyımlık görevini1990 yılından itibaren Ulucami’de sürdürdü. Görevine halen Orhan Camii’nde baş müezzin olarak devam eden Ayaz ileri düzeyde Arapça ve İngilizce bilmekte. Mücahit Ayaz, evli ve 3 çocuk babasıdır.

SÖYLEŞİ

İbrahim ALTUNTAŞ
Sultanahmet Camii Müezzin-Kayyımı Fatih/ İstanbul

“Üzerinde durmamız gereken asıl mesele maddi değil manevi engelliliktir.”

Engellilik, bir din görevlisi olarak sizin için ne ifade ediyor?
Engellilik birçok açıdan değerlendirilmesi gereken bir husustur. Her şey den önce engellilik daha önce söylediğimiz üzere hayatımıza çok fazla probleme neden olan bir husus değildir. Ancak toplumların gelişmesiyle ilgili olarak inişli çıkışlı bir seyre de sahiptir. Örneğin, az gelişmiş toplumlarda engellilik gereğinden fazla probleme sahip olmuştur. Çok gelişmiş toplumlardaysa bu problemin daha alt sıralara indiğini görmekteyiz. Bizim gibi Müslüman toplumlardaysa engellilik maddi yönlerinin yanında manevi yönleriyle de değerlendirildiği için bunun daha az etki meydana getirmesi beklenirdi. Ama bizde bölge bölge bu durum değişiklikler arz etmiştir. Örneğin; büyük şehirlerde sosyal imkânların fazla olmasına rağmen çarpık şehirleşme ve çarpık zihniyet nedeniyle engellilerin hayatını çoğu zaman zorlaşmaktadır. Ama Anadolu’nun herhangi bir şehrinde daha az imkânlar olmasına rağmen engellinin hayatı daha kolay geçebilmektedir. O zaman şunu anlıyoruz ki engellilerin hayatını kolaylaştırmak için gelişmiş bir toplum olmak kadar manevi anlamda da kalkınmış bir toplum olma gereğine de ihtiyaç vardır. Böyle olduğu zaman engellilik anlam değiştirecektir. Maddi engellilik yerine manevi engellilik daha kolay ele alınır. Bence bizim üzerinde durmamız gereken asıl meselede budur. Ama biz sorunlarımızdan o kadar uzaklaştırılmışız ki bırakın çözüm üretmeyi sorunlarımızın büyüklüğünü dahi hissedemeyecek bir topluma düşürülmek istenmişiz. Yoksa asr-ı saadet döneminde bırakın böyle bir problemle uğraşmak problemin çıkma ihtimaline müsaade edilmemiştir. İşte Hz. Peygamber (s.a.s.) Efendimizle Hz. Abdullah İbn Ümmü Mektum (r.a.) Efendimiz arasındaki ilişki böyle bir ilişkidir. Biz bunu anlayabilirsek toplumda engelli ve engelli olmayan arasındaki makas bu şekilde açılmamış olacaktır.
Aslında bizlere hedeflerimize ulaşmak için engelliliğin bir engel olmadığını gösterdiniz. Engelliliğin bir engel olarak gören hayata küsmüş vatandaşlarımıza neler söylemek istersiniz?
Öncelikle engelliliği bir engel olarak görenlere şunları söylemek istiyorum: Engellilik, kıymeti bilinmesi hâlinde büyük bir nimettir. Biz her şeyden önce Allah’ın kuluyuz. Rabbimiz bizlere büyük nimetler bahşetmiştir. Rabbimizin bize verdiklerinin yanında vermedikleri hiçbir şekilde mukayese edilemez. Tabii ki göz büyük bir nimettir. Ama hayat ondan daha büyük bir nimettir. Hele bu hayatın içinde var olup Rabbimizin rızasına ermek için O’na kul olduğumuz şuuruyla hareket etmemiz daha büyük bir nimettir. İşte biz bu büyük nimete aday kişilikler olarak Rabbimiz tarafından özel bir vazifeyle vazifelendirilmiş kişileriz. Hem şöyle düşünürsek kimimizin gözü görmüyor, kimimizin ayağı yürümüyor, kimimizin eli tutmuyor, kimimizin kulağı duymuyor. Ama bütün bunlara rağmen her birimiz yaptığımız her işte başarılı oluyoruz işte bu Rabbimizin bir lütfudur. Rabbimiz bizi vesile kılarak normal diğer insanlara şu mesajı veriyor: “Ey insanlar Rabbinizin büyüklüğünü idrak edin. Bakın şu kullarıma onların birçok uzvunu eksik yarattım. Ama onların aklına ve diğer uzuvlarına öyle melekeler yükledim ki sizin normal şartlarda yaptıklarınızı bunlar olağanüstü şartlarda gerçekleştiriyorlar ve Rablerine şükür ediyorlar. Siz de Rabbimize şükredin” mesajını vermektedir. Kimin eliyle vermektedir? Biz engellilerin eliyle vermektedir. Sizler de bu engelli insanlara sahip aileler olarak Rabbimizin bu iltifatının ortaklarısınız. Bu çok büyük bir mutluluk değil midir? Evet, bu büyük mutluluğun sahibi engelliler ve aileleri olarak hayatta başarıyı yakalayabilmek için insan olarak neler yapabiliriz:
1. Engelli olsun veya olmasın sevdiğimiz başarılı olmuş şahısları kendimize rol model olarak almalıyız.
2. Hangi işe ilgi duyuyorsak o işle ilgili çalışmaları eksiksiz olarak yapmalıyız.
3. Kesinlikle ümitsizliğe kapılmamalıyız.
4. Sabırlı olmalıyız.
5. Bize fayda sağlayacağına inandığımız herkesin fikrine ve desteğine müracaat etmeliyiz.
6. Aile büyüklerimiz başta olmak üzere kendimiz toplum içerisinde ağzı dualı büyüklerden dua talep etmeliyiz.
Bundan sonra başarılı olmak mukadderse başarı gelecektir.


İbrahim ALTUNTAŞ

1976 yılında Kocaeli’nin Karamürsel ilçesinde dünyaya geldi. 1991 yılında hafızlığını tamamladı. İlköğretim ve ortaöğretimini açıktan tamamladı. Bursa Büyükşehir Belediyesi Konservatuarının Türk sanat müziği bölümünde okudu.Beyazıt Camii imam hatiplerinden merhum İsmail Biçer Hocaefendi’den tashihi
huruf eğitimi aldı. 1999’da müezzin kayyım olarak göreve başladı. 1999- 2001 yıllarında Diyanet İşleri Başkanlığının tarafından düzenlenen hafızlık yarışmasında, 2006’da Kur’an-ı Kerim’i güzel okuma yarışmasında Türkiye birinciliği kazandı. 2012’de Sultanahmet Camine müezzin kayyım olarak tayin edildi. Altuntaş, evli ve 3 çocuk babasıdır.


SÖYLEŞİ

Serpil YILDIZ
Fatih Kız Kur’an Kursu Öğretici Pursaklar/ Ankara

“Kaçan trenlerin geri gelmesini beklemek yerine başka yolları kullanarak hedefe ulaşmayı öğrendim.” Engelli olduğunuzu fark ettiğinizde neler hissettiniz, bu durumu nasıl aştınız?
Ben aslında doğuştan engelliymişim. Fakat hiç görme engelli birini tanımıyordum ve tamamen göremeyenleri görme engelli zannediyordum. Engelli olduğumu öğrenince kabul aşamasına gelinceye kadar çok üzüldüm. Kendimi hayattan çekme yoluna gittim. Kendime sürekli görmediğim için yalnız dışarı çıkamam, kitap okuyamam, çalışamam gibi pek çok şeyler söylüyordum. Tanıdığım bir görme engelli de olmadığı için çok yalnız hissediyordum. Nasıl aştığıma gelince, Ankara’dan Konya’ya hızlı trenle gitmek istiyorsunuz ve gara geldiğinizde o gün hiç tren kalmadığını öğreniyorsunuz. Ya gitmeyeceksiniz ya da daha meşakkatli ve daha çok zaman harcayarak karayolunu tercih edeceksiniz. İşte ben görmeyenlerle tanışınca kaçan trenlerin geri gelmesini beklemek yerine başka yolları kullanarak hedefe ulaşmayı öğrendim. Maksat hedef olduğu için engellilik sorununu aşmış oldum.
Sosyal hayatta karşılaştığınız sorunları nasıl aştınız?
Benim engelliliğimi kabul etmeye başlamam, radyo programlarıyla oldu. Görme engellilere yönelik program yapan yine kendileri de görme engelli olan insanların yaptığı programları dinleyerek benim de görmeden bu hayatta normal bir insan gibi yaşayabileceğime inanmaya başladım. Ama tabii nasıl yaşayacağımın yollarını öğrenmem gerekiyordu. Bunu kısmen programlardan öğrendim sonrasını ise Kur’an kursuna gidip de görme engelli arkadaşlarımla bire bir tanışarak tamamladım. Yani onlardan kopya çektim. Engelli olduğumu önceleri insanlardan gizlerdim. Çaktırmamaya çalışırdım. Bu da çok zor oluyordu. Çünkü ben sonuçta az görüyordum. Mesela bir insanı tanıyamadığımda, çayı bitenin bardağının boşaldığını göremediğimde, karşıdan karşıya geçmekte zorlandığımda göremediğimi söyleyemiyordum. Öğrendim ki görmemek utanılacak bir şey değil. Bu durumu kabul edip gerektiğinde insanlara söylemeye başladığımda sorunları aşmış oldum.
Çevrenizde engelli olmayan kişilerin size yaklaşımları nasıl, neler yaşıyorsunuz?
Bazı insanlar çok yüceltiyor. Bazıları ise hiçbir şey yapamaz zannediyor. Tabii ki ben bir insanım. Yani yapabildiklerim olduğu gibi yapamadıklarım da var. Artı bir de engelim var ve bundan dolayı da yapamadıklarım da var. Çevremdeki engelli olmayan insanların bana sormadan buna ihtiyacı vardır diyerek hareket etmeleri benim için sıkıntı. Bana yardımcı olmak isteyenlerin yardıma ihtiyacım olup olmadığını sormalarını isterim. Israrla ben senin yerine şunu yapayım demeleri beni rahatsız eder. Ama insanlar eskiye göre çok iyi. Pek çok insan artık bilinçli ve ben onların bu konudaki davranışından rahatsız olmuyorum. Genelde soruyorlar veya ben onlara yapabileceklerimi izah ediyorum. Onlar mı değişti yoksa değişen ben miyim bilemiyorum. Bir de Allah bir yerden alırsa başka yerden verir diyorlar. Görmeyenler çok zeki veya hafızaları çok kuvvetli ya da kulakları müthiş hassas gibi düşüncelerin de yanlış olduğunu düşünüyorum. Sadece görmediğim için diğer organlarımı daha çok ve bilinçli kullanıyorum hepsi o kadar.
Bir engelli olarak hangi davranışlar sizi rahatsız ediyor?
Beni gerçek dışı yüceltmeleri veya günlük hayatını idare edemeyecek bir kimse muamelesinde bulunmaları rahatsız eder. Yalnız şöyle bir durum var ki, ben engelli olduğumu kabul etmekle insanların beni rahatsız edecek davranışlarını da kabul ettim. Artık neden böyle yapıyorlar demiyorum. Çünkü insanların bu davranışları çoğu zaman masum. Eğer onların bu tutumu benim ilerlememe engel teşkil edecekse o zaman uygun bir dille açıklama veya hakkımı arama yoluna gidiyorum.
Engellilerle iletişim kurarken nelere dikkat etmeliyiz? Toplumumuzda engellilerle iletişim kurulurken ne gibi hatalar yapılıyor?
Öncelikle bizim yani görme engellilerin pek çoğunun sadece gözleri görmüyor. Tabii bazılarının birden fazla engeli olabilir. Eğer sadece görme engelliyse, kulakları da duymuyormuş gibi davranmasınlar. Yanımızda bir kimse varken bize sorulması gereken bazı soruları yanımızdakine sormasınlar. Çayını kaç şekerli içer, evde işlerini yapabiliyor mu, üstünü nasıl giyiyor veya çocuklarına bakabiliyor mu? Bu soruları bana sorarlarsa sıkılmadan anlatırım. Ama anlamak için dinlerlerse. Adamın biri yel değirmeni görmüş. Ve sormuş: Bunun suyu nereden geliyor? Demişler ki: Bak, bu yel değirmeni, su ile çalışmaz. Rüzgâr bu çarkları çevirir. Sonra buğdaylar öğütülür ve un olur. Adam, tamam demiş, anladım da bu değirmenin suyu nereden geliyor. Mesela bir örgü örüyoruz. Her görme engelli örgü öremeyebilir. Her gören de öremeyebilir. Bu kabiliyet ve ilgi işi. Anlatıyoruz bazı insanlara ellerimizi kullanarak ördüğümüzü, netice itibarıyla anladıkları ne oluyor biliyor musunuz? Ha anladım, kalp gözüyle yapıyorsun. Bir arkadaşımız karşıdan karşıya geçerken bir kişi ona yardımcı olmuş. Ayaküstü aralarında küçük bir sohbet geçmiş. Gören kimse, hayat zor, demiş. Gününüzü nasıl geçiriyorsunuz diye de eklemiş. Engelli genç, ben, Boğaziçi Üniversitesinde okuyorum, ayrıca bilgisayar programcılığı yapıyorum diye kısaca anlatmış. Görmeyen kısa açıklaması bitince sormuş: Sen bu anlattıklarıma inandın mı? Gören kişi demiş ki: Ben senin şaka yaptığını zaten anlamıştım. Yani adam böyle bir anlayışta. Ayrıca biz yürüyebiliyoruz. Bir yere gidileceği zaman arabam olsa seni götürürdüm demesinler. Eğer gitmem gereken bir yer ise ben bastonumla onların koluna girerek rahatlıkla gidebilirim. Ayrıca kalabalık yerlerde bize hitap ederken ya adımızla ya da bize hitap edildiği belirtilerek konuşulmalı.
Görme engellilere yönelik kabartma Kur’an çalışmaları ve işitme engellilere yönelik Kur’an kursu çalışmaları gibi başkanlığımızın engelli vatandaşlarımıza yönelik çalışmaları var. Yapılan çalışmaları nasıl buluyor ve yapılması gereken çalışmalar hakkında neler düşünüyorsunuz?
Çalışmaları çok güzel buluyorum. Fakat daha çok fırın ekmeğe ihtiyaç var. Bir de bu çalışmaları yaparken engelli dernekleriyle görüşülmesi hatta bizzat engellilerle anket yapılmasını isterim. Mesela Açıköğretim Fakültesi telefonumuza sınavların kabartma yazıyla mı, ekran okuyucu programla mı yoksa canlı kişinin okuması şeklinde mi olsun diye soru göndermişti. Bu çok güzel. Aksi takdirde her görme engelli kabartma bilemeyebilir veya tercih etmeyebilir. Bu sebeple tabanın yani engelli bireyin fikirleri çok önemli.
Ailelerin engelli çocuklarını toplum içerisine fazla çıkarmadıklarına ve evlerine kapattıklarına şahit oluyoruz. Bu durumda engelli çocukların sosyalleşememesi sorununu ortaya çıkarıyor. Engelli çocukları olan anne ve babalara tavsiyeleriniz nelerdir?
Onların da çocuklarını evvela sıradan bir kimse olarak görmelerini tavsiye ederim. Engelli olup da engelleri aşmış insanların hayatlarını incelesinler. Çocuklarını teknolojik anlamda geliştirsinler. Onların hayatlarını yalnızken de idame ettirebileceklerini düşünsünler. Ve onları yönlendirsinler. Ev içinde temel ihtiyaçlarını gidermesinler hatta onlardan yardım alsınlar. Mesela çocuklarından su istesinler, eşyalarını toplamalarını istesinler vs. Kendilerini engelli çocuklarının hizmetçisi hissetmesinler. Şimdi ben varım, ben yokken kendin yaparsın yaklaşımı çok yanlış. Senin yanında yapsın ki öğrensin. Ayrıca onlardan utanmasınlar.

Serpil YILDIZ

1979 İstanbul doğumlu. Doğuştan görme engelli. Orta ve liseyi Üsküdar İmam-Hatip Lisesinde okudu. Kabartma Kur’an-ı Kerim’den hafızlık yaptı. Kur’an kursu öğreticisi olarak görev yapan Yıldız, Diyanet elifbası, Karabaş tecvidi, Arapça-Türkçe sözlük, sarf kitapları, görme engelliler için kabartma cüz gibi kitapları kabartmaya çevirdi. Serpil Yıldız, evli ve 2 çocuk annesidir.

SÖYLEŞİ

Bülent ACUN
Akbaba Mehmet Efendi Camii Müezzin-Kayyımı
Fatih/ İstanbul

“Hayata küsmek, Allah’tan umut kesmek bir insanın önündeki en çetin engeldir.”

Bugünlere birçok engeli aşarak geldiniz ve toplumumuzda çok saygın bir mesleği icra ediyorsunuz. Bugünlere gelene kadar ortaya koymuş olduğunuz mücadeleden biraz bahsedebilir misiniz?
Sizin de ifade ettiğiniz gibi, bugünlere gelmek hiç de kolay olmadı. Şu an itibarıyla ifa etmeye çalıştığım kutlu vazifeyi elde edinceye kadar, hayatın içinde nice engellerle karşılaştım. Bu yolda bazen düştüm, bazen yoruldum, bazen de kırıldım, fakat Yüce Allah’ın (c.c.) lütfettiği inanç, sabır, azim ve kararlılıkla yılmadan bugünlere geldim. Malumunuz, “Taşı delen suyun kuvveti değil, damlaların devamlılığıdır.” Arayan bulur, giden varır, duran düşer, düşen ezilir.
Aslında bizlere hedeflerimize ulaşmak için engelliliğin bir engel olmadığını gösterdiniz. Engelliliği bir engel olarak gören ve hayata küsmüş engelli vatandaşlarımıza vermek istediğiniz mesajlar nelerdir?
Yıllar önce kaleme aldığım yazılarımdan birinin başlığı şöyle idi: “Özrümüz Engel Değil” evet, hayatı yaşanılır kılmaya, inancı kuşanılır kılmaya, iyi bir kul, bilinçli bir birey olmaya, çalışmaya, kazanmaya, başarmaya, toplumun ve hayatın öznesi olmaya özrümüz asla engel değil. Hasılıkelam hayata küsmek ve Allah’tan umut kesmek bir insanın önündeki en çetin engeller cümlesindendir.
Engellilik bir din görevlisi olarak sizin için neyi ifade ediyor?
Herkesin bir imtihanı var, bizim imtihanımız da engelli olmak. Çok ilginçtir engellilik hem başlı başına bir imtihan hem de o imtihanı başarıyla tamamlamak için önemli bir anahtar. Gönül gözüyle bakıldığında engellilik: Adına hayat dediğimiz fani dünya sinemasında yönetmenler “Yönetmeninin” bize takdir buyurduğu bir rol aslında. Konuya moral değerlerimizden neşet eden ideallerimizin zaviyesinden baktığımızda engelli olmak bizim için Hz. Şuayb’e (a.s.) yoldaş olmayı, Hz. Abdullah İbn Ümmü Mektum’a (r.a.) sırdaş olmayı ve o günden bugüne engellerini aşıp menzillerine ulaşan sayısız hayat kahramanına arkadaş olmayı ifade ediyor.
Engellilerle iletişim kurarken nelere dikkat etmeliyiz? Toplumumuzda engellilerle iletişim kurulurken ne gibi hatalar yapılıyor?
Engelli insanların önündeki en büyük engellerden birisi de kendileri ile kurulan yanlış iletişim. Bütün engelliler ziyadesiyle hassas insanlardır. Bu sebeple onlar diğer insanlara oranla daha çabuk kırılır, daha çabuk incinirler. Ben bu hususta Hacı Bektaş Veli’nin o meşhur sözünü biraz değiştirerek arz etmek istiyorum. Özellikle engelliler hususunda “elimize, dilimize ve hâlimize sahip” olmalıyız. Toplumumuz belki çok iyi niyetli, fakat engellilerle iletişim noktasında maalesef istenen seviyede değil. Ben bu konuda toplumumuzda gördüğüm iletişim hatalarından bazılarını şu şekilde sıralayabilirim:
a) Yanlış ifadeler; engellilere yer yer kör, sağır, topal, sakat gibi ifadeler.
b) Yanlış davranışlar; engellilere acıyayım derken onları rencide etmek vs.
c) Zayıf hassasiyet; herhangi bir engellinin yaşadığı sıkıntıya kayıtsız kalmak gibi.
d) Eksik bilgiler; engelli kişinin, anne babasının işlediği bir günahtan dolayı engelli olduğu düşüncesi.
Ezcümle, ben özellikle engelliler hususunda gerçekleşen iletişim kazalarını, trafik kazaları kadar tehlikeli buluyorum.
Engellilere yönelik din hizmetlerinin öneminden bahsedebilir misiniz? Engellilere yönelik sağlıklı bir din hizmeti nasıl verilebilir?
Engellilere yönelik din hizmetlerinin önemi ile ilgili söylenmiş ve söylenecek bütün sözlerin kaynağı ve zirvesi Abese suresinin nüzul sebebi ve yine o surenin ilk ayetleridir. Bu ayetlerden ve sevgili Peygamberimizin (s.a.s.) bu ayetleri yaşayarak tefsirlerinden anlıyoruz ki engellilere yönelik din hizmetleri, bırakınız ihmali, bir an olsun tehir bile kabul etmez. Engellilere sağlıklı bir din hizmeti sunmak için, elbette yapılacak birçok şey var. Ben bu hususta yapılacak olanlara temel teşkil edecek birkaç ilkeye işaret etmek istiyorum;
Öncelikle bu hususta herkes niyet ettim Allah rızası için etrafımdaki engellilere nitelikli din hizmeti sunmaya diyerek elini taşın altına koymalıdır.
Konuyla ilgili din görevlileri, engelli aileleri, eğitim uzmanları ve engelliler işbirliği içinde olmalıdır.
Engellilere yönelik sağlıklı bir din hizmeti için iyi bir yol haritası çizilmeli, gerekli materyaller itina ile hazırlanmalı ve bu noktada herkes seferber olmalıdır.

Bülent ACUN

1979 yılında Mersin’in Aydıncık İlçesi’nin Duruhan Köyünde doğdu. Dört yaşında geçirdiği menenjit hastalığı nedeniyle görme yetisini % 95 oranında kaybetti. Hafızlığını dinlemek suretiyle ikmal etti. İlkokulu köyünde, Ortaokulu Mersin’in Gülnar ilçesinde, hafızlık ve imam hatip lisesini Tarsus’ta bitirdi. 2014 yılında Erzurum Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesinden mezun oldu. İstanbul Fatih Akbaba Mehmet Efendi Camiinde Müezzin Kayyım olan Acun, sivil toplum kuruluşlarında aktif rol almakta. Dergi gazetelerde şiir ve makaleleri yayımlanan Acun, radyo programcılığı da yapmakta. Acun evli ve iki kız çocuğu babası.