Makale

Engellilere Manevi DESTEK

GÜNDEM

Engellilere Manevi DESTEK

Yrd. Doç. Dr. Naci KULA
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi İlahiyat Fakültesi

Hayatında az veya çok beklediği gibi olmayan şeylerle ve istediği gibi gitmeyen olaylar ve durumlarla karşılaşmayan bir insan herhalde çok azdır. İyilik ve güzellikler kadar olumsuzluklar ve sıkıntılar, hemen her insanın ya doğrudan hayatını ya da en azından gözlem alanına girmenin bir yolunu bulmaktadır.
İnsanın hayatında karşılaşabileceği durumlardan biri olan engellilik; doğuştan genetik bozukluk, sonradan fiziksel hastalık, engelliliğin kabullenilememesi, olumsuz tutum ve davranışlara maruz kalma ve manevi desteğin yoksunluğu gibi pek çok sorunun oluşmasına, günlük hayatın zorlaşmasına neden olabilecek durumlardandır.
Ülkemizde nüfusun %12.29’unu oluşturan ve yaklaşık 8.5 milyon kişi olan engelliler yaşadıkları engellilikle ilgili bir yandan tıbbi, psikososyal destekle çareler ararken diğer yandan da çoğu kez “neden bu olaylar başıma/başımıza geldi” şeklinde zihinsel bir sorgulama, açıklama getirme ve anlam bulma çabası içine girebilmektedir. Zira insan kendisinde ve çevresinde olup biteni anlayan ve anlamlandıran bir varlıktır. Bu nedenle bir acı ve kederle karşılaştığında bunu birçok yönden sorgulayacaktır. Yaşanan acı ve ıstırap bireyin yaşadığı durumu sorgulamasına da zemin hazırlayabilmektedir. “Niçin ben” ya da “niçin arkadaşımın, anne-babamın başına bu geldi, onu Tanrı mı istedi?” gibi bazı soruları sorabilmektedir. Kişi, yaşadığı acı ve ıstırap verici olay sebebiyle bu ve benzeri soruları kendine sormak suretiyle bir yandan yaşadığı olayı anlamaya, anlamlandırmaya çalışırken, (Hökelekli, 2008, s. 176-177.) diğer yandan da bu sorulara bulabildiği -bulamadığı- cevaplarla da ne yapması gerektiğini belirleyecektir.
Engellilikle ilgili olayı anlamaya veya karşılaştığı sıkıntıları çözümlemeye yönelik davranan birey, kendine sorduğu soruların cevaplarını bulmada bazen yakınındaki kişilerin yardımını alırken; bazen de bu konuda uzmanlardan yararlanabilmektedir. Özellikle de yaşanan olay kişi için hayatını altüst edebilecek, günlük yaşamını zorlaştıracak bir nitelikte ise buna ilişkin soruların cevaplarını bulmada zorlanabilecektir. Çünkü engellilik gibi bireyi zorlayıcı, istenmedik, beklenmedik, kontrol edilemeyen ve duygusal olarak üstesinden gelinemeyen olaylar, hayatın normal akışını değiştirerek, bireyi olumsuz yönde etkiler. Böylesi olaylar, bireyde önce şaşkınlık hâli oluşturmakla birlikte daha sonra olayın şiddeti veya bireydeki etkisine bağlı olarak aşırı üzüntü, çaresizlik, suçluluk, kızgınlık, utanma, depresyon gibi duygu ve durumların yaşanmasına da yol açabilmektedir. (Kula, 2006: 74.)
Bu itibarla yaşanan durumun nasıl meydana geldiğini açıklayabilecek sorulardan ziyade “niçin” böyle bir durumla karşılaşıldığına yönelik soruların cevabı pek kolay bulunabilecek nitelikte değildir. İnsanın böylesi soruların cevabını bulmasında maneviyat önemli bir referans olma özelliğine sahiptir. Zira maneviyat, dinî inanç ve değerlerden de beslenerek bireyin inancını güçlendiren her türlü düşünce, yaklaşım, faaliyetleri ile birlikte hakikati bulma ümidini taşıyan tefekkürü ve bireyin sevgi gibi iç dünya imkânlarından oluşan bir güç olma özellikleri sayesinde insanın zorluklara karşı direnme gücünü, zorlukları aşma becerisini beslemektedir. Dolayısıyla maneviyatın bu özellikleri çerçevesinde manevi destek de, engellilik gibi “istenmedik ve beklenmedik olay ya da durumu anlama çabası çerçevesinde bireyin iç dünyasını zenginleştiren, geliştiren aynı zamanda dinî inanç ve değerlerle birlikte dinin sağlıklı, doğru ve özüne uygun anlamıyla da beslenen inanç, duygu, düşünce ve davranış bütünlüğü” olarak nitelendirilebilir. (Kula, 2006: 74.)
Engelli bireyin “neden ben”, “bu durum neden benim başıma geldi?” vb. şekilde zihninde oluşan sorulara vereceği cevaplar açısından önemli bir referans özelliği taşıyan maneviyat, engelliliği doğru bir şekilde anlamlandırma imkânı oluşturabileceği gibi aynı zamanda engelliliğin kabullenme sürecini kolaylaştırabileceği ve karşılaşabilecek sıkıntıları aşma gücünün de sağlanmasına neden olabilecektir. Bu nedenle engellilikle ilgili yapılan araştırmalarda (bkz. Kula, 2005, s.205-206; Musayev, 2013, s. 117.) engellilik, bireyler tarafından kendisi ya da ailesinin yaptığı hata ve günahlarından dolayı Tanrı’nın bir cezası olarak veya Allah’ın takdiri ve kendilerini imtihan etmek üzere verdiği bir durum şeklinde nitelendirildiği gözlenmiştir. Bu şekilde anlamlandırma, toplumda yer alan yerleşmiş anlayışlar yanında dinî açıdan eksik bazı bilgilerden de kaynaklanabileceği için manevi destek olma noktasında beklenen etkiyi ortaya koyamamaktadır.
Zira engelliliği, Allah’ın bir cezası olarak algılamak, Kur’an-ı Kerim’de yer alan “Hiç bir günahkâr, başkasının günahını çekmez. Eğer yükü ağır gelen kimse onu taşımak için (başkalarını çağırsa) onun yükünden hiç bir şey (alınıp) taşınmaz. Akrabası dahi olsa (kimse onun yükünü taşımaz).” (Fâtır, 35/18.) ayeti ile “Başınıza gelen herhangi bir musibet kendi ellerinizin yaptığı (işler, kusurlar) yüzündendir. Allah yaptıklarınızın çoğunu affediyor (da bu yüzden size musibet vermiyor).” (Şûrâ, 42/30.) ayetleri çerçevesinde mümkün görünmemektedir. Kur’an-ı Kerim insanın sorumluluğunu (bkz. Kıyame, 75/30.) ve yaratılış çerçevesinde Allah’a ve diğer varlıklarla olan ilişkisinde duyarlı ve dikkatli olmasını hatırlatarak (bkz. Zariyat, 51/56; Rum, 30/21; Beled, 90/17; A’raf, 7/151.) bireysel açıdan yaptıklarına dikkat etmesi gerektiğini ve yaptıklarından kişinin kendisinin sorumlu olacağını ve başkasına da zarar verecek şekilde davranmamaya özen göstermesini vurgular. İşte bu noktada kader anlayışı bize önemli bir ipucu vermektedir. Zira İslam’ın doğru bir şekilde anlamamızı sağlayan kader kelimesinin Kur’an’daki kullanımındaki temel anlamı “belli bir ölçü ve nizam dâhilinde tayin ve takdir etmek” (bkz. Bulut, 2015, 27.) olduğundan Allah’ın yarattığı fiziki, psikolojik-sosyal ve manevi kuralları yani Kur’ani ifadeyle “sünnettullahı” bilerek hareket etmek söz konusudur. Dolayısıyla kader, ölçü ve nizam olarak, ‘kâinatta var olan ilahî kanunlardır. Kader kelimesinin geçtiği ayetlerden hiçbiri, insanın sorumlu olduğu eylemlerinin, alın yazısı olarak ve ortaya çıkmasından önce takdir edildiği anlamında kullanılmamıştır. Bu itibarla önce Allah’ın yarattığı kanunların belirlendiği sonra da buna uygun varlığın ve insanın yaratılmış olduğu bilinmelidir. (Bulut, 2015, 27.) Engellilik açısından Allah’ın kanunları çerçevesinde insanın eylemlerinin önemli olduğu göz önüne alınırsa doğum öncesi veya sonrasında yaratılan kanun ve kuralları bilmeme, dikkate almama ve ihmal etmenin rolü (bkz. Certel, 2005, s. 253 vd.) kendiliğinden ortaya çıkacaktır.
Anne babanın çocukları dünyaya gelmeden önce gerekli tıbbi kontrol ve tedavileri yaptırmaları yanında zararlı alışkanlıklardan kaçınmaları, doğum sonrasında da gerek bireysel, gerekse sosyal hayatta bireyin engelli olmasına neden olabilecek etkenlerden kaçınmaları kader kavramının doğru anlamı çerçevesinde davranmak anlamına gelir. Bu çerçevede bireyin kendi davranışları açısından Allah’ın yarattığı fiziki, psikososyal kanun ve kurallara dikkat etmesi gerektiği gibi sosyal hayatını da ahenkli şekilde yürütecek ve toplumsal sorumluluklarını yerine getirecek şekilde davranma zorunluluğu bulunmaktadır. Böylece engellilik manevi anlamda doğru anlamlandırılmış, kader anlayışı da bireyin hayatında sorumluluklarının farkına varması ve onları yerine getirmesi açısından fonksiyonel hâle gelmiş olur. Aynı zamanda engellilik, Allah’ın bir cezası olarak görülmekten ziyade Allah’ın ortaya koyduğu insan iradesini ve sorumluluğunu kapsayan kanun ve ilkelerine uyup uymama sonucu olarak yaşanabilecek bir durum şeklinde değerlendirilebilir. Bu noktada göz önüne alınması gereken bir diğer husus ta engelliliği anlamlandırmada Allah’ın bizi imtihan ettiği anlayışının da doğru bir çerçevede ele alınıp alınmadığıdır. Zira Kur’an-ı Kerim’e baktığımızda imtihan kavramı m-h-n kökünden türetilmiş şekliyle Hucurat ve Mümtehine süresinde kullanılmakta ve sadece “imanla imtihan” anlamında kullanıldığı görülmektedir. İki suredeki ayette, iman ile ilişkili olarak imtihanın ele alınmasının, bize, insanın bilinen ve yaşanan bir durumla ilişkili olarak imtihan edildiğini gösterdiği ifade edilebilir. Zira günlük hayatta ve eğitimde kullandığımız “imtihan” kavramı da, insanın önceden bildiği, öğrendiği, tecrübe ettiği hususlarda, öğrendiklerinin, bildiklerinin ne kadarının var olduğunu ve bunları nasıl bildiğinin öğrenilmesi amacını taşımaktadır (bkz. Dikici, 2004, 251.) Çünkü kişinin, eğitim-öğretim faaliyetlerinde bir dersten veya herhangi bir işe alımında imtihan edildiğinden bahsedilirken, ilgili ders ya da işle ilgili neleri bildiği veya neleri bilmediğinin ölçülmesi söz konusudur. (Dikici, 2004, 253-254.) Bu nedenle, Kur’an’da kullanılan şekliyle, imanla imtihan edilmede de aynı özelliğin geçerli olduğunu ifade edebiliriz. Zira iman, insanın bilerek, zorlama olmaksızın hür iradesi ile Allah’ın varlığını, birliğini kabul etmesi esasına dayanır. Bu nedenle istenmedik ve beklenmedik bir durumla ilgili olarak doğrudan “imtihan” kavramının kullanılması, olayın anlamlandırılması ve kontrol edilmesi açısından fonksiyonel olma yönünü en az seviyeye indirmektedir. Hâlbuki Kur’an-ı Kerim’de, olayları anlamlandırma açısından fonksiyonelliğini etkin hale getirecek şekilde hayatın içerisinde karşılaşılan olay ve durumların anlaşılmasını sağlayıcı şekilde kullanılan “bela” ve “fitne” kavramları olduğu görülmektedir. Bu kavramların da Kur’an’da daha çok yaşanan olaylar karşısında insanın iyi ve kötü olanı ayırt edecek şekilde “denenmesi”, “çözüm arama ve üretme” becerisini ortaya koyması anlamlarında kullanıldığı ifade edilebilir. (bkz. Kula, 2016, s. 11; Altuntaş, 2002, s. 48.) Bugün bilim de Allah’ın yarattığı varlıklardaki kanun ve ilkeleri anlamaya ve tespit etmeye çalışarak insana doğru tespit ve çözüm üretme noktasında katkı sağlamaktadır.
Engellilik açısından manevi destek noktasında katkı sağlayabilecek bir başka husus, yaşanabilecek zorluklar karşısında dinî inanç ve değerlerin rolüdür. Engelli birey, Allah’ın kendisini yalnız bırakmayacağı ve yardım edeceği inancıyla mücadele ve hayata uyum sağlama gücü kazanabilir. Burada olumsuz yaşam olaylarında dini başa çıkma davranışı olarak sıkça başvurulan duanın etkisi dikkat çekici bir örnektir. (bkz. Ayten, 2015, s. 23.) Ayrıca yaşanan durumların peygamberimizin hadisinde belirttiği gibi günahlarına kefaret olacağı (Müslim, Birr, 52.) inancı da bireyin zorluklara dayanmasına yardımcı olabilir.