Makale

Gurbette Ramazan

Gurbette Ramazan

Abdullah Sevinç
Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı

Yurtdışında birçok şey, değişik bir anlam kazanır gurbetçi için. Yurtiçinde hissedilenden değişik bir anlam. Adı başka bir anlam kazanır. Saçının rengi, kıyafeti, milliyeti, dini ve ibadetleri yurtiçindekiler-den çok daha farklı bir boyuttadır... Ayrı ortamda, tabii olarak, ayrı bir şeyler sergilemenin doğurduğu bir duygudur bu. Başka bir ad ile çağrılmak... Başkalarından ayrı bir ibadet yerine gi-rip-çıkmak... Herkes yiyip-içerken sırf Allah rızası için oruçlu olmak...
Ramazan da ayrı bir anlam taşır, gurbetçi için gurbette...
Şüphesiz ki böylesi dili, dini, gelenek ve görenekleri ayrı olan bir toplum içinde inandığı şekilde yaşamanın değeri de çok başkadır. Kabe-i Muazzama’nın hemen civarında oturup da, her namaz vaktinde Beytullah’a koşup zevkle ibadetini yapan mü’minin ameli çok değerlidir. Fakat, kafasını çevirdiği her yönde, adımını attığı her yerde inançlarına göre kendisini hataya zorlayan bir yabancı ortamda sırf Allah rızası için namazına koşan ve sırf O’nun rızasını kazan-mak üzere nefsî arzularına "dur!" deyip oruç tutan müminin kazanacağı mükafaatın da sınır-sızlığı ortada herhalde. Bundan dolayı, ibadetini yerine getirme mutluluğuna eren gurbetçiyi tebrik etmek gerek...
Bu rızayı kazanmadaki samimiyet ile yapılan ibadet, yabancılar nazarında gurbetçiye ayrı bir değer kazandırır.
1981-1982 yıllarında idi. O sene Belçika’da oruç 20-21 saat gibi uzun süren günlere rastlamıştı. Öğretim yılı sonunda, âdet üzere, öğretmenlere kapanış yemeği verilmişti. Saat 19.00 sıralarında idi. Ben de okulun öğretmeni olarak katıldım. Oruçlu idim tabii. Görünüşte çok nefis yemekler, okulun özel olarak hazırlanmış salonunda, açık büfe usûlü sergilenmişti. Okul müdürü, yemek öncesi afiyet olsun demek için konuşma yaparken, benden bahsetti. Ramazan ayında olduğumuzu, müslümanların bu ayda oruç tuttuklarını, bunun için benim yemek yiyemiyeceğimi söyledi. Ve hemen sordu. Saat kaçta yiyebileceksin? Ben de 3-4 saat sonraki iftar vaktini söyledim. Arkasından, saat kaçta yemeği kestiğimi sordu ve imsakin 01.00-01.30 olduğunu öğrenince, süratli bir hesaplama ile 20 saati geçen bir oruç süresini çıkardı. Küçük dilini yutarcasına, takdir ve hayranlık duyguları içinde başparmağı ile zafer işareti yaparak, "inanç diye işte buna derim" dedi.
Orada bir daha anladım ki, olduğu gibi görünmek, inandığını yaşamak çok güzel bir şeydir. Bazı komplekslerle, kendisini inandığından başka göstermek, bilakis insanı küçültür. Ve samimiyetsizliğin doğurduğu güvensizlik ortaya çıkar, inancın, amel ile sergilenmesi inançtaki İhlasın sonucudur. Bu durum yurtiçinde de, yurtdışında da böyledir. Sözün öze, dışın içe, amelin imana uygunluğu, hangi dinden olursa olsun, inanan ve inanmayan herkesi sadece ve sadece takdire götürür. Zira, tarih boyunca insanlık, ne çektiyse hep ikiyüzlülükten, çifte kimlilikten çekmiştir...
Ve gurbetçi, her ortamda inancının zevkine varmıştır. Gece yarısını geçse bile, o teravi-hinden vazgeçmez. Onun için tüm engeller, iman ve irade ile, usûlüne uygun olarak, bertaraf edilir.
Yine Belçika’da, tam 870 (Sekizyüzyetmiş) metre yerin altında çalışan, tırnaklarıyla kömür kazan vatandaşlarımız vardı. Bir turist olarak girdiğimde, çıkınca şükür namazı kılma ihtiyacı duyduğum o kadar sıkıntılı ve tehlikeli iş alanında, iki büklüm, altmış santimlik dar kanallardan kömür çıkarıyorlar. Hiç çalışmadan otursa bile, buram buram ter döken insan. Gurbetçideki imana bakınız. Bu hâlinde orucuna devam ediyor. Yemiyor orucunu... iftarını da bir yudum su, bir elma ile yapıyor. Sabah 5’te işe gitme zorunda olmasına rağmen teravihinden de vazgeçmiyor...
Gurbette Ramazan bir başkadır. Sahur mânileri dinleyemezler... iftar topu duyamazlar... Sabah ezanı işitemezler... Fakat bütün bunlara öyle manevî bir bağla konsantre olurlar ki, hepsinin zevkini yudum yudum tadabilirler.
Diyanet işleri Başkanlığı’nca gönderilen Ramazan görevlileri, Ramazan için yurtiçinden gelmiş çok sayıda hocalar, coşar, coşturur cemaatini. Gelecek yılın bu feyizli ayını hasretle bekleyiş duygularıyla ayrılırlar.
Uzun yıllar birlikte olduğum gurbetçi vatandaşlarıma, Ramazan’ın feyzinden daha çok yararlanmaları için, birkaç hususu da, bu münasebetle hatırlatmak isterim:
• Ramazan’ın manevî hazzını tüm ailenizle yaşayınız. Bunun için özel hazırlıklarla Ramazan’ı karşılayınız.
• Okula giden çocuklarınızı Ramazan ve oruç hakkında önceden bilgilendiriniz. Bu konuda yabancılar bir hayli meraklıdır. Onların muhtemel sorularına doğru cevap vermek üzere çocuklarınızı ve kendinizi hazırlayınız.
Orucunuzun mükâfatını artırmak üzere, yurtiçindeki yakınlarınızı görüp gözetiniz. Maddî ve manevî dayanışmanızı sürdürünüz.
Günaha götürme ihtimâli olan ve orucunuzun sevabını azaltabilecek şüpheli şeylerden kaçınınız.
Çarşıda, pazarda olgun ve örnek davranışlarınızla Ramazan’ın gelişini hissettiriniz.
iş yerinde oruçlu olduğunuzu hissettirmeyecek kadar, işinize her zamankinden daha çok sarılınız. Oruç sebebiyle iş üretiminin düştüğü intibaını vermeyiniz.
Fakat, işyerinde ve yabancılarla ilişkilerinizde Ramazan’ın gelişini anlatacak şekilde, ibadetinizle bütünlesiniz. Olgun ve munis davranışlarınızla gıpta edilir biri olunuz.
Başkalarını rahatsız etmeyiniz. Özellikle teravih saati, yerli halkın dinlenme ve uyku saatlerine rastlar. Bu hususu dikkate alınız. Camiye girip çıkarken, arabanızı park yaparken dikkatli olunuz. Başkalarının park yerini işgal etmeyiniz. Park disiplinine uyunuz.
• Ramazan münasebetiyle bölgenize gelmiş olan din görevlilerinden ve irşat ekiplerinden azami ölçüde istifade etmeye çalışınız. Bunun için kendinize özel bir Ramazan programı hazırlayınız.
• İyi bir temsilci olma zorunluluğunu her davranışınızda hissediniz. Sizin davranışlarınızla bir ulusun değerlendirildiğini hatırınızdan çıkarmayınız.
• Ramazanla kazanacağınız güzel özellikleri Ramazan’dan sonra da devam ettiriniz. Bu konuda Rasûlüllah (SAS)’ın, "Amellerin en faziletlisi az da olsa devamlı olanıdır" hadis-i şeriflerine uyunuz.
Ramazan’ın feyzinden nasibinizin bol olmasını Cenab-ı Hak’tan niyaz ederim.