Makale

YENİ BİR TÜRK DÜNYASI VE TÜRKİYE

"YENİ BİR TÜRK DÜNYASI VE TÜRKİYE"
Yavuz Bülent BAKİLER

DİYANET İşleri Başkanlığı Din Hizmetleri Dairesi’nce tertip edilen "Yeni Türk Dünyası ve Türkiye" konulu konferansta, gençlerden oluşan kalabalık bir topluluğa hitap eden Başbakanlık Müşaviri Yavuz Bülent BAKİLER, Türkiye dışındaki soydaşlarımızın durumu ve Türkiye’nin bu soydaşlarımıza götürebileceği hizmetler ile ortak kültür değerlerimiz hakkında bilgi verdi. BAKİLER özetle şöyle dedi:
1914 - 1918 Birinci Dünya Savaşı’ndan mağlûp çıktığımızda bize ilk yardıma koşan Azerbaycanlı kardeşlerimiz olmuştur. Birinci Dünya Savaşı’nda 8 cephede mağlûp olarak çıktığımızda, Azerbaycan’daki kardeşlerimiz o zamanın mali imkânlarıyla (ki bu meblağ mil-yonlara varmaktadır.) yanımızda yeraldılar. Analar - bacılar altınlarını, ziynetlerini verdiler. Aradan 20 yıl kadar bir zaman geçti, Azerbaycan’daki Stalin zulmünden kaçarak Türkiye’ye sığınmak isteyen 400 civarında vatandaşımızı kabul etmedik. Kars yakınında Ruslara teslim ettik. Ruslar da bu kardeşlerimizi Kars’ın hemen sınırında kurşuna dizdiler. Bu facia milletimiz için büyük bir yüzkarasıdır.
1921 - 1922 yılları arasında biz Milli Mücadeleye girdiğimiz zaman çeşitli sıkıntılarla karşı karşıya idik. O bakımdan Sovyetler Birliği’ne müracaat ettik ve bize yardımcı olmalarını istedik. Sovyet Genelkurmay Başkanı Zinayef kürsüden diyordu ki; "Anadolu’daki Milli Mücadelenin komünist bir hareket olmadığını çok iyi biliyoruz. Ama Türkler Çanakkale’de bizim düşmanlarımıza karşı çarpışıyorlar. Türk ordusundan kaybedilen her nefer, bizim silâhlı kuvvetlerimizden kaybedilen bir kişi demektir. Bu bakımdan biz ne pahasına olursa olsun, Türkiye’nin bu yardım talebini dikkate almak ve yardım etmek mecburiyetindeyiz. Eğer İngi-lizler Çanakkale Boğazını geçerlerde, Batum ve Bakü petrollerine el koyarlarsa biz değil komünizmi bütün dünyada yaymak, komünizmi Sovyetler ‘de bile tutamayız. Bunun için biz Türk Silâhlı Kuvvetleri’ne yardım etmek mecburiyetindeyiz." Stalin de aynı toplantıda yaptığı konuşmada; "Bugün Sovyetler Birliği’nde 20 milyon vatandaşımız çok ciddi bir açlık tehli-kesiyle karşı karşıya bulunuyor. Zınayef’e itiraz etmek mümkün değil ben de aynı görüşteyim ama, biz Türkiye’ye bu durumda nasıl yardımda bulunuruz, bu mümkün değildir. Çünkü bizim yardıma ihtiyacımız var" diyor. Lenin de kalkıp diyor ki; "Zınayef’e de, Stalin’e de hak vermemek mümkün değil. Gerçekten Türkler bizim düşmanlarımızla Çanakkale Boğazı’nda çarpışıyorlar. Ama bunların soyu bu topraklarda bizim hakimiyetimiz altında yaşıyorlar. Onlara haber verelim. Anadolu’daki kardeşlerine onlar yardım yapsınlar, biz de bu yardımları Türkiye’ye ulaştıralım". Öyle yapıyorlar. O zaman Türkistan’dan 100 milyonun üzerinde yardım toplanıyor. Türkistanlı kadınlarımız, bacılarımız, analarımız boyunlarında ve kollarındaki altınlarını, gümüşlerini bize gönderiyorlar. Ama bu yardımların bir kısmını Ruslar gaspediyorlar. Bir kısmını da Ermenistan’dan geçerken Ermeniler gaspediyorlar. Bu yardım elimize geçince Türk Silâhlı Kuvvetleri’ne derin bir nefes aldırıyor. Bu yardımı ne yazık ki, bir kısım üniversite mensuplarımız Rusların bize bir yardımı şeklinde göstermişlerdir. Aslında bu yardımın tamamı Türkistan Tûrkleri’nden toplanan bir yardımdır.
Türkiye’nin bugünü ve yarını, İslâm Âleminin bugünü ve yarını, insanlık âleminin bugünü ve yarını, kayıtsız ve şartsız bizim Ortaasya Türk Cumhuriyetleriyle çok ciddi bir ilişki kurmamıza bağlıdır. Türkiye artık yeni bir ufukta bulunuyor. Bazı insanların cehaletine bakarak artık bazı gerçeklerden uzak durmamız mümkün değildir. 1940’lı yılların taassubu o noktada kalmalıdır. Artık Türkiye yeni bir noktada bulunmaktadır. Biz Or-taasya’daki bu gelişmeleri Türkiye, İslâm Âlemi ve bütün insanlık için çok iyi bir şekilde değerlendirmek mecburiye-tindeyiz.
Bugün Türkistan (Özbekistan, Kırgızistan, Kazakistan, Tacikistan, Türkmenistan ve Azerbaycan)’ı dikkate aldığımız ve Türkiye ile bir mukayese yaptığımızda, Türkistan’ın Türkiye’nin 5,5 misli daha zengin, daha büyük bir toprak üzerine yayıldığını görürüz. Türkistan’ın Türkiye’den 5,5 misli fazla toprağa sahip olmasına ve oradaki nüfusun 50 milyonu aşkın olmasına rağmen, biz iktisadî bakımdan onlardan 50 - 55 misli daha fazla zengin durumdayız. Marksist sistem orada işte böyle bir facia meydana getirmiştir.
Şu anda zenginlik içerisinde büyük sefalet yaşayan soydaşlarımızla karşı karşıyayız. Türkiye bu durumda, soydaşlarımıza yardımcı olmalıdır. Bugün dünyada altın istihsali bakımından Sovyetlerin önünde bulunan tek devlet Güney Afrika ülkeleridir. Sovyetler içerisinde de altını en zengin bölgeler bizim soydaşlarımızın yaşamış olduğu bölgelerdir. Öz-bekistan’da çıkarılan altın miktarı yüzde 99,99 nisbetinde saf altındır. Özbekistan Cumhurbaşkanı Türkiye’ye geldiği zaman bizim Başbakanımıza; "Abi ilk defa bu sene çıkarmış olduğumuz altını Ruslar’a vermiyoruz. Şu anda 76 ton altınımız var" diyor.
Elde edilen bilgilere göre Özbekistan’da bir yılda elde edilen attın miktarı 76 ilâ 100 ton arasında. Özbekistan 20 milyon nüfusa sahiptir. Bizdeki Merkez bankası altın stoku ise yaklaşık 130 tondur.
Bugün Ortaasya Türk Cumhuriyetleri her bakımdan fakirlik içerisindeler. İğneden alın da, ipliğe kadar herşeye ihtiyaçları var. Zenginlik içerisinde fakirliği yaşıyorlar. İşte soydaşlarımızın bu ihtiyaçlarını karşılayıp onlardan altın alırsak, Türkiye çok yakın bir gelecekte daha zengin bir konuma gelebilir.
Bugün Özbekistan’da 5,5 milyon ton pamuk üretiliyor. Bizde ise 500 bin ton pamuk üretiliyor. Biz bu 500 bin ton pamukla dünya pazarlarına giriyoruz. Bugün Özbek yetkililerinin dediği şudur; "Alınız bu 5,5 milyon ton pamuğu, siz değerlendirin, siz işleyin." Bugün Toprak Mahsûlleri Ofisi stoklarında dünya kadar mal var. Batı bunları almıyor. İşte Azerbaycan, Özbekistan, Türkmenistan, Kırgızistan. Bu soydaşlarımıza satalım. Karşılığında demir, altın, pamuk, petrol alalım. Türkiye bu büyük pazarı elinden kaçırmamalıdır.
Bugün Azerbaycan’da çıkarılan petrol miktarı 1 milyar 250 milyon tondur. Azer-baycanlılar diyoriarki, "Türk kardeşlerimiz, bu petrolü siz değerlendirin ve Batı dünyasına da siz satın." Biz buna nasıl sırtımızı çevirebiliriz. Bu petrollere biz sahip çıkmadığımız takdirde elbette Rusya, İngiltere, ABD ya da bir başka ülke sahip çıkıp alıp götürecektir.
Komünist dönemde Ruslar’ın Azerbaycan’daki kardeşlerimize bıraktığı petrol miktarı sadece yüzde 3 tür. Yüzde 97’sini Ruslar gaspedip götürüyorlardı.
Kültür, daima tekniğe, medeniyete galebe çalmıştır. Kendi kültürlerine sımsıkı bağlı olan milletler; teknikte, medeniyette ileri giden milletleri mağlûp etmişlerdir. Bu, ilmî bir tespittir. Milletleri sadece iktisadî imkânları değil, daha çok kültür değerleri ayakta tutar.
Türkiye, Birleşmiş Milletlerde 60 milyonluk bir devlet olarak bulunduğu zaman tavrı başkadır. Türkiye’nin arkasında 100 milyonluk bir camia bulunursa onun Birleşmiş Milletler’deki ve dünyadaki sözü ve tavrı başka olacaktır. O bakımdan biz, sadece iktisadî değil, aynı zamanda kültür bakımından da, siyasî bakımdan da oradaki Cumhuriyetlerle çok yakın münâsebetler kurmak mecburiyetindeyiz."