Makale

Fal Tüccarlarının Umut Sömürüsü

Şimdi Fallar Bilgisayarda
TÜCCARLARININ UMUT SÖMÜRÜSÜ
Metin Akçam

İSLÂM Dini, Kur’ân-ı Kerim ve bizim için "en güzel örnek" olan Peygamberimizin hadisleri gibi ölmez iki ynağı ile saadet asrında ne ise, zamanımızda da aynı canlılığını korumaktadır. Çünkü Kur’an-ı Kerim, insanlığı iyilik ve mutluluğa kavuşturmak için inmiş ilâhî bir kitaptır. "Şüphesiz ki, size Allah katından bir nur ve apaçık bir kitap inmiştir. Allah bu kitaplar rızasına uyanları selamet yollarına sevkeder. Onları, emriyle karanlıklardan aydınlığa çıkarır ve doğru yola sevkeder." (Ma-ide: 16)
İnsanlık, tarihinin bazı devrelerinde bu kaynaklara bağlanılmış, bazen de elindeki ışığını söndürüp körden imdat bekleyen insan misali bu ana kaynaklardan uzaklaşmıştır. Durum bu şekilde olunca da toplumlar ya inanç hazinesi içerisinde sürekli olmuşlar, yahut ta ondan uzak kalmakla, hurafeler arasında boğulup kalmışlar, doğruyla yanlışı ayırt edemez hâle gelmişlerdir.

HURAFE VE
ÇEŞİTLERİ

Nedir hurafe? İslâm terminolojisinde; "İslâm dininin esas kaynaklarından (yani; Kur’an-ı Kerim, Hadis, Kıyas ve temada) hiç bir yeri olmadığı halde, dindenmiş gibi gösterilen, aslı ve esası olmayan batıl inançlar" olarak açıklanır.
Bunlar incelenirse, ya Putperestlik, Musevîlik, Hristiyanlık vb. dinlerden veya Şamanizm gibi batıl dinlerden kalmıştır. Ziyaretgahlara, türbelere taş yapıştırmak, çaput bağlamak veya buralarda mum yakmak; yılbaşı gününe bayram değeri vererek, şenlikler düzenlemek, hindiler kesmek, çam dallarıyla evini, dükkanını süslemek; çocuklara nazarlık takmak, kapılara, duvarlara at nalı, geyik ve öküz kafası asmak. Bunlara benzer şeylerin göz değmesini, belaları önleyebileceğine inanmak vb. gibi... Yahut da çağdaşlık, modernlik adına yeni uydurulan saçma, anlamsız; hatta gülünç; ne dinle ne de ilimle bağdaşan inançlar olduğunu görürüz. Yıldız fallarına inanmak, bazı nesneleri uğurlu veya uğursuz saymak. Sihir (büyü) yapmak, yaptırmak. Tahtaya vurmak, elden ele makas, bıçak almamak. Haftanın bazı günlerinden anlam çıkarmak vb. gibi...
Çağdaş olduğunu söyleyen insanın da dramı buradan başlar. İnsan olarak yaratılmanın soylu hikmetleri üzerinde düşünmeyen, dünyaya niçin geldiğini, neler yapmaya memur olduğunu, dünyanın niçin ve neden var olduğunu sorgulamayan insan, bu tür yanlış inanış ve davranışlara hayatında değişik bir renk olarak yer verir. Bâtıl inançlar, insanlık tarihi kadar eski ve yeryüzünün her tarafında var olduğundan, ona hayatında bir değer verir. Günümüzde bazı basın organlarında yer alan "Tarot" falcılığına inanır ve bu uydurma sözlere değer verir.
O artık ne kadar modern görünüşlü olsa bile, ceketinin cebinde, elbisesinde bir "muska" veya "mavi boncuk", inandığı bir "uğuru" vardır. O uğurunu da hiç yanından ayırmaz. Böyle uğura inananlar arasında geniş kitleler-ce tanınan, önder olan, politik kariyerli kişiler de olabildiği gibi, sinema ve sahne sanatçıları da büyük çoğunluğu oluşturur. Bu sanatçıların bazıları, yanlarında, uğurlu taşları, nazar boncukları olmadan, bırakın sahneye çıkmayı, sokağa bile adım atmazlar. Şöyle diyorlar bunlardan bir kısmı:
"Herhangi bir yere girerken hep ilk olarak sağ adımımı atarım ve bunun uğurlu olduğuna inanırım. Ayrıca küçük bir bebeğim var ve onun uğurlu olduğuna çok inanıyorum. Yıllardır nereye gidersem gideyim onu hiç yanımdan ayırmadım..."
"Meselâ akşam yemeğine gittiğim restoranda her şey çok güzel gittiyse, oranın uğurlu ol-duğuna inanırım ve önemli zamanlarda oraya giderim."
"Altı ay önce aldığım ve gayet iyi anlaştığım muhabbet kuşu bana uğur getiriyor."
"Küçüklüğümden beri bana... şarkısı uğur getiriyor."
"Kolumdaki altın bileziğin bana uğur getirdiğine inanıyorum ve onu çok seviyorum. Ayrıca üzerimde ufacık bir muska taşıyorum."
Benzeri örnekler çok. "Nazara fazlasıyla inanan sanat müziğimizin yetenekli seslerinden... sahneye çıkarken üzerinde mutlaka renkli bir taş bulunduruyormuş. Ayrıca kendisine uğur getirdiğine inandığı bir de oyuncak bebeği varmış. Şehir dışına veya yurt dışına çıktığında da bebeğini mutlaka yanına alıyormuş. Çünkü bebeğin, işlerin yolunda gitmesinde çok şans getirdiğine inanıyor-muş."
Şansa ve uğura çok inandığını belirten pop müziğinin bir ismi de; tek uğrunun dört yıl kadar önce İngiltere’de bir Rus kadınının kendisine verdiği gümüş künye olduğunu söylüyor. "O künyeyi takmaya başladığımdan beri her şey çok daha iyi gitmeye başladı. Künyem şansımın açılmasını sağladı..." şeklinde konuşuyor.
Ya ABD Başkanı George Bush’a ne demeli? Beyzbol hayranı olan Bush, 1946-1948 yılları arasında Yale Üniversitesi beyzbol ekibinde oynadığı günlerde taşıdığı karşılayıcı el-divenin her zaman kendisine uğur getirdiğine inanıyormuş. (Hürriyet Pazar Ekspres, 3 Mart 1991)

BÎLGİ VE İNANÇ ZAYIFLIĞI
İşte bilgisizlik olunca, gönüldeki iman da zayıflayınca kolayca yanlışlar doğru, doğrular da yanlış bilinir ve bir sürü hurafe hakikatmış gibi kabul edilir. Zaten bunlara inananların da hemen hepsi, inancı ve ibâdeti ya zayıf, ya da hiç olmayan insanlardır. Bundan da anlaşılıyor ki din, insanı saçma inançlardan da korumaktadır.
İşin ilginç tarafı doğruların yanlış bilinmesi, onların da hurafe olarak anlaşılması. Örne-ğin, Peygamberimizin tesirinin var olduğunu, fakat nazar borcuğu takmanın şirk (Allah’a ortak koşma) olduğunu bildirdiği nazarın- göz değmesinin, bâtıl inanç olarak sunulması.
Bu tarz konuları işleyen gazete, dergi, vb.nin tutumu ise ayrı bir konu. Bu bâtıl inançlar desteklenir, mantıksız ve maneviyata aykırı olsa da doğru imiş gibi okuyucularına aktarılır. "Yeteneklerinin yanı sıra bugünkü şöhretlerine ulaşmada şansın yardımını gözardı etmezler" denilir. İslâm’ın kader inancı bir kenara itilerek,, "Yıldız Falı, Yıldızınız Diyor ki, Falınız, Astroloji" adı altında gaipten haber verme olarak yayınlarında yer verir.
Gazetelerde, dergilerde verilen bu fal köşeleri, aklı başında olanları çok düşündürmelidir. Çünkü bu tür fal içeren yazılara yer veren gazete ve dergilerin çoğu, aslında manevî dünyaya inanmayan ve maneviyatla alay eden gazete ve dergilerdir. Buna rağmen bunu yazmalarının amacı, cahil olan insanların (bize göre Allah’ı tanıyıp bilmeyene cahil denir) duygulan sö-mürmek, onları boşlukta bırakmak, aynı zamanda da yayınlarını satmak yoluyla kasalarını şişirmektir.

ASTROLOJİ FALCILIK DEĞİL Mİ?
Aylık olarak yayınlanan Burç Dergisi’nin genel yayın yönetmeni, astrolojiyi fal veya mü-neccimlik olarak yorumlayanlara:
"Astrolojinin fal veya müneccimlikle eş tutulması bence çok yanlıştır. Astrolojide doğa üstü bir güç yoktur. Büyücülükte, eğer inanılıyorsa, doğa üstü güçlerin olduğu söylenir. Astrolojiyle yakından uzaktan bir ilgisi yoktur. Astroloji de tamamen verilere dayanan, yıl-dızların konumunun dünya üzerindeki noktalara ve insanlara etkisini, yıldızların birbirine yakınlık ve uzaklıklarına göre, dünyaya yapmış oldukları etkilere göre sonuçlar yorumlanır..." diyerek kendini savunuyor.
Bir gazetenin verdiği derginin astroloji sayfasını hazırlayan bir astrolog da, her şeyden önce astrolojinin fal olarak nitelendirilmesine karşı çıkıyor. "Bizim yaptığımız binlerce yıldır doğruluğu kanıtlanmış birtakım matematiksel hesaplar yaparak, planetlerin kişinin hayatını nasıl yönlendirdiğini ortaya koymaktır. Asla fal bakmıyoruz. Kehanette bulunmuyoruz. Anlattıklarımız bize gaipten sesler de söylemiyor. Biz çıkardığımız burç haritalarında açıkça görülen gerçekleri yorumluyoruz." demekle de olaya bilimsellik katıyor. Astrolojiden faydalanılabilecek en uygun alanın yetişme çağındaki çocukların yönlendirilmesi, evlilik öncesi eşlerin birbirini tanıması ve hastaların tedavisi olduğunu da belirtiyor.
Amerika’da ise, başvuru formlarının başına yeni bir maddenin eklendiği bildiriliyor. Başvuran kişinin burcu sorulmakta, değerlendirme sırasında da adaylar arasında işe en elverişli burca sahip olanlar seçilmekteymiş... Bir devletin falcılara, fala yer verilerek idare edildiği iddiası dünya kamuoyunu uzun zaman meşgul etmişti.
Sosyolog Prof. Dr. Emre Kon-gar bu konuyla ilgili olarak görüşleri sorulduğunda: "Astroloji bence bâtıl bir inançtır. Toplumu etkileyen bütün batıl inanışlar gibi, gücünü in-sanların ona inancından alır. Yani burcunu okuyan kişi, o günkü davranışlarında oku-duklarından etkilenir. İnsanoğlu daima bilinmeze karşı merak duymuş, bilinmeyenden gelen habere inanma eğilimi geliştirmiştir.
Bunu istismar edenler, şimdi astroloji adı altında icat ettikleri efsaneyle büyük paralar kazanıyorlar. Bildiğiniz gibi astrolojinin en etkin olduğu ülkelerden biri de Osmanlılardır. İlm-i Nücum (Yıldız Bilimi) adı altında astroloji, padişahların çok önem verdikleri bir batıl inanç idi. Ama herkesin bildiği gibi, müneccimler Osmanlı İmparatorluğunu batmaktan kurtaramamıştır.
Falcılık, müneccimlik ye astrologluk aynı şeylerdir. İnsanoğlunun zamanın ve mekânın sonsuzluğundaki güçsüzlüğü ve ölümlülüğü sürdükçe, batıl inançlara dayalı bu meslekler de para kazanmaya devam edecektir." diyor ve ekliyor: "Allah bunlara inananlara akıl versin..."
Bu tarz falcılığın modern yöntemleri ve çeşitleri de var. Kahve falı, bakla falı, iskambil falı, küre falı... vb. Bu çeşit fallardan bazılarıyla (örneğin iskambil falı) her yılbaşında Tür-kiye’nin ve dünyanın falına bakılır. Ünlülerin bir sene içerisindeki gelecekleri verilir. Ya da çeşitli isimler adı altında, "Burç Yüzükleri" ile şanslarının artırılması hizmeti yapılır.

SONUÇ
Müslümanlar, gaybı (geleceği) yalnız Allah’ın bileceğini, bunun Kur’an-ı Kerim tarafın-dan açıkça haber verildiğini bilirler. Ve yine, "Fal Bak-ma"nın şeytanın işlerinden bir "pislik" olduğunu da... Hurafelerin hepsinin asılsız, hepsinin batıl ve hepsinin gerçeklerden uzaklaştırıcı yollar olduğuna inanırlar.
Toplumumuzda benzeri bir çok çarpıklıklar var. Bu çarpıklıkları düzeltmekse, "ben bir şeyler biliyorum" diyebilen, bildikleri de Kurana ve Sünnet’ e, yani asla uygun olan kişilerin bildiklerini, bilmeyenlere öğretmesi ile olacaktır. "İçinizden hayra davet eden, iyiliği emreden, kötülüğe engel olan bir cemaat bulunsun, işte onlar kurtuluşa erenlerdir." (Bakara: 104)
Bunu yaparken de metodumuz insanlara yumuşak davranmak olmalıdır. Yumuşak davranarak elde edilen başarı, sert hareketlerle elde edilenden daha büyüktür. Çünkü in-sanlardan bazıları cahillik içindedir. Bid’atların, hurafelerin bir çoğu onlara hakim olmuş, üzerinden uzun zaman geçmiş, tedavisi de epey zaman alacaktır.
Bizi biz yapan dinî değerlerimiz, titizlikle korunması mecburi olan ilâhî emanetlerdendir. Her ne suretle olursa olsun, bunların yıpratılması yahut olmasa da olur düşüncesiyle ihmale uğratılması, sonuç itibariyle toplumu çöküntüye sürükler. İsterse o toplum, maddî medeniyetin en üst seviyesinde olsun...