Makale

Avrasya'da Çarpan Kalpler, Ankara'da Birleşti...

Avrasya’da Çarpan Kalplar. Ankara’da Birleşti…

GAFFAR Tetik / Sorumlu Yazı İşleri Müdürü
Fotoğraflar: Ahmet ARSLAN

Türkiye Cumhuriyeti tarihinde, Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından gerçekleştirilen ilkler çok!., Hamdü senalar olsun Cenab-ı Allah’a...
Bunların hepsini burada sıralamanın mümkünü de yok, gereği de değil bu sayıda. Ancak, son zamanlarda gerçekleştirilen bir olay var ki, gerçekten takdire şayan: İlk. adıyla ’Türk Cumhuriyetleri, Balkan-Kafkas Ülkeleri, Türk ve Müslüman Toplulukları Din Hizmetleri İstişare Toplantısı", 2’inci adıyla, "Avrasya İslam Şûrası".
Hep, bu günlerin hasretiyle yaşadık. Bir zamanlar Türk atlarının toynaklarından çıkan kıvılcımların şimşeklendiği Türk’ün Ata yurdu Ergenekon’a, Şeyh Şamillerin kanatlandığı Kafkaslar’a; çil çil kubbelerin serildiği Balkanlar’a komünizmin demirperdesi iniverdi birden. Evlat ana-babadan, kardeş kardeşten, sevgili sevgiliden ayrıldı. Dil dilden, gönül gönülden uzaklaştırıldı. Hep yüreğimiz yandı tam 70 yıl. Biz de boş durmadık; o kardeşlerimizin dertlerini katık, çilelerini azık ettik hayatımıza.
Hiç yorulmadan, bıkmadan-usanmadan söyledik, yazdık bütün bunları. 1977 yılında naçizane kaleme aldığımız ve tamamen o kardeşlerimizin dertlerinin dile getirildiği "Bütün Yönleriyle Komünizme Karşı islam" adlı 322 sahifelik bir eserin, 5 ayda 5 bin satıvermesi, Türkiye’deki Türk insanının, oralardaki kardeşlerinin çileleriyle ne denli iç-içe yaşadığını göstermesi bakımından yeterli değil mi?
Onlar da öyleydi! Al kırmızısı bayrak üzerindeki bembeyaz Hilali gözlediler hep Altayların tepelerinden, Mançurya’nın steplerinden; Tuna’nın, İdil’in, Volga’nın eteklerinden...
Hayal kurdular gün be gün, an be an, "Bu dağların, bu steplerin, bu nehirlerin ardında bir ülke varmış, adı da Türkiye imiş. Orada özgür yaşarmış bütün insanlar. Minarelerden ezanlar, cami kubbelerinden tekbirler coşarmış" diye.
Bir Ahıska Türkü’nün bir konuşmasını dinlemiştim bir televizyon kanalında. Gece gündüz hayalinde yaşattığı ülkeye kavuşmanın hasretiyle göğsünde Ayyıldızlı bayrak, secde edercesine diz çöküp alnını yapıştırdığı toprakları öpüp kokluyor, "Oh" diyordu, “ne güzel kokuyor. Biz Hilalin hayaliyle yaşadık hep gün ve gecelerde...Ne olur, bizi bundan ayırmayın."
Bu kavuşmayı görüp de görmeyen göze göz, duymayan kulağa kulak, anlamayan kalbe kalp mi derim ben?
Ama dün, dünde kaldı.
Hani şairin dediği gibi:
"Her gün bir yerden
geçmek ne iyi,
Her gün bir yere konmak ne güzel;
Bulanmadan, donmadan akmak ne âlâl Dün, dünle gitti
cancağızım!
Ne söylenmişse
düne ait,
Şimdi yeni şeyler
söylemek lazım" jq yııın hasretiyle herkes mutlu, herkes umutlu...
Evet! Şafak söktü, Hilal göründü artık. Dünü içimize gömdük kederleriyle, üzüntüleriyle, hasretleriyle. Gün, bu gündür. Hasret bitti, vuslata erdik. Öyleyse dünle "ah, vah" etmenin değil, “dünkü ayrılığın acısına nasıl merhem olabiliriz" düşüncesinin içinde olarak, yeni şeyler yapmamız lazım.
İşte bu duygularla yüklü olan Diyanet İşleri Başkanlığımız, 23-27 Ekim tarihleri arasında tertipledi bu toplantıyı ve çok da güzel oldu. Bu Devlet, bu millet uğruna yapılan şeyler güzel olmaz mı hiç?
Görüşüldü, konuşuldu ve neticede tarihi "Ankara Bildirgesi" yayınlandı. Hepsini okuyacaksınız ileriki sahifelerimizde. Hasret halleşmesini bulacaksınız her sayfanın her satırında dolu dolu. Taa uzaklara, Ortaasya’ya, Kafkaslar’a, Balkanlar’a gideceksiniz. Bundan eminim.
En derin, en içten sevgi ve saygılarımızla başbaşa bırakıyoruz sizleri o günün atmosferi, o günün duyguları ve o günün ruh hali içinde...