Makale

Ankara'da KATOLİK KİLİSESİ

Ankara’da
KATOLİK KİLİSESİ

Ankara Kalesi’nin hemen batısında; Ulus Kardeşler Sokağı, 15 Numarada... Üstünde haç işareti bulunmayan sarı boyalı bir yer.
Önce dışarıdan bir fotoğrafını aldım, sonra gidip kapısına baktım, kapalı fakat kilitli değil. Açıp içeri girdim. Birisi çıktı karşıma, ne istediğimi sordu. Kendimi tanıttım ve bir yetkili ile görüşmek istediğimi söyledim.
"Bir dakika" dedi. Aşağı kata inip 50-55 yaşlarında, güleç yüzlü birisi ile birlikte geldi. El sıkışıp tanıştıktan sonra, ayaküstü aramızda şu konuşmalar geçti:

■ Efendim, Diyanet Aylık Dergisi olarak, sizinle bazı konularda bir röportaj yapmak istiyorum,
kabul eder misiniz?
□ Biz, Diyanet Dergisi ne aboneyiz. Bize geliyor, okuyoruz.
■ Hayret!.. Beğeniyor- musunuz pekala?
□ Evet, çok güzel şeyler var. Ayırımcılık yapmıyorsunuz.
Röportaj konusunda ise ben şu anda bir şey söyleyemem. Arkadaşlarla görüşeyim, size haber verelim.
■ Fakat bizim fazla zamanımız yok. Şöyle ayaküstü konuşalım biraz. Fazla zamanınızı almayacağım. Burası Katolik kilisesi mi?
(Aksanlı bir Türkçe ile)
□ Evet, Katolik kilisesi.
■ Ne zaman faaliyete başladı? Yani kaç seneden beri kilise olarak kullanılıyor?
□ 1928 senesinde. Ama o zaman konferans salonuydu, sonradan kilise oldu.
■ Siz görevli misiniz burada?
□ Evet, evet. Görevliyim.
■ Adınız soyadınız nedir?
□ Sevgi NUSS
■ Sevgi NUSS?
□ Evet! Sevgi N-U-S-S (İki S)
■ Cemaatiniz kalabalık mı? Yani çok insan geliyor mu buraya?
□ Şimdii... Katolik olanlar gelir, Katolik olmayan Hristi- yanlar da gelirler. Bazen yabancılar da gelir. Yani karışık. Bazen 30-40-50 -60 kişi. Belki yarın biraz daha fazla olacak. Çünkü birisinin cenazesi var.
■ Siz Fransız mısınız?
□ Evet, ben Fransız’ım.
■ Fransız veya başka bir millet!... Ne olursa olsun! İnsanlar biribirlerine sevgili, saygılı olması lazım, öyle değil mi?
□ Tabii, tabii... Sevgi her şeyin başı. Öyle olması lazım.
■ Ama oluyor mu?
□ Her zaman olmuyor maalesef. Ama biz anlatacağız.
■ Yani kalbinde olan alır diyorsunuz!
□ Eveet, kalbinde ölan alır. (Bu arada elinde bir demet çiçekle birisi geldi. Röportaj yaptığımız kişi tanıştırdı: “ Bu da Italyan Büyükelçiliği nde çalışan bir bey.")
■ Memnun oldum efendim! Nasılsınız?
□ Teşekkür ederim. Çiçek getirdim yarın için.
■ Ooo çok güzel. İnsanların gönlünde, kafalarında da böyle çiçekler açsın inşaallah. Önemli olan o. Öyle değil mi Efendim?
□ Evet, çok doğru.
■ Öyle olsun da dünyada savaş, kavga, cfövüş olmasın. İnsanlar, kadınlar, çocuklar ölmesin.
□ Tabii, tabii. Müsadenizle. (Tekrar röportajcıma döndüm:)
■ Türkiye’de ibadet serbestliğiniz var mı? Hükümetten, polisten, yani idareden veya halktan herhangi bir baskı görüyor musunuz?
□ Yok, görmüyoruz.
■ Bazı Avrupa kuruluşlarında veya devletlerinde: ’Türkiye’de azınlıklara dinî ve siyasî baskı var. İbadetlerini rahatça yapamıyorlar" deniliyor.
Bu doğru mu sizce? Çekinmeden söyleyiniz lütfen!
□ Yok, yok! Öyle bir baskı yok. Biz görmedik. İbadetlerimizi rahatça yapıyoruz. Zaten bu güne kadar Allah’a şükür Ka- toliklerle Türkiye’nin hiç bir problemi olmamıştır..
■ Halkın tepkisi nasıl size karşı? Gözlemleriniz var mı hiç?
□ Halktan, "Bir dükkanda Hristiyan varsa oraya gitme falan" gibi bazı konuşmalar oluyor. Yani halk arasında. Tabii biz bunları normal karşılıyoruz. Çünkü bu yönde bilgi ve kültür eksikliği olan kişi böyle şeyler konuşur. Bu hemen her toplumda olur.
■ Ama belirli bir tepki, bir baskı yok diyorsunuz?
□ Yok, yok! Kesinlikle yok! Ben 45 seneden beri buradayım, öyle bir şey görmedim.
■ 45 sene çok uzun zaman. Türk vatandaşlığına mı geçtiniz?
□ Yok, geçmedim. Fransız Büyükelçiliği’ne bağlıyım. Burada oturuyorum. Ama burası ikinci vatanım. (Kah, kah, kah... Dedik ya, güleçyüzlübir insan)
■ Türkiye’yi çok mu seviyorsunuz? 45 seneden beri burada oturduğunuza göre?
□ Eee sevmeseydim, gelmeyecektim. Evet, çok seviyorum.
■ Türkler ve Türkiye hakkındaki düşünceleriniz nelerdir ?
□ Çok cana yakın insanlar ama bana göre biraz kapalı bir toplum. Biraz daha açık olmak lazım. Biraz kapalı bir toplum. Hani şimdi biz böyle bir çağa geldik. Yani tolerans göstermek lazım.
■ Gençlerle aranız nasıl? Gençler geliyor mu kiliseye?
□ Evet, geliyor. Gençler iyi.
■ Türk gençlerinden de gelenler var mı?
□ Evet, bazı gelenler var. Tabii Hristiyanlığın ne olduğunu öğrenmek istiyor, araştırıyor. Bu da normal bir şey. Bilmek, öğrenmek iyidir.
■ Sizin gençlere yönelik bir faaliyetiniz var mı?
Yani onları çeşitli yollarla Hristiyanlığa davet ediyor musunuz? Yoksa kendiliklerinden mi geliyorlar?
□ Yok, öyle bir şey yok! Biz öyle faaliyet göstermiyoruz. Bu
içten gelen bir şey. Herşeyden önce din, vicdan işidir. Oraya kimse karışamaz. Ne devlet, ne hiç bir şey. En kutsal şey vicdan hürriyeti. Kim nerede huzura kavuşmuşsa tamam, huzura kavuşmamışsa, artık ona yardımcı olabilirim ve yol gösterebilirim. Ama herkes kendi gelirse.
■ Yani siz gençlere yönelik borşürle, bildiriyle herhangi bir faaliyette bulunmuyorsunuz?
□ Yok, katiyen böyle birşey yok! Özellikle söyleyeyim, katiyen böyle bir şey yok! Tabii biliyorum bazı diğer din mensupları yapıyor olabilir.
■ Hangi din mensupları örneğin?
□ Adını söylemek istemiyorum. Ama biz yapmıyoruz. Biz, Katolik olarak herkese büyük saygı, sevgi gösteriyoruz. Burası Allah evi, huzur evi, vicdan evi. Önemli olan odur.
Ermeni Kökenli Hristiyan
Rupen GÜÇLÜ

"Biz senelerdir if-ife yaşıyoruz. yüzde 50 Müslüman gibi olmuşuz artık. Dört tane bayram kutluyoruz.
İki bayram kendimizin, iki bayram da Müslümanların."
Pazar günü saat 11 ‘de tekrar gittim aynı kiliseye. Kilisenin bahçesinde 3 kişi duruyor. Yanlarına yaklaşıp sordum:
■ Afedersiniz! Siz kiliseden mi çıktınız?
□ Evet, kiliseden çıktık.
■ Ayin bitti mi?
□ Yok bitmedi, devam ediyor.
■ Siz doğuştan mı Hristiyansınız, yoksa sonradan mı Hristiyan oldunuz?
□ Ben 41 yaşındayım, 41 senedir Hristiyanım. (Çok temiz bir Türkçe ile konuşuyor.)
■ Yani doğuştan Hristiyansınız?
□ Evet, doğuştan Hristiyanım. Benden sonra, yani yedi kuşaktan Hristiyan.
■ Adınızı soyadınızı alabilir miyim?
□ Rupen GÜÇLÜ.
■ Türk müsünüz?
□ Türk vatandaşıyız.
■ Türklerin Müslüman olmayan Gagavuz Türkleri veya diğer kollarından mı?
□ Valla onu bilemiyorum. Şimdi bizim şeyimizde bir mezhep ayrımı vardır. Mesela ben Gregoryanım. Gregoryan dendi mi, Ermeni’dir.
Ermeni ve Hristiyan olmanız sebebiyle gerek ibadetlerinizde ve gerekse diğer yaşantılarınızda herhangi bir tepki ile karşılaşıyor musunuz?
□ Yok canım! Allah’a şükür, senelerdir geliriz buraya. İbadetlerimizi rahatça yapıyoruz. Biz senelerdir iç-içe yaşıyoruz. %50 Müslüman gibi olmuşuz artık. Dört tane bayram kutluyoruz. İki bayram kendimizin, iki bayram da Müslümanların.
Burada mı doğdunuz?
□ Burada doğdum, Ankara’da.
Türkiye ve Türkler hakkındaki düşünceleriniz nedir?
□ Ben bir Türk vatandaşıyım. Türk vatandaşı olmanın gereklerini de yerine getiriyorum. Bir problemim yok. Herkes gibi askerliğimi yaptım ve herkes gibi toprağımda öleceğim. Mesela Keçiören Belediyesi Bosna-Hersek’e yardım topladı, ben de yardım ettim. Kendimi Türk’ten ayırt etmiyorum. Burası benim vatanım. (Adresini de verdi, dergi göndereceğim. G.T.)
Bu kısa görüşmeden sonra içeri girdim. Herkes ayakta. Cumartesi günü görüşüp röportaj yaptığım Sevgi NUSS, bu kilisenin papazıymış. Ayakta durmuş, dua ediyorlardı. Hemen bir fotoğraf aldım. 1.70 cm. boylarında, gözlüklü genç birisi yanıma gelip:
"Siz burada fotoğraf çekmek için izin aldınız mı?" diye sordu. Kulağına eğilip yavaş bir sesle, dün gelip papaz efendiyle görüştüğümü, kendisinin haberi olduğunu söyledim. "Ama ibadet ederken huzur bozuluyor" dedi. "Siz de bizim camimize gelip ibadet ederken resim çekersiniz, ödeşiriz. Bütün yabancılar gelip çekiyor, mesele yok" dedim.
Arka tarafta durup gözlemledim. 60-70 kişi arasında bir topluluk var. Bu arada, 40 yaşları civarında, kırca bıyıklı birisi daha yanıma geldi ve o da izin alıp almadığımı sordu. Onun kulağına da aynı şeyleri söyledim.
İlahi ve duaları Türkçe yapıyorlar. Papazın sağ yanında birisi 14-15 yaşlarında, birisi 1920 yaşlarında uzun, beyaz elbise giymiş iki genç var. Papazın önünde duran masanın üzerinde papazın bir ara söylediğine göre içinde şarap olan bir kupa duruyor. Yaptırdığı dua sırasında tıngır tıngır-iki defa zil çaldı. Allah’tan, emirlerini yerine getirerek sonsuz hayata erişebilmek dileğinde bulunduktan sonra; "Bunu, seninle ve kutsal Ruh’la birlikte şimdi ve ebe- diyyen hükmeden oğlun Rabbi’miz Mesih Isa’nın adına senden dileriz. Amin" dendi.
Papaz Efendi dua sonunda şarap kupasını eline aldı, bir iki yudum içip tekrar yerine koydu. Eline beyaz, yuvarlak -cips değil ama onun gibi ince ve yuvarlak- bir şey aldı, ortasından kırdı. Şarap kupasının içine koydu.
Yanındaki 14-15 yaşlarındaki çocuk gelip, topluluğun ellerini sıktı iki eliyle tutarak, tekrar yerine gitti. Masaya beyaz bir bohça koydular. Topluluktan yanına gidenlerin ağızlarına kupadan aldığı beyaz, yuvarlak şeylerden verdi bütün olarak. -Demek ki kupada onlar da varmış- Sonra da şaraptan bir-iki yudum kendisi içti. Bu arada teypten ağırca bir müzik sesi duyuluyordu. Ayin bittikten sonra 14-15 yaşlarındaki genç, eline düz bir sepet alarak, cemaat arasında dolaştırdı.
Bazıları duvarda yapışık, oyulmuş taş içindeki suya parmaklarını sokup haç işareti yaptılar.
Bu gözlemlerim sırasında, üzerinde: GÜNAH ÇIKARMA KURALLARI"yazılı sarı bir kağıt ilişti gözüme. Burada hepsini yazmak fazla yer alacağı için tamamını alamadım da "İtiraf eden"in arzusu ve "Rahib"in af- 1edişini verebildim sadece:
İtiraf Eden: Beni Takdis et, Peder, çünkü günah işledim.
Rahip:
Yüce Allah sana merhamet etsin. O, oğlunun ölümü ve dirilişi ile insanlara İlâhi barışı sağladı; günahlarının affını gerçekleştirmek için Kutsal Ruh’u gönderdi. Yüce Allah Kilise vasıtasıyla sana af ve huzur bağışlasın. Şimdi ben peder, Oğul ve Kutsal Ruh’un adına günahlarını affediyorum.
İtiraf eden: Amin Rahip: Rabbimiz Mesih Isa’nın çektiği acılar sayesinde, Meryem Ana’nın ve bütün Azizlerin kazandığı sevapların hatırı için, yapacağın iyilikleri ve çekeceğin acıları dikkate alarak, Yüce Allah gühanlarını affetsin, bugüne kadar verdiği nimetlerini artırsın ve seni sonsuz hayata eriştirsin.
İtiraf eden: Amin

Levanten Kökenli Hristiyan Stefan KAPLAN:
"Yahudi, Hristiyan, Müslüman ve ne olursa olsun hepsi Allah’ın hakimiyeti ifin birikirleriyle dayanışma itinde bulunmalılar."
Bana önce gelip izin alıp almadığımı soran genç, 5-6 kişi ile sohbete başladı. Yanlarına gittim ve gence hitaben:
■ Biraz konuşabilir miyiz?
□ Tabii! Kusura bakmayın. Bazı gazeteciler gelip resim çekiyorlar, yanlış şeyler yazıyorlar. Onun için sordum izin alıp almadığınızı.
■ Sormanızı ben normal karşılıyorum. Ama burası bir ibadet yeri olduğu için herkes gelir. Fakat bizi diğer yayın organları gibi görmeyiniz lütfen! Bizim gayemiz, kim ve hangi dine mensup olursa olsun insanlara sevgi ve saygı içinde yaklaşmak ve gördüklerimizi aynen yazmaktır. Bizim de yurtdışındaki ülkelerde camilerimiz var, sizin de olacak. Bu normal. Herdin sahibi kendi ibadetini serbestçe yapacak. Gerek Osmanlı Devleti ve gerekse Türkiye Cumhuriyeti’inde bu hep böyle olmamış mıdır?
Dilerseniz bu yönde sizinle de kısa bir söyleşi yapalım, ne dersiniz?
□ Tabii olur, yapalım.
■ Adınızı-soyadınızı alabilir miyim?
□ Stefan KAPLAN. -O arada müzik çalıyordu içerde. Teyip- ten tam anlayamamış olabilirim. Ama tekrar tekrar dinleyerek aldığım isim bu-
■ Tabiiyetiniz nedir?
□ Türkiye Cumhuriyeti tabii- yetindenim.
■ Tamam da hangi millettensiniz?
□ Eee, Levanten kökenliyim.
■ Levanten! Hangi ırk oluyor bu?
□ Zamanında burada Cenevizliler vardı Efendim. Çok eski zamanda. Oralardan gelme. İtalyan, Fransız, Latin kökenli.
■ İtiraf etmeliyim ki bu kökeni daha yeni duydum! Türkiye’de mi doğdunuz?
□ Evet, Türkiye’de doğdum.
■ Nasıl, Türkiye’deki dini hayattan memnun musunuz?
□ Memnun değilim. Özellikle son zamanlarda bir Amerikan yaşam tarzı yer aldı. Manevi değerler yerine maddi değerler ön plana çıktı. Maddeperestlik var. Allah sevgisi yerine yüreklerde madde sevgisi hakim. Burada düşüncem Yahudi, Hristiyan, Müslüman ne olursa olsun, hepsi bir dayanışma içinde olmalı ve maneviyat için, Allah’ın hakimiyeti için biribirleriyle dayanışma içinde bulunmalılar.
■ Dini ibadetlerinizi serbestçe yapabiliyor musunuz?
□ Maalesef 60 milyonun baskısı var üzerimizde.
Biz, İncil’de yazar. Bağlı bulunduğumuz devlete, hükümete itaat etmek, onun selameti için her zaman dua etmek durumundayız. Türkiye Cumhuriyeti Devleti bizim devletimiz. Burası bizim vatanımız. Millet bizim milletimiz. Ana dilimiz de Türkçe’dir. Yani bu durumda bizim gerçekten büyük muhabbetimiz var içinde bulunduğumuz bu topraklara. Fakat buna rağmen gerçekten bir baskı ile karşı karşıyayız.
■ Nasıl bir baskı görüyorsunuz? Her Türk vatandaşının sahip olduğu haklar size verilmiyor mu? İbadetlerinizi serbestçe yapamıyor musunuz?
□ İbadetlerimizi serbestçe yapıyoruz, bir engel yok fakat birinci sınıf bir vatandaş durumunda olduğumuzu da söyleyemeyiz. Şöyle ki; başımıza herhangi bir adli vaka geldiği zaman, diyelim ki evimize bir hırsız girdiği zaman polise gittiğimizde orada, gavur diye ikinci sınıf vatandaş muamelesine tabii tutulduğumuz oluyor. Her zaman böyle olmasa da...
■ Şimdiye kadar oldu mu hiç? Sizin başınızdan geçti mi böyle olaylar?
□ Yani, bazen oluyor böyle şeyler.. Bir kişiyle can ciğer arkadaşsınız fakat bakıyorsunuz bir gün "ben bu adama zarar verşem de gavur olduğu için mübahtır" diye düşünüyor. Ben inanamıyorum İslam Dini’nde, işte kâfirlerin malları helaldir gibi bir anlayışla bize zarar-ziyan vermek, dolandırmak v.s. Bunları he- lal-mübah görüyorlar kendilerine ki, yani onlar en yakın arkadaşlarımız...
■ Kusura bakmayın ama, bu sözleriniz pek açıklık getirmedi konuya. Yani siz, "idari baskı yok da, halk arasında ikinci sınıf vatandaş olarak görülüyoruz" mu diyorsunuz?
□ Evet, böyle bakılmaması lazım. Allah’ı sevmek, insanları sevmek bizim için dinimizin temel direği. Müslümanlıkta nasıl Allah’ın birliğine, Hz. Muhammed’in risaletine iman ediyorsunuz, bizde de aynı şekilde. Allah’ı sevmek, insanları sevmek...
■ Türkiye dışında yaşayan Müslüman Türkler ve diğer ırklara mensup müslümanlar var. O topraklarda doğmuşlar, büyümüşler. Yani orası onların vatanı. Fakat ne yazıktır ki onların camileri başlarına yıkılıyor. Siz ise: "İbadetlerimizi rahatça yapıyoruz" diyorsunuz.
Bu konudaki görüşlerinizi alabilir miyim?
□ Olmaması lazım. Herkes ibadetini rahatça-yapabilsin. Herkes nerede bulunursa bulunsun, birinci sınıf vatandaş olsun. Sevgi-saygı olsun...
■ Bir fotoğrafınızı alabilir miyim?
□ Yok, olmaz! Ona müsaade edemem. Alınmasını istemiyorum.
Evet, bütün dünya insanları arasında sevgi, saygı olsun. Ana-babalar çocuksuz, çocuklar ana-babasız bırakılmasın. Kadınların ırzına geçilmesin kendi ırkından çocuk peydahlansın diye. Gül gibi, çiçek gibi çocukların beyinleri parçalanmasın bir "sinıppır"ın kin ve nefret dolu kurşunuyla.
Sökülmesin ak sakallı dedelerin yürekleri, deşilmesin gebe kadınların karınları...
Kırılmasın kollar, ezilmesin başlar taşlarla..
Dünya, çeşitli renklerdeki bir çiçek tarlasına dönüşsün. Sevgi, saygı coşsun yüreklerden...
Evet coşsun!.. Bütün din mensupları istiyor bunu ama, her nedense hiç sahip olunamıyor... Batı Trakya’da yıkılan camiler Azerbaycan’da gözyaşı, Bosna-Hersek’te kan içinde debelenen bebekler
Sevgi ve saygı!...
Bütün dünya buna inansa, bir inansa; hayat bayram olsa!., insanlar hep el-ele tutuşsa, birlik olsa, hayat bayram olsa!..
Sevgi ve saygı!...
Hayal kurması bile çok güzel iki sözcük...
Ama asla yakalanılamayan iki şuh, iki fettan sevgili...