Makale

Türkiye Yahudileri Hahambaşı'sı David AŞEO: "Biz İspanya’dan kovulduk, Türkler ise bizi sevgi ile karşılayıp kapılarını açtılar

RÖPORTAJ:

Türkiye Yahudileri Hahambaşı’sı
David AŞEO:
"Biz İspanya’dan kovulduk,
Türkler ise bizi sevgi ile karşılayıp kapılarını açtılar •••”

Patrikhane ’nin ve Hıristiyanlığın görkemli kiliselerinin yanında gerçekten çok sade bir yer Hahambaşılık Merkezi ve Sinagogları.
Bu arada şunu da ifade etmeden geçemeyeceğim: Randevu talebi için görüşme yaptığım Hahambaşı Müşaviri "Moris Bey"in dergimizi okuduklarını ve benim adımı oradan tanıdıklarını söylemesi, beni bir hayli şaşırttı.
Kapıda karşıladılar Moris Bey, IzakL. ABUDARAM ve Hanri YAŞOVA beni ve beklemeden "Türkiye
Yahudileri Hahambaşı’sı David ASEO’nun makam odasına alındım. Duvarda Atatürk’ün büyük bir portresi asılı, yan tarafta büyük bir Türk Bayrağı duruyor. Başkaca bir resim veya Bayrak göremedim.
"Hoş geldiniz, şeref verdiniz. Bugün zartanı m izin çoğunu size ayırdık, bol bol konuşalım" dedi, Hahambaşı David ASEO.
Küçük teybimi görünce de ilk soruyu kendisi sordu:
O elinizdeki nedir?
Teyp Efendim! Röportajı kaydetmek için.
Yok yok, teybe kaydetmeyin, not olarak alın lütfen!
Efendim, not tutmak fazla zaman alır. Sonra eğer söylemediğiniz bir şeyi yazarsam, "Ben bunu söylemedim neden yazdınız?" diye sitem etmeniz bakımından teyp daha iyi değil mi?
Yok yok, rica ediyorum, lütfen not olarak alın!
Peki, Nasıl münasip görürseniz öyle olsun. İşte teybimi kapadım ve çantama koydum. Müsterih olunuz lütfen!..(Sonra, soru sorma sırası bana geçti.)
■ Sayın Hahambaşı! Ne kadar zamandan beri Türkiye’de ve bu görevin başındasınız Efendim?
□ Hahambaşı olarak 34 seneden beri Türkiye’deyim. Aslen Türkiye’liyim. Burada doğdum, burada okudum. Rodos’ta "Ruhban Okulu" vardı. Oraya gidip okuduktan sonra tekrar Türkiye’ye döndüm.
■ (Gülerek) Yani kendinizi Türk mü hissediyorsunuz sorusunu sorabilir miyim?
□ Evet, Türk’üm. Hâlis , Türk’üm. Askerliğimi yaptım, 1.5 sene. -Gülerek- Ancak subay olamadım. Çok rahat geçti askerliğim.
(Bu arada Hanri YAŞOVA söze girdi: "Biz bağlılık bakımından daha da, yüzde yüz kendimizi Türk hissediyoruz.")
■ Türkiye hakkındaki düşüncelerinizi alabilir miyim?
□ Türkiye’den çok memnunum. Memleketimizi severiz, elimizden geldiği kadar da hizmet ederiz. Bunu da bir görev addediyoruz.
■ Türk Hükümeti, mahalli idareciler veya halkın size bakış açısı nasıl? Dini ibadetlerinizi şerbetçe yapabilmede veya azınlık olmanız sebebiyle herhangi bir baskı ile karşılaşıyor musunuz?
□ Hayır hayır! Bu güne kadar öyle bir şeyle hiç karşılışmadık. Hatta dini uygulamalarımız konusunda, bize engel çıkarmadıkları gibi bilhassa, yardımcı oluyorlar. Mesela et konusunda bizde hayvanların özel kesim şekli vardır. Yani hayvanların kesilmesi ve kanının tamamen akıtılması gerekir. Bu konuda bize yardımcı olup, İstanbul, Mezbahası’nda kesici hahamların kesim yapmaları için yer ayırılmıştır. .
Bizde domuz yenmez, pulsuz balık, böcek yani İstakoz gibi şeyler yenmez.
Kaşer: yemek gıdasını alma kurallarıdır. Bu hususlarda sa- ğolsun Hükümet bize yardımcı oluyor.
Türkler’e kardeş gibi bakarız. Esasında da bu böyledir. Bir kural var ki çok önemlidir: Allah sevgisi, insan sevgisi... Bir insanda eğer bu varsa, biz onu severiz. Bu kurallara bağlıyız. Bu, Beynelminel bir kuraldır ama, her zaman olmuyor maalesef. Bu kuralı nüfus cüzdanlarına, ders kitaplarına yazmak lazım. Bu olsa ne diye kırgınlıklar, dövüşler, harpler olsun?...
Allah bir tek adam yaratmış, neden? Çünkü her insan, "Benim babam, sülalem senden üstün" demesin diye.
Aynı soydan gelmeyiz. Onun için Allah, insan sevgisi olacak.
■ Her kiminle görüşsek, herkes aynı şeyi söylüyor. Fakat dünya konjektörüne baktığımızda durum hiç de öyle değil. Acaba iyi anlatılamıyor mu
bu önemli konular?
□ Anlatıyoruz, anlatıyoruz... Ama insanların bazıları anlamaya elverişli değil.
■ Tarihte Türk, Yahudi ilişkileri hakkında neler söyleyebilirsiniz?
□ Türkler ile Yahudiler kardeş gibidir. Biz Ispanya’dan kovulduk, fakat Türkler bizi sevai ile karşıladı, kapılarını açtı. "İstediğiniz yerde oturabilirsiniz" dedi. Biz bu jesti hiç unutmadık. Daima minnettarız ve bunu da her fırsatta gösteriyoruz.
■ Yani 500 küsür senelik bir zaman?
□ Evet, Türklerle Yahudiler 500 seneden beri hiç Çatışmadılar. Biz kardeş olmak istedik, onlar da bunu kabul ettiler.
■ İstanbul’a ne zaman geldi Yahudiler?
□ İstanbul’a biz 1492’de geldik. Türkler 1453’te geldiler. Dolayısıyla hemen hemen aynı zamanda, birlikte kurduk İstanbul’u.
■ 1492 tarihinden önce de Sinagog var mıydı Türkiye’de?
□ Vardı. Biz bir tanesini biliyoruz. Antonyus II. tarafından Bağdat’tan geldiler ve Sardes’te -İzmir’de- yerleştiler. 3000 kişiliktir ve halen de kullanılmaktadır.
■ Bugün Türkiye’de ve İstanbul’da ne kadar Sinagog var?
□ İstanbul’da 15 tane var. 12 tanesi yaz-kış açık. Büyüka- da’da, Heybeliada’da, Bur- gaz’da olan 3’ü yalnız yaz mevsimlerinde açık. Kışın buralarda kimse olmadığı için, kapalı oluyor.
İzmir’de faal durumda 4 tane, Ankara’da 1, Bursa’da 2, Çanakkale’de 1, Antakya’da 1, Adana’da birer tane. Yani nerede Yahudi varsa, orada Sinagoglarımız var.
■ Türkiye’deki Yahudi sayısı ne kadar?
□ Aşağı yukarı 25 bin kişi civarında. İstanbul’da 20-21 bin, İzmir’de 2000, Ankara’da 100 kişi falan. Yani takriben bu kadar. Şimdi hemen ayın 25’inde, Pazar günü başlayıp, bir ay boyunca Bayram, Oruç günlerimiz var. (Ben ropörtajı 22 Eylül 1995 tarihinde yapmıştım. G.T.)
■ Oruç dediniz de: Oruç günleriniz hakkında bilgi verebilir misiniz?
□ Bizim "Kipur günü " dediğimiz, “Büyük Tövbe Günü"müz
var. 26-27 saat sürüyor.
Ekim’in dördünde 6 gün orucumuz var. Senenin ayrı ayrı günlerinde. Oruç günlerinde çalışma olmaz, bir şey yenmez, içilmez, ibadetle geçirilir.
■ Sinagogların giderlerini nasıl karşılıyorsunuz?
□ Yahudi halkının yardımlarıyla. Yerel Vakıflarımız ve bu vakıflara bağlı gayrimenkullerimiz var, başka bir yardım yok.
■ Başka devletlerden yardım alıyor musunuz?
□ (Bu arada Izak L. ABUDA- RAM söze girdi: “Yani İsrail’den falan mı demek istiyorsunuz? Bu soruyu sorduğunuz iyi oldu. Böyle dedikodular bizim de kulağımıza geliyor da)
■ Evet, onu sormak istemiştim.
(Hahambaşı cevap verdi:) Böyle bir şey yok. Herhangi bir devletten yardım almıyoruz. Yahudilikle Musevilik aynıdır.
Bizim cemaatimizin de zenginleri var, fakirleri var.. Hatta sadakayla geçinenleri var. Zengin bir cemaat değiliz. Binalarımız da görkemli değil. Zaten bizim dinimiz de görkemli binalara müsaade etmez. Tevazuu- dan yanayız.
■ Gençlere yönelik herhangi bir propaganda faaliyetiniz var mı?
□ Kesinlikle yok! Tevrat açıktır. Her lisanda yazılmıştır. İsteyen okusun, anlasın.
■ Müslüman -Türklerden Yahudi Dinine girenler oluyor mu?
□ Yok, olmuyor. Müslümanlar- dan bize gelen yoktur. Bu, propaganda ile olur. Biz de bunu yapmadığımız için bize gelen olmaz.
■ Bazen: "Yahudiler Türkiye’ye karşı bir takım oyunlar tezgahlıyorlar" gibi sözler geliyor kulağımıza. Bu konuda ne dersiniz? Oluyor mu böyle şeyler?
□ Asla! Asla böyle şeyler olmuyor ve olamaz.Bunu sorduğunuz için teşekkür ederim Çünkü, beni en fazla üzen bir konudur bu. Bu tür bazı şeyler söylendiğini biz de duyuyoruz. Ama madem ki bütün dinlerde sevgi-saygı vardır. O zaman böyle şeyler söylenmemesi lazım. Bilhassa din adamlarının araştırmadan böyle şeyleri söylememesi lazım.
Ben Türk’üm, Türk Milletini severim. Vatanımı severim. Türklerin bize karşı yaptığı iyilikleri katiyyen unutamayız. İnsan kardeşine zarar vermek ister mi?
*************
Ropörtaj bitip de dışarı çıktığım zaman, Kuledibi Hendek Caddesi’nde Galata Kulesi’ne doğru giderken, sağ tarafta, sade ve basit bir binanın duvarında küçük bir tabelada Neve Şal om Sinagogu" yazısını gördüm. Dikkatlice bakarken, demir kapıya sıkıştırılmış bir kağıt ilişti gözüme. Alıp baktım: "PARLAK YARINLAR" başlığı altında, 4 sayfalık bir broşür. 1995 yılının ortasında, silindir şeklinde el ele tutuşmuş insanlar var. Altında da “1995 Birleşmiş Milletler Hoşgörü Yılı"yazısı. "Yuhanna"dan, "Yakup"tan, "Gal" den, Yeşaya" dan, hoşgörü ile ilgili pasajlar verilmiş.
Mesela (Yeşaya 11:6-9) dan bir pasaj:
"Hoşgörü vericisi Isa Mesih’in tüm dünyada kuracağı evrensel barış hükümranlığı
Kutsal Söz’de şu soyut anlatıyla açıklanıyor!" Kurt kuzuyla birlikte oturacak, kaplan oğlakla bir arada yatacak. Buzağıyla genç aslan ve besili sığır ile bir arada olacak. Onları da küçük bir çocuk güdecek. İnekle ayı otlanacak. Yavruları birlikte yatacak. Aslan sığır gibi saman yiyecek. Emzikteki çocuk kara yılanın deliği üzerinde oynayacak. Sütten kesilmiş çocuk elini engerek kovuğu üzerine koyacak. Çünkü sular denizi nasıl kaplıyorsa dünya da Rab bilgisiyle dolu olacak"
En sonunda da: "Kitabı Mukaddes Incil ve onunla ilgili her tür kitap, teyp ve video kasetleri; telefon fax ile sipariş alınır, kargo veya posta ödemeli olarak en seri şekilde gönderilir..." notu verilmiş. (Adresi ve telefonu bende mahfuz. G.T.)
Biraz tuhafıma gitti ve kendi kendime: "Herhalde Hıristi- yanlar, Yahudileri Isa’ya davet ediyorlar." Yani "dinler arası propaganda savaşı" diyerek güldüm ve ’Türk-Ortodoks Patrikhanesine doğru adımlarımı sıklaştırdım.