Makale

Selâhaddin KAPTANAĞASI ile

RÖPORTAJ:
Selâhaddin KAPTANAĞASI ile

Alişen BAŞGÖNÜL

Bize kendinizi tanıtır mısınız?
1920’de Konya’da doğdum. Erzurumlu bir aileden geliyorum. İlkokulu ve ortaokulu askeri mektepte Konya’da, Kuleli’de de askeri liseyi bitirdim. Harbiye’den 1941 yılında Topçu Subayı olarak mezun oldum. 1963 de de kendi isteğimle emekli olduk. Hemen arkasından Yeşilaycı oldum. O günden beri bu konuda çalışıyorum.
Türkiye genelinde 23 şubemiz var. Bunların 15 tanesi kendi binalarında faal bir şekilde çalışıyor. Diğerleri ise kira ödeyerek çalışmalarda bulunuyorlar.

Yeşilay’ın faaliyeti ve çalışmaları hakkında bilgi verir misiniz?
Yeşilay cemiyeti, 5 Mart 1920 de ülkemizin işgal günlerinde kuruldu ve o zaman bilindiği gibi işgal kuvvetlerinin gemileri büyük ölçüde alkollü içki ve uyuşturucuları getiriyor, kendi teşkilatları ve azınlıkları vasıtası ile millî savunmamızın bel kemiği olan gençliğimize el altından dağıtılıyordu. Bunun bir çığ halinde geliştiğini gören o günkü münevverler ki başında Mazhar Osman ve arkadaşları var, bazı din adamları var, aşağı yukarı 100 kişilik bir liste var. Bunların himmeti ile Yeşilay Cemiyeti o gün kuruluyor ve bir yönetim kurulu seçiliyor.
0 günden beri 72 senedir uyuşturucularla mücadele ediyor. Bu maddeler şunlardır: 1 numaraya sigara girdi. Batı böyle aldı durumu. Çünkü sigaradan ölenler, diğer uyuşturucuları katlayarak artmakta. Mesela şu anda sadece ülkemizde 160 kişi yılda sigaradan ölmektedir. Arkasından alkollü içkiler, beyaz zehirler, içinde zehir bulunan ilaçlar ve uçucular dediğimiz tiner ve diğer benzeri koklanarak uyuşturucu vasfından faydalanılan konular, bunlar bugün başını almış gidiyor. Bunun için de bu mücadele dernek sınırlarını aşmıştır. Biz bunu yaklaşık 12 senedir dokümanlarla bütün mercilere anlatmaya çalışıyoruz. 10 sene evvel devleti bu konuya organize etmek için son anayasada 58. madde kondu. Buna işlerlik kazandırmak için bizim de bu konuda yazılı tekliflerimiz oldu. Başbakanlığa bağlı, uyuşturucu maddelerle mücadele müsteşarlığı kurma çizgisinde karar kılındı. Fakat bilahere bu askıya alındı. Devleti bu işe organize etmek lazım. Çünki derneklerle netice alınacak düzeyi çoktan aşmıştır.
Mesela Amerika’da sigara mücadelesi 30 senede % 29 netice veriyor. Seneye % 1 bile düşmüyor. Rusya’da alkol mücadelesi 8 senede en iyimser rakamlara göre % 3 netice vermiş. Yılda % 0.5 bile değil. Türkiye’de bu iş almış başını gidiyor. Şu anda israfta dünya 1. siyiz. Kumarda dünya ikincisiyiz. Kumarda 1. Japonlar, ikinci Türkiye. Bütün Avrupa kumarhane-lerini bu iki millet başta götürüyor. Alkollü içkilerde ise birinci Amerika, ikinci Almanya, üçüncü de biziz. Sigarada da dünya dör-düncüsüyüz. Hindistan, Birmanya, Brezilya ve arkasından da biz geliyoruz. Biz bunu toplumun kendi manevî, millî, ahlâkî değerlerinden ayıran, uzaklaştıran yabancı kültürlere bağlıyoruz. Çünkü programlı olarak Türkiye üzerinde 100 senelik bir çalışmanın sonucu olarak bugünkü düzeye ulaşılmıştır. Yani yabancı devletler, 100 senedir muhtelif teşkilatlarla Türkiye ve benzeri bazı ülkelerde yoğun çalışmaları var. Bizim kendi kültürümüze baskı yapıp, kendi bozguncu kültürlerini hakim kılmak için uğraşıyorlar. Bunun yanında Milî Eğitimin de bir manevî boşluk içerisinde bulunması, TRT’nin de Milî Eğitim çizgisinde kesinlikle hizmet benimsememesi, bunların başlıca sebepleri arasında. Çünki TRT bugün en yaygın Eğitim Müessesesi durumunda. Müsbet bir çalışma şöyle dursun, daima kötülükleri sergileyen, özenti neşreden bir çizginin içinde çalışıyor. Bu, nedense önlenemiyor. Bunlar önlenmedikçe gençliğimizin kurtarılması diye bir iyi niyete ulaşmak mümkün değil.
Son zamanlarda gençler arasında hızla yayılan uyuşturucu bağımlılığını, gerek basından, gerek diğer yayın organlarından okuyor, duyuyoruz. Bunu neye bağlıyorsunuz? Sizce tedbirler nelerdir?
Temelinde Millî Eğitimin, şahsiyetli millî bir çizgide programlanması. Yani gelen gidenin üstünde oynayamayacağı bir Millî Eğitim politikasının ortaya konup, onun yönetilmesi ile bu işin çözümlenebileceği kanısındayız. Bir Millî Eğitim Politikası tesbit edilmeli ve TRT de bunun dışına çıkmamalı. Çünkü benîm insanımı Millî çizgiden uzaklaştıran herşey bu uyuşturucu kültürüne iter mahiyette olacağı için hiçbir zaman bizim hayrımıza olmayacaktır. Biz elbette ilmî ve teknik çalışmaları herkesten çok benimsemeli ve çalışmalıyız. Fakat bunun yanıda Türkü Türk yapan manevî kıymetleri asla kenara atmamak zorundayız. Millî Eğitim felsefemizin de temeli bu çizgiye oturtulmalı diyorum. Arazı tedavi etmek, hastalığı tedavi etmek değildir.
Bunlarla mücadelede yasal düzenlemeler konusunda bir gayretiniz var mı?
1980 den sonra bu konuda yaptığımız çalışmalar oldukça müsbet sonuçlar verdi 58. maddeyi getirdiler. Anayasada gençliğin bütün bu uyuşturucu maddelerden, alışkanlıklardan korunmasını, devlete görev veren bir madde var. Fakat o gün bugün devlet, anayasasının bu maddesini işletmiyor. Çünkü işletmesi için gerekli olan devlet kurumu yok ortada Bizim o zaman ki tekliflerimizde kale alınsaydı, Başbakanlığa bağlı bir uyuşturucularla mücadele müsteşarlığı kurulacaktı. Bu askıya alındı. Böyle olunca da o kanunlar askıda kaldı. Dolayısı ile de bizim meselelerimiz askıda. Şu günlerde teşkil eden TBMM’ne aynı teklifleri yeniden getiriyoruz. Bu müsteşarlık kurulursa, anayasanın bu maddesinin işler hale getirilmesi sureti ile bir yerde devlet bu vazifeyi benimsemiş olacak. Bu iş olmazsa, bu maddeyi işletecek ortada başka bir merci yok.