Makale

EBVA KÖYÜ

EBVA KÖYÜ

Ömer SAĞLAM
TDV. Müfettişi

1994 yılı Hac Sezonunda Medine-i Münevvere’de Ayniyat Ekibi Başkanı olarak görevli olduğum sırada, İslam Ansiklopedisi Genel Sekreterliğinin isteği üzerine, yanımızda tercümanımız Sayın Ömer Faruk ÖRS ve şoförümüz Sayın M. Refik ALLI olmak üzere Ebvâ Köyü’ne gittik. Doğrusunu söylemek gerekirse ben o güne kadar Ebvâ Köyü hakkında hiçbir bilgiye sahip değildim.
Tarihi geçmişi ve kuruluşu kesin olarak bilinemeyen Ebvâ Köyü’nün İslam Tarihi bakımından önemi, Hz. Peygamber (S.A.S.)in muhterem valideleri Hz. Amine’nin mübarek kabirlerinin bu köyde olmasından ileri gelmektedir.
Amine doğumdan sonra çocuğunu bir süre yanında tutmuş, ardından da sütanneye vermiştir.
Muhtemelen dört yaşlarında onu tekrar yanına almış ve iki yıl daha onunla beraber kalmıştır. Belâzüri’nin tercihine göre, Hz. Peygamber altı yaşında iken Âmine, oğlu ve Ümmü Eymen adındaki câriyesiyle birlikte Medine’ye gitmek üzere yola çıkmıştır. Yolculuğun amacı, Abdul- muttalib’in annesi dolayısıyla ailenin dayılan sayılan Beni Neccar mensuplannı ziyaret etmekti. Ancak Âmine Medine’de bir ay kaldıktan sonra Mekkeye dönerken çok genç yaşta Ebvâ’da ölmüştür. (M.576. veya 577). Kaynakların büyük bir kısmı Amine’nin Ebvâ’da öldüğünü belirttikleri halde, bazılan onun Mekke’de vefat ettiğini zikreder, İbn Sa’d bu ikinci rivayeti kaydettikten sonra bunun yanlış olduğunu ilave eder ve kabrinin Ebvâ’da bulunduğunu hatırlatır. Aynca Hz. Peygamber’in, hicretin altıncı yılında annesinin Ebvâ’da bulunan kabrini ziyaret ettiği ve onun rikkat ve şefkatini hatırlayarak gözlerinin yaşardığı bilinmektedir. Diyârbekrt, Amine’nin Ebvâ’da ölüp orada defnedildiğini, ancak daha sonra mezarının Meke’ye nakledilmiş olabileceğini ileri sürerse de bu, tatminkâr görünmemektedir. Evliya Çelebi de Âmine’nin Ebvâ’da vefat edip orada defnedildiği, bazı- lanna göre ise burada vefat etmekle birlikte cenazesinin Mekke’ye nakledildiği rivayetlerini kaydettikten sonra, -sika-i ehl-i siyer-in, hicretin altıncı yılında Peygamber tarafından Ebvâ’dan Medine’ye nakl-i kabir yapıldığını ve orada sütannesi Halime’nin kabrinin yanına konulduğunu naklettiklerini ve kabrin kendi zamanında ziyaret edildiğini söyler. Ancak bu son rivayeti ilgili kaynaklarda bulmak mümkün olmamıştır. Aynca Hz. Peygamber’in nakl-i kabir yapma ihtimali de vârit görülmemektedir. Belâzuri’nin kaydettiğine göre Uhud Savaşı sırasında Kureyş ileri gelenlerinden bazı- lan Âmine’nin Ebvâ’daki mezarından naaşını çıkanp götürmek ve Hz. Peygamber’e karşı kullanmak istemiş, fakat diğerleri buna nza göstermemiştir. Bu rivayetin doğruluğunu ispat etmek mümkün olmadığı gibi böyle bir teşebbüsün gerçekleşme ihtimali de zayıf görünmektedir. (1)
Bedir üzerinden giden eski Medine-Mekke Karayolu’nun 225. kilometresinden sola dönüp çölde 25 kilometre ilerlenir- se Ebvâ Köyü’ne ulaşılır. Ebvâ Köyü, Medine’ye 270 kilometre mesafede bulunan Râbığ Kasa- bası’na bağlı olup, adı geçen kasaba da Mekke Emirliği’ne bağlıdır. Tahmin edileceği gibi Ebvâ Köyü Mekkeye daha yakındır. Ebvâ Köyü, Râbığ Kasabası’na takriben 65 kilometre mesafededir. Köyün yolu stablize olup, çöl kumunda ilerlemek gerekmektedir. Yollar, kum fırtınasıyla sık sık kapanmakta olduğundan arabanızın kuma saplanması ve sık sık çölde serab görmeniz mümkündür. Çölde her taraftan araba hareket edebildiğinden ve her tarafta tekerlek izleri bulunduğundan bilinmeyen birisinin 25 kilometre ötedeki Ebvâ Köyü’nü bulması oldukça zordur. Hele bir de çölde yol sorulacak kimse bulunmaması bu zorluğu iyice arttırmaktadır. Çölde keçileri ve develeri gördükçe, bu hayvanların yanında mutlaka yol sorulacak birileri vardır diye duyduğumuz sevinci hâlâ unutmuyorum. Ülke içinde bu tür seyahatlerin yasak olması ve çölün verdiği korku ve ürperti de buna eklenince insanın heyecanlanmaması ve hatta korkmaması mümkün değildir.
Ebvâ Köyü, oldukça büyük bir köy olup, yaygın bir yerleşim özelliği göstermektedir.Evler genelde tek katlı, taş duvarlı ve düz damlı olarak yapılmıştır. Köy halkı, çoğunlukla El Harbî kabilesine mensup bedevi köylülerden oluşmaktadır. Köyün nüfusu kesin olarak bilinmemekle birlikte, görüşlerine başvurduğumuz köylülerden Âbid Şiteybî Nûmâni El Harbînin anlattığına göre köyde 8 ilkokul, 2 ortaokul ve Lise’nin bulunması, köyün büyüklüğü hakkında az da olsa bir fikir vermektedir. Ancak, her birkaç evin yanında 10 veya 15 kişilik bir Mescid’in bulunması da köyde mevcut okulların kapasitesi hakkında bir tahmin yapılmasına imkân vermektedir. Okullar, bizim anladığmız mânâda büyük kapasiteli okullar olmasa gerektir. Ebvâ Köyünden olup, okuyarak devlet hizmetlerinde çalışan bürokratlar mevcuttur.
Köy, bir vâdi içinde kurulmuş. Köy içinde ve çevresinde çöle özgü olup yerli halkın Şerr ya da Şih adını verdiği ve ülkemizdeki Alıç ağacını andıran ağaçların dışında başka bir ağaç ve yeşillik bulunmamaktadır. Söz konusu ağacın yapraklan ve üzerinde oluşan meyveleri başta deve ve koyunlar olmak üzere hayvan yemi olarak kullanılmaktadır. 50 kilometre uzunluğunda bir vâdiden oluşan arazinin bazı yerlerinde başta bamya, soğan, domates, patlıcan, patates ve maydonoz olmak üzere pek çok sebze ve yine başta kavun, karpuz ve hurma olmak üzere bazı meyveler yetiştirilmekte, aynca ihtiyaç fazlası ürün, köye gelen yerli tüccarlarca yerinde teslim alınarak civar kasaba ve kentlere satılmakta ve belki de Hac günlerinde bizim sofralarımıza kadar gelebilmektedir. Sebze ve meyve yetiştiriciliğinde ilkel ve az da olsa sulu tanm tekniklerinden de faydalanılmaktadır.
Hz. Amine’nin kabri, köyün dışında bulunan bir tepenin zirvesinde olup, onun dışında başka hiç bir kabir bulunmamaktadır. önceleri kabrin etrafında duvarla- n ve çatısı da olan bir kapalı mekân olmasına rağmen, sözkonusu yapı daha sonraları’ hükümet tarafından yıktırılmış ve ziyaretler de yasaklanmıştır. Şu anda sadece kabrin yeri belli olmakta, üzerine gelişigüzel örülen 60 cm. yüksekliğindeki bir duvar yeşil yağlı boyaya boyanarak kabrin yeri belli edilmeye çalışılmıştır. Köylüler, önceleri kabrin kapalı bir mekân içinde olmasının yanısıra iki başında dikili mezar taşlarının da olduğunu, ancak sonradan ortadan koybokduğunu ifade etmişlerdir .Anlatılan özelliği ile eskiden burada Osmanlılardan kalma bir türbenin var olduğu anlaşılmaktadır. Kabir ziyareti yasak olmakla birlikte, başta Pakistanlılar olmak üzere bazı insanların gelerek Hz. Âmine’nin ruhuna fatiha okudukları, köylüler tarafından ifade edilmiştir.
Kabrin, fotoğraflarını çekip, köyün dışındaki bir tepede bakımsız olarak yapayalnız bir şekilde yatmakta olan ve ilgi bekleyen o Alemlere Rahmet olarak gönderilen ve Cenâbı Allah’ın "Habibim" diye övdüğü Hz. Muhammed (S.A.S)’İ dünyaya getiren büyük insanın kabrini ve mahzun Ebvâ Köyü’nü geride bırakarak akşamın ışıklan Kızıldeniz üzerinde kaybolurken çölden ayrıldık. Çölde ölen bir devenin leşini yemeye çalışan kargalan görünce ve ülkemizdeki türbelere olan saygı ve bakımı düşündükçe hem göğsümüz kabardı ve hem de üzüntümüz bir kat daha arttı. Hz. Âminenin rûhu, şâd, bize yardımcı olan ve çay ikram ederek büyük bir misafirperverlik örneği sergileyen 80’lik ihtiyar ve sevimli bedevi Âbid Şiteybi Nûmanî El Harbîye selam olsun.
Kaynaklar :
1- Bekir TOPALOĞLU: TDV. İslam Ansiklopedisi (cilt: 3, sayfa:64)