Makale

HUTBE KONULARI ÜZERİNDE GEREKSİZ TARTIŞMA

HUTBE KONULARI ÜZERİNDE GEREKSİZ TARTIŞMA

Dr. Durak PUSMAZ
Haseki Eğitim Merkezi Müdürü

Cuma ve bayram namazlarında camilerde hatiplerimizin okudukları âyet ve hadislerle süslü dinî öğütlere hutbe diyoruz.
Hafta içerisinde cereyan eden veya gündemde olan bir konu hutbede İslâmî açıdan ele alınıp değerlendirilir, yüce dinimizin o konudaki hükümleri cemaate aktarılır. Böylece bir taraftan halkımız önemli konularda İslâmî açıdan bilgilendirilirken, diğer taraftan İslamiyet’in sadece îtikad ve ibadetlerden bahseden bir din olmayıp, hayatın her safhasını kucaklayan
İlâhî bir din olduğu ortaya konulmuş ve anlatılmış olur. Halkımız da İslam dininin güzelliklerini, cemiyet dini olduğunu toplumun her ihtiyacına cevap verebilecek yegâne İlâhî din olduğunu anlamış olur. Toplumu ilgilendiren ve toplumun gündeminde bulunan her laya hutbede yer verilir. Böylece hutbenin konusu hayatın içinden alınmış olur, canlı olur. Cemaatin alâkasını çekici olur. Matlup olan budur.
İslam dini hayatın bütün safhalarını kuşatır. Konusu insandır. Gayesi insanın hem bu dünyada, hem de ahirette mutluluğu, huzuru, saadet ve selametidir. Bu sebeple insanın ve insan faaliyetlerinin bulunduğu her yerde din vardır, dinin hükmü vardır. Her faaliyetin dinde yeri vardır, dini hükmü vardır. Daha açık bir ifade ile bununla şunu kastediyoruz: İnsanın yapmış olduğu bütün fiil ve hareketlerin dinde yeri olup şu üç grupta mütâlâ edilir:
a- Yapılmasını dinin emretmiş olduğu şeyler: Bunlar ya farzdır, ya vaciptir, ya sünettir, ya da müstehaptır. Farz ve vacibi yerine getiren insan bir taraftan sorumluluktan kurtulur, diğer taraftan sevap alır. Ayrıca bunları yerine getirmezse günahkâr olur. Sünnetleri ve müs- tehapları yerine getirenler ise sevap alırlar.
b- Yapılmasını dinin yasak kılmış olduğu şeyler: Bunlar da ya haramdır, ya da mekruhtur. Haram ve mekruhları işlemekten kaçınanlar sevap alırlar, işleyenler günahkâr olurlar.
c-Dinin serbest bıraktığı şeylerdir Buna mübah diyoruz. Mübah olan şeyleri yapmak serbesttir. Günah ve sevabı yoktur. Ancak insan bunları ibadet niyetiyle yaparsa sevap alır. Eşyada asıl olan ibaha yani mübah olmaktır. Bir şeyin hakkında haram olduğuna dair bir delil yoksa mübahtır.
Dinimizin her konuda hükmü olduğu gibi trafik, sağlık, orman vb. konularda da hükmü vardır. Bunu şunun için söylüyoruz: Din gerçeğini kavrayamayan, ya da işi asıl maksadından çarpıtmak isteyen bazı kimseler "Diyanet İşleri Başkanlığı asıl görevini bir tarafa bırakarak trafik, sağlık ve ormanların korunması gibi konularda hutbeler hazırlatıp camilerde okutmak- tadır. Bunlar, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın görevleri değil, trafik polisinin, sağlık memurunun, ormancının görevleridir. Diyanet işleri Başkanlığı asıl yapması gerekenleri yapmayarak trafik polisinin, sağlık memurunun, ormancının görevlerini yapmaktadır." gibi akılla, mantıkla ve din gerçeği ile bağdaşmayan sözler sarfetmektedir. Hatta bu tür sözleri sarfedenler içerisinde kendilerine itibar edilen birtakım yazar ve çizerler de vardır.
Bu tür sözlerin akıl ve mantıkla bağdaşmadığı, üzerinde durmayı gerektirmeyecek kadar açıktır. İslam dini ile bağdaşmadığı da ortadadır. Çünkü İslam dininin bütün bunlarla ilgili hükümleri vardır.
Bunlardan trafik kazalarını ele alalım. Memleketimizde trafik kazalarında günde onlarca insanımız hayatını kaybediyor, en az bir o kadarı veya daha fazlası yaralanıyor, sakat kalıyor. Neticede nice yuvalar sönüyor, geride yetim çocuklar, dul kadınlar, elini, kolunu, gözünü, kulağını ve diğer organlarını kaybetmiş binlerce insanımız kalıyor, milyonlar, hatta milyarlarca lira zarar- ziyan oluyor. Böylece konu basını ile, televizyonu ile gündemin ilk sıralarında yer alıyor ve tam bu sırada din görevlisi de fırsatı değerlendirerek bunu hutbe konusu yapıyor, yüzlerce, binlerce cemaatin hazır bulunduğu cuma günü işliyor, İslam dininin insan hayatına verdiği önemi belirtiyor, yollarda tedbirli olmamızı ve trafik kurallarına uymamızı öğütlüyorsa, görevini yapıyordur. Bunda yadırganacak bir şey yoktur. Asıl yadırganacak şey din görevlisinin adeta bir milli felaket haline gelen trafik canavarı karşısında duyarsız olması, konuyu her seviyeden yüzlerce, binlerce cemaatin hazır bulunduğu cuma gününde gündeme getirerek dini açıdan değerlendirmemesi, din kardeşlerimizi, vatandaşlarımızı uyarmamasıdır. Bu sanıldığı gibi sadece trafik polisinin görevi değildir. Basını ile yayını ile eğitimcisi ile din görevlisi ile herkesin görevidir. Bu İnsanî bir görevdir. Toplumsal bir görevdir. Aynı zamanda dini bir görevdir. Dinde nemelazımcılık yoktur. Din görevlisi bu gibi konularda daha hassas olmalı, cematini aydınlatmalıdır.
Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerimde "Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayınız."(1) buyurmaktadır. Trafik kazalarında kendimizi elimizle tehlikeye attığımız bir gerçek. Çünkü yurdumuzda meydana gelen trafik kazalarında kusurun yüzde 97’sinin sürücü ve yayalarda olduğu tespit edilmiştir. Bu, dikkatsizliğin eseridir. Bu, insan hayatına önem vermemeden kaynaklanır. Bu, merhametsizlikten kaynaklanır. Bu tedbirsizliğin ve trafik kurallarına uymamanın eseridir. Oysa İslam dini insan hayatına büyük önem vermiştir. İnsanı yaratan yüce Allah’tır. Onun canını almaya yetkili olan da Allah’tır. Onun için Kuran-ı Kerim’de: "...Kim bir cana veya yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya karşılık olmaksızın (haksız yere) bir cana kıyarsa bütün insanları öldürmüş gibi olur. Her kim bir canı kurtarırsa bütün insanları kurtarmış gibi olur" buyurulmaktadır. (2)
Yollarda tedbirli davranmayan, trafik kurallarına riayet etmeyen kimse hem kendi canını, hem de başkalarının canını tehlikeye atmaktadır.
Trafik kazalarında tevekkülü yanlış anlayışımızın da rolü vardır. Dinimize göre tevekkül, Allah’a güvenip dayanmaktır; güzel şeydir. Fakat tedbiri elden bırakmamak gerekir. Biz tedbir almakla sorumluyuz. Yurdumuzda trafik kazalarının baş sebebi tedbirsizliktir, trafik kurallarına uymamaktır. "Adam bir defa sollasak" , “Bir defa trafik kurallarını ihlal etsek ne olur", zihniyetidir, İslam’a ters düşen bu anlayıştır. Unutmayalım ki Müslüman uyanık, tedbirli kural ve kaidelere uyan, insan hayatına ve sağlığına önem veren, kimsedir. Aksi davranışlar sorumluluğu gerektirir.
Trafik kazaları yurdumuzda milli bir felaket halini almıştır. Hatta bir gazetemiz işin vahametine dikkati çekmek için konuya "Trafik, terörü solladı" şeklinde manşet atarak gündeme getirmişti. Gerçekten 1984ten beri gündemden hiç düşünmeyen terör bu güne kadar toplam 5000 kişinin hayatına malolmuşken, trafik canavarı her yıl yaklaşık 5000 kişinin ölümüne sebep olmaktadır.
Evet, din görevlisinin bütün bunları hutbe konusu yaparak din kardeşlerimizi uyarması İnsanî, vicdanî, millî ve dînî görevidir. Bunda yadırganacak bir şey yoktur.
Gelelim sağlık konusuna. Sağlık yüce Rabbimizin bizlere vermiş olduğu nimetlerin en önemlilerinden biridir. Sağlıklı olmayan insan bir şey yapamaz. Hatta Rabbine karşı kulluk görevlerini de yerine getiremez. Sağlıklı olmayan güçsüz olur. Güçsüz olanın kimseye yararı dokunmaz. Hatta kendisi başkalarına yük olur. Onun için dinimiz, müminin güçlü olmasını tavsiye etmiştir. Peygamber Efendimiz hadis-i şeriflerinde: "Kuvvetli mü’min, zayıf mü’minden daha hayırlı ve Allah’a daha sevimlidir." buyurmuştur. (3)
Sağlığın ne kadar büyük bir nimet olduğunu ancak bu nimetten mahrum olanlar anlar. Kanuni Sultan Süleyman’ın:
"Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi,
Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi.’1 sözü meşhurdur. O, bu sözü hastalanıp iyileştikten sonra söylemiştir. Peygamber Efendimiz sağlık nimetinin önemine ve insanların bunu gereği gibi bilmediklerine dikkati çekerek şöyle buyurmuştur: "İki nimet vardır ki insanlardan bir çoğu bu nimetlerin kadrini gerektiği gibi bilmeyerek aldanmaktadırlar. Bunlar: Sıhhat ve boş vakittir." (4) Başka bir hadis-i şeriflerinde de: "Ölmeden evvel hayatın, hastalık gelip çatmadan önce sağlığın, ihtiyarlık gelmeden gençliğin, meşgaleden önce boş vaktin kıymetini biliniz. "buyurmuştur. (5)
Hayatımız ve sağlığımız yüce Rabbimizin bizlere emanetidir. Emaneti zayi etmemek ve en güzel şekilde korumak bizim görevimizdir. Bu sebeple hastalıklardan korunmak ve sağlıklı yaşamak için gerekli tedbirleri almalıyız. Dinimizin bütün emirleri ve yasaklan buna matuftur. Emrettiği şeylerde insanlar için maddi, manevi faydalar, yasakladığı şeylerde de nice zararlar vardır.
Din görevlisinin çeşitli durumları fırsat bilerek hutbede bunlardan bahsetmesi gayet tabiidir ve hem de dînî görevidir. Bunda yadırganacak hiçbir durum yoktur. Asıl tuhaf olan, bunu yadırgayanların durumudur.
Ormanlarımızın korunmasına gelince, yeryüzünde bulunan ormanlar da Allah’ın insanlara bir nimeti, bir lütfudur. Yüce Rabbimiz göklerde ve yerde olan herşeyi insanların istifade etmesi için yaratmıştır. Ormanlar da bunlardan biridir, insanlara çok yönlü faydaları vardır: Yakıt olarak, kapı, pencere gibi ihtiyaçlarımızı karşılamada, sanayide, gemi yapımında v.s. yararlandığımız gibi, bunların dışında başka faydaları da vardır: Toprağımızın aşınmasını önlerler, yağmuru çekerler, iklimi güzelleştirirler, havayı temizlerler. Ormanlar dünyamızın oksijen deposudur. Manzarası ile insanı huzur ve sükûna kavuşturur. Gözümüze güzellik, gönlümüze neşe sunar. Kısaca ağacından, görünüşünden, gölgesinden, temiz havasından istifade ederiz. Yüce Allah mü’minlerin ahiretteki yurduna Cennet ismini vermiştir. Cennet bol ağaçlık, yeşillik yer demektir. Demek ki insan böyle yerde mutlu oluyor, huzura kavuşuyor. Öyle ise dünyamızı da Cennet gibi yeşillendirmeliyiz. Yeşile sahip çıkmalıyız, ormanlarımızı korumalıyız. Peygamber Efendimiz buna çok önem vermişler, bizzat kendi elleriyle 500 hurma dikmişler ve: "Kıyamet koparken sizden birinizin elinde bir hurma dalı bulunur da, kıyamet kopmadan dikmeye gücü yeterse, mutlaka onu diksin, bırakmasın." (6) buyurmuşlardır.
Sevgili Peygamberimiz ormanların tahrib edilmesinin, gereksiz ağaç kesilmesinin büyük günah olduğuna işaret ederek: "Kim yolcuların ve hayvanların gölgelendiği bir ağacı boşuna ve lüzumsuz olarak keserse, Allah onu başaşağı Cehenneme atar." buyurmuştur.^)
Hatiplerimizin Cuma hutbelerinde zamanı gelince bunlardan bahsetmelerinde, halkımızı ormanlara ve yeşile sahip çıkmaya, korumaya teşvik etmelerinde şaşılacak, tuhaf karşılanacak bir durum yoktur. Çünkü söylenilen şeyler dinimizin emridir. Yüce Peygamberimizin bizzat yaptığı ve söylediği şeylerdir.
Kaynaklar:
1-Bakara Sûresi: 195
2-Mâide Sûresi: 32
3-Ahmed b. Hanbel, Miisned 11,1370
4-Ahmet b. Hanbel, Miisned, 1,344
5-Aclûnî, Keşfii’l-Hafâ, 1,148
6-Ahmed b. Hanbel, Miisned 11,184,191
7- Ebû Dâvud, Edeb, 159
* * *