Makale

ALLAH'A ve PEYGAMBERİNE İTÂAT

BİSMİ’LLÂHİ’R-RAHMÂNİR-RAHîM

ALLAH’A ve PEYGAMBERİNE İTÂAT

Osman KESKÎOĞLU

«Hem Allah’a, hem Peygamberine itâat edin. Sakın birbirinizin uğraşma­yın; yoksa hem korkaklaşırsınız, hem de devletiniz elden gider. Bir de sabırlı olan, Allah, sabit edenlerle beraberdir.»

Enfâl sûresinin 46. âyeti olan bu âyet-i kerime çok önemli içtimaî ger­çekleri ortaya koymaktadır. Evvelâ iman dairesinde toplanmış olan mü’minlere Allah’a ve onun Peygamberine itâatı emretmektedir, imanlı olan insan, Allah’ın emirlerine itâat eder, Peygamberin irşadlarını dinler, onların buy­ruklarına uyar. İnancıyle, davranışıyle, tutumu ile dâima nurlu îman daire­sinde döner dolaşır, başıboş bir halde bırakılmış gibi hareket etmez. Dinin emirlerine boyun eğer.

Âyet-i kerime, Allah’a ve Peygambere itâati emrettikten sonra, mü’minleri nizâa düşmekten nehyediyor. Tenâzu’: Birbirleriyle uğraşmak, çekişmek, ihtilâfa düşmek, birbirlerini didiklemek, düşmanlık yapmaktır. Bunun neticesi ise zayıflamak ve kuvvetten düşmektir. Rıyh: Rüzgâr mânâsına olduğu gibi kuvvet, galebe, zafer, devlet, rahmet, yardım mânâlarına da gelir... Burada murat olunan sonuncu mânâlardır. Mücahid buradaki Rıyh kelimesini zafer ve yardımla tefsir etmiştir. Nasıl ki ashab-ı kiram, Uhud harbinde itââtden ayrılıp dağıldıklarından zaferi elden kaçırdılar. Katâde de: «İhtilâfa düşüp parçalanırsanız zayıflarsınız, korkaklaşırsımz, sonunda zaferi, yardımı elden kaçırırsınız» demiştir.

Müslümanlar bu âyet-i kerimeyi bir hareket düsturu tutmalıdırlar. Tarih nice ibret verici misâllerle doludur. Birleşen milletler yaşamışlar, yükselmiş­ler, mes’ût olmuşlardır. Fertleri birbirine girmiş, yek diğeriyle çekişen millet­ler ise perişan olup gitmişlerdir. Milletleri ayakta tutan İçtimaî kuvvet birlik­tir. Fertleri birbirine küskün milletler, kaabil değil, yaşayamazlar, mes’ût bir hayâta kavuşamazlar. Mevcut kuvvetlerini birbirlerini yemeğe harcarlar. El­deki kuvvet tükenir, yeni kuvvet toplamağa ne vakit bulurlar, ne de imkân; günden güne yıpranırlar. Hâriçten gelecek saldırılara karşı koyamazlar. Za­ten birbirlerini didiklerken zayıflamışlardır,, korkaklaşmışlardır. Böyle bir du­ruma düşen milletler düşmana, hayatın ağır şartlarına dayanamazlar. Dev­letleri elden gider, şevketleri söner, varlıkları çöker, işte Kur’ân-ı Kerîm, bu gerçeği gayet vecîz bir ifâdeyle bize beyan ederek Müslümanları uyarmak­tadır.

Ne yazık ki, son asırlarda Müslümanlar, ilâhî vahyin tatlı sesine kulak asmamışlardır. Fas’dan Endonezya’ya, Türkistan’dan Afrika’nın güneyine kadar yayılmış olan İslâm dünyâsı dağınık bir haldedir. 550 milyon Müslü­man niye bu duruma düşmüş? Bir kısmı bağımsız bir halde ise de çoğu lok­ma lokma sömürgeciler tarafından yutulmuş. Halbuki Müslümanların parlak, bir medeniyeti vardı. Şeref ve şanla yaşarlardı. İslâm nûru dünyâyı aydın­latmış, İslâm Medeniyeti ülkeleri parlatmıştı. Müslümanların zaferden zafere koştuğu çağlar vardı, bunlar birlik ve beraberlik sayesinde olmuştu. Müslümanlar parçalanıp çeşitli kollara ayrıldıktan sonra bu acıklı duruma düşmüşlerdir.

Sen! Ben! desin etraf, aradan vahdeti kaldır,

Milletler için işte kıyamet o zamandır.»

(M. Akif)

İşte dargınlıklar, birbirleriyle çekişmeler, senlik, benlik dâvâları kardeş kavgaları Müslümanları bu hâle düşürmeğe sebep olmuştur. Millet birbiriyle boğuşurken miskinleşmiş, iyi hasletlerini kaybetmiş, tembelleşmiştir. Yaşa­ma azmi, hayat gücü kaybolunca: Tarlalar ekinsiz, dağlar, tepeler ağaçsız, ovalar susuz, meralar sürüsüz kalmıştır. Ülkeler bakımsız kalınca edimleri de bedbaht olmuştur.

Âyet-i kerîmenin sonunda sabırlı olmak tavsiye edilmektedir. Sabır Güçlüğe göğüs germek, felâketlere telâşa kapılmadan katlanmaktır. Belâları tehlikeleri atlatmak için metanetini elden bırakmayıp dayanmak demektir. Yoksa zillete katlanmak, miskin miskin oturup durmak sabır değildir. Sabır yerine göre bir değer taşır: Harb’de sabır, şecaat ve kahramanlık göster­mekle olur. Kendisine tevdi olunan bir sim söylemeyip saklamak da sabırdır. İçine düşülen kötü bir durumdan kurtulmak için didinmek de sabırdır.

İşte Kur’ân-ı Kerîm’in övdüğü sabır, böyle iyi meziyetlerden olan sabır­dır, Müslümanların İçinde bulundukları kötü durumdan kurtulmaları için çalışıp çabalamaları da sabırdır. Öyleyse bütün güçlükleri yenmek için sabır­la, metânetle çalışalım. Birlik ve beraberlikten ayrılmayalım. Birlik yaşatır, ayrılık ölümdür.

«Girmeden tefrika bir millete düşman giremez,»

«Toplu vurdukça yürekler, onu top sindiremez.»

(M. Akif)