Makale

NAMAZ DUALARI

BİSMİ’LLAHİ’R-RAHMANİR-RAHİM

NAMAZ DUALARI

Sadeddin EVRÎN

Namazın içinde okunan güzel dualar vardır. Bunları okuruz; eğer bun­ların mânâsını bilerek, duyarak okursak herhalde namaza çok daha içten, bütün varlığımızla uyarız.

Her namazın baş tarafında «sübhânekâllahümme» diye okunan duânın mânâsı şöyledir:

«Allahım, Seni överek takdis ederim. Senin adın mübârektir. Senin kadrin uludur. Senden başka Tamı yoktur.» Cenâze namazında ise bu duânın son sözünden evvel «Senin medh ü senan şanlı, şereflidir.» diye bir ilâve yapılır. Bunun sebebi şöyle olsa gerektir: İnsanın cenazesinde arkasından söylenen medhiyeler zamanla unutulur. Fakat ezelî ve ebedî olan Allah’a dünya ve âhiret hamd ve senâ edilir, tâzim ve takdis olunur.

Her namazda oturduğumuz zaman okuduğumuz «Tahiyyat» adındaki «duânın mânâsı da şöyledir:

«Bütün duâlar, niyazlar ve iyi hareketler Allah için. Selâm sana ey Peygamber, Allah’ın rahmeti ve hol ihsanı sana.. Bize ve Allah’ın iyi kullarıına da selâmetler olsan.. Şahadet ederim ki, Allah’tan başka tanrı yoktur. Tine şahadet ederim ki, Muhammed O’nun kulu ve peygamberidir.»

Bu güzel duâyı söylerken gönülden kopan bir hürmet hissiyle Allah’a, büyük bir sevgi ile Peygambere, tam bir ihlâsla kendimize ve iyi insanlara âît dilekler sıralanırken kendimizi, Allah’tan topluma kadar bir bağlılık içinde buluyoruz. Bu kutsallık havasında bir Allah’ın varlığına inanarak, .Peygamberin bizde beliren hidâyet eserine bütün iz’anımızla iştirak ederek yaşadığımıza kendimizi şahit tutuyoruz. Bu duâyı iki rek’atta bîr tekrar eder­ken ruhumuz bir kerre daha o kutsallığa gömülüyor. Şuurumuz, o zevki tadı­yor. Esasen bu duanın baş taralı yani «Ettehıyyâtü» deyişi ilk defa Mi’rac’da Peygamberimiz tarafından Allah’a hitâben irâd edilmiş; ikinci kısmı yâni «selâm sana ey Peygamber» ve devamı olan söz bütün melekût âleminin İfadesi olmuştur. Bunları söylerken o mülâkahn heybetini duymak gerektir.

Tahiyyât duâsmdan sonra okunan «Salâvat» da şöyledir: «Yâ Rabbi; Muhammed ve onun yakınlarına, inâyetlerde bulun; İbrahim ve onun ya­lanlarına oian inâyetin gibi.. Yâ Rabbi, Muhammed ve onun yakınlarını, İbrâhim ve yakınlarını yücelttiğin gibi yücelt.»

Bu duâ ile ilgili olarak Eski Ahdin Tekvin kitabında 12/3’de, Hazret-i İbrâhim hakkında: «Seni takdis edenleri ben mübârek kılacağım, seni kötüleyenleri ben tel’in edeceğim» denildiği görülür. Keza (18/22, 22/8, 26/4 ve 28/4).

İşte İbrahim Peygamberin yüceliğini, bir günün namazlarında ikişerli onbeş kere, yani otuz defa biraz evvel söylediğim duâ ile anan Müslümanlar, bu İlâhî vâdi gerçekleştirmiş olurlar ve Allah’ın «seni takdis edenleri ben mübarek kılacağım» sözünden hisse alırlar. Bu, Müslümanlığın mümtazlık bürhanıdır. Hz. İbrahim’in İsmail soyundan vârisleri olan Hz. Muhammed ve onun yakınlarına intisap etmek de, Hazret-i Muhammed’in meş­rebine uymakla olur. Çünkü «günahtan çekinen ve bu bususfa dikkat ve itina gösterenler, Hz. Muhammed’in yakınlarından sayılır» denilmiştir. Nite­kim Peygamberimiz zamanında (Selmân-i Fârisî) köle diye satılan bir İran’lı olduğu halde, Ehl-i Beyt’ten, yani Hazret-i Muhammed’in âilesi efradından sayılmıştır. Onun gibi olanlar da öyledir. Hazret-i İsâ’nın da: «Her kim Allah’ın iradesine tâbi olursa kardeşim, kız kardeşim ve anamdır» dediği Markos İncil’inin 3 üncü babının 35 inci fıkrasında kaydohmmuştur.

İşte, Peygamber ve onun sîretini tutanlara bağlılık sayesinde Allah’ın; teveccühü Muhammed ümmeti üzerinde devam eder, diyen, içinden ona bir râbıta tesis eder. Bu suretle, kendisinin, Tanrı yakınlığına ait duygularından, Tanrı izniyle hisse alması mümkün olur.

Şimdi, bir de Vitir namazının üçüncü rek’âtında okunan duâdan bahsedeceğim; mânâsı şöyledir: «Allah’ım biz yardım­ını Senden bekleriz. Senden mağfiret dileriz. Senden hidâyet isteriz. Sana iman ederiz. Sana tevbe eder; Sana dayanır, güveniriz: Seni bütün hayırlı vergilerinle överiz. Sana şükrederiz. Sana nankörlük etmeyiz. Sana karşı suçlu, olandan ilişiği keser, onu terk ederiz.

Allah’ım, biz yalnız Sana kulluk ederiz. Namazı yalnız Senin için kılarız. Sana secde ederiz. Sana doğru çabalar, Sama koşarız. Senin Rahmetini diler, azabından korkanz. Senin azabın nankörlere ulaşır.»

Bu duâlar içinde dikkati çeken bir nokta var ki O’ da: «Sana karşı suçlu olandan ilişiği keser, onu terk ederiz» sözüdür. Toplumsal bir olaya ait olan bu söz kelimeleriyle ifade edilmiştir.

Yine bu düâ içinde «Sana secde ederiz» sözü de dikkate değer bir ifa­dedir. Müslümanlar, bununla, Allah’dan başkasına secde etmeyeceklerini ifade etmiş olurlar. Halbuki, İncil’in sonunda 19 uncu babın 10 uncu fıkra­sında Havârî Yuhannâ, gördüğü bir meleğe secde etmeğe teşebbüs eder­ken, melek ona: «Sakın etme, Allah’a secde kıl!» der. Aynı hal 22 nci bâbın 9 uncu fıkrasında da tekerrür eder. Meleğin ayakları önüne secde kılmak için kapandığı zaman yine: «Sakın etme, Allah’a secde kıl!» dîye ikaz eder. Hıristiyanlar, bu sözleri okumakta ve şüphesiz inan maktadırlar. Fakat yap­mazlar. Biz Müslümanlar Allah’a secdeyi, Allah’a ibadeti her ümmetten ziyade benimsemiş izdir. Şüphesiz secde Allah’a kulluğun en bariz bir tazim hareke­tidir.

Kur’an’daki 14 secde âyeti de Peygamberimizden sonra bize kadar ge­len 14 asrra hissesine düşen birer işaret gibidir. Son secde âyeti de Kur’ân’ın ilk gelen sûresindedir. Bu kısa âyetin mânâsı «secde et ve yaklaş!» dır ki, Allah’a yakınlaşmaya en müsait bir hâlin, bu tevâzu vaziyeti olduğunu be­lirtir.

Ağzımızı kımıldatırken söylediğimiz sözlerin bizde tesiri olmazsa o ibâ­detten ’bir hayır umulmaz. Bunun böyle olduğunu hepimiz biliriz. Fakat bil­mek başka, duaları candan ve yürekten söylemek, inançla yapmak başka... Ben kendi payıma, bu ciheti daima hatırlamak ihtiyacındayım. Sizden de buna ihtiyacı olanlar az değildir, diyerek bilinen şeyleri tekrarda fayda gördüm. Sözlerimizin özlerimize intibak etmesini dilerim.

Ayet-ı Kettim« MeaJferi

1 — Allah katında gerçek din, ancak İslâm’dır.

(Al’i İmrân, 19)

2 — Onlar hâlâ Allah dininden başkasını mı arıyorlar? Halbuki göklerde ve yerdekiler

ister istemez O’na boyun eğmişler, nihayette hep O’na döneceklerdir.

(Al’i İmrân, 82)

3 — Mü’minler ancak o kimselerdir ki Allah’a ve Resûlüne îmân etlik­ten sonra şüpheye sapmayıp Allah yoiunda mallariyle, canlarîyle savaşırlar, imânlarında sâdık olanlar işte banlardır.

(Hücürât, 15)