Makale

GENÇLİĞİN ÖNEMİ VE PROBLEMLERİ

Ömer ÖZDER

GENÇLİĞİN ÖNEMİ VE PROBLEMLERİ

İnsan olmak ancak yaradılış gayesine, yani İslâm’a uygun yasamakla mümkündür. Şüphesiz insanı yaratan Allah (c.c.) onun hangi şartlarda mutlu ve huzurlu olacağını en iyi bilendir. Gayesiz ve plânsız bir hayatın sonunun hüsran olacağı muhakkaktır. Cenâb-ı Allah tarafından üstün güç ve kâbiliyetlerle donatılarak topluma bahşedilmiş gençlik, dinamik varlığı ile ona hayatiyet kazandıran İlâhî bir hazinedir. Eğitimci J.B.Say: “Gençliğin eğlenceye mahsus olduğunu söyleyenler ahmaklardır. Gençlik çağı, ileride bütün hayat boyunca gerekli bilgi ve alışkanlıkların kazanılma zamanıdır.” diyerek gençliğin önemini belirtmiştir. Gençlik çağı, insan hayatının mutluluk ve ızdırabının gizli olduğu, insanın iyi meziyetleri ile kötü alışkanlıklarını elde ettiği en önemli devresidir.
İslam’da yeri ve değeri yüksek olan gençlik, meâli verilen su âyet ve hadislerle övülmekte- dir; Cenâb-ı Allah: “O yiğit gençler söyle dediler: Ey Rabbimiz, bize katından rahmet ver. İsimizde doğruyu göster de bizi başarılı kıl.” (Kehf, 10] buyurmaktadır. Peygamber Efendimiz de: “Gençlerinizin hayırlısı bilgi, edep ve terbiyede erginlerinize benzeyenleridir.” buyurmuştur. [El-Fethu’l Kebir, C.2.S.101
İçinde yasadığımız çağın özellikleri ileri teknoloji, iletişim ve bilgi çağı olmasıdır. Gençlerimiz de bu çağda yasadıklarına göre, çağımız insanının en belirgin özellikleri olan tedirginlik, hayal kırıklığı, yabancılaşma, kültür çatışması ve kimlik bunalımı gibi problemlerle karsı kar- sıyadırlar. Bunlara, enerji ve canlılık, kendisi ve ülkesinin geleceği için duyulan kaygı ve ümitsizlik, hoşgörü yoksunluğu gibi gencin temel özelliklerinden kaynaklanan problemleri de eklemek gerekir. İçinde bulundukları ergenlik ve gençlik psikolojisi sebebiyle gençler bu sorunlardan daha çok etkilenmektedir. Gençliğin bu temel niteliklerini gözönünde bulundurmadan, onların problemlerini anlamak ve çözmek mümkün değildir.
Gençlik, bir milletin istikbâlinin yegane teminatıdır. Toplumlar gençlik ruhuyla canlılıklarını korur, onunla gelişir. Gençliğine gereken ilgi ve ihtimamı göstermeyen toplumların sosyal huzura kavuşması ve geleceğine güvenle bakması mümkün değildir. Gençlik çok değerli bir cevher, önemli bir millî güç, büyük bir potansiyeldir. Bu değerli ham cevheri isleyecek çok zengin bir tarihe, engin bir millî ve mânevî değerlere sahibiz. Bu zengin kaynağın gençliğimize iyi anlatılması yanında, temel ihtiyaç ve problemleri de samimiyetle ele alınmalı ve ona, huzurlu ve güvenli bir ortam hazırlanmalıdır. Aksi takdirde gençlik, günümüzde olduğu gibi, ahlâksızlık ve anarşi batağına düşerek toplum için zararlı kitleler haline gelirler.
Gençlik çağı, yeni davranışların kazanıldığı, şahsiyetin teşekkül ettiği, tecrübeden mahrum bir dönem olması sebebiyle, her türlü tesire açıktır. Maneviyatı tatmin edilmemiş, ilimle, irfanla donatılmamış ve hatta kaderine terkedilmiş bir neslin, her türlü zararlı düşünce ve alışkanlıklara sürüklenmesi kaçınılmazdır. Günümüz toplumları- nın âile yapısındaki düzensizlik; sevgi ve şefkâtten mahrumiyet, ilgisizlik, sanayileşmenin getirdiği dengesizlik, kültürsüzleşme, ekonomik problemler, gençlik devresinin sarsıntıları, ruhî rahatsızlıklar, uygunsuz arkadaş grupları., gibi sebeplerle birlenince, gençliğin bugünkü ürkütücü tablosu ortaya çıkmaktadır.
Türk milletinin önceden, gençliğinin ruhuna tahsis ettiği bir enerjisi ve ideali vardı. Bugün gençlerimizin tutarlı ve sağlam bir kimlik kazanabilmeleri için aynı ruh ve enerjiye ihtiyaç vardır. Millî ve dinî kültür değerlerimize dayalı, dinamik bir kimlik alternatifi sunamadığımız sürece, gençlerimizin bunalıma düşmeleri kaçınılmazdır. Bu durumda nereden ve niçin geldiğini, sonunda nereye gideceğini bilemeyen gençlik, bir anda kendini içki ve kumarın, fuhuş ve uyuşturucu batağının içinde bulmaktadır. Bu sebeple maddeciliğe dayalı günümüz eğitim sistemlerinden ancak; maneviyatı çökertilmiş, ruhsuz ve makina- laşmış, cani bir insan tipi yetişmektedir. Buna bağlı olarak ülkemizde meydana gelen her türlü sosyal huzursuzluk, bunalım ve sıkıntının temelinde, genç nesillere millî kültür değerlerimizi yeterince verememiş olmamız yatmaktadır.
Toplumdaki her türlü sosyal huzursuzlukları tedaviye ilk temel noktadan başlamak gerekir.
Bunun için de önce gençlerin problemlerini çözmek ve durumlarını düzeltmekle ise başlamalıyız. Maddî problemlerini çözmüş gençlerin ruhî problemleri devam ettiği sürece gerçek mutluluğa erişemezler.
Gençlerin toplum için huzur ve iyilik unsuru olmaları, her şeyden önce içinde yasadığı toplumun iyi bir durumda olmasıyla mümkündür. Toplum ve onu teşkil eden bütün kesimler, gençliğe karsı yerine getirmekle sorumlu bulundukları görevlerini ihmal ettikleri veya onların ruhî ve fizikî yapılarına zıt tedbirler aldıkları sürece gençlerin problemleri artarak devam edecektir. Gençliğin sahip bulunduğu üstün kabiliyetlerin öneminin bilinmesi, en iyi şekilde, yerinde ve zamanında değerlendirilmesi, gençlik ile birlikte bütün toplumun da mutluluğunu hazırlamış olur. Bir gence âile, okul, çevre ve medya hangi değerleri vermişse, neyi aşılamışsa, genç benliğini ve şahsiyetini onunla şekillendirmekte ve o istikamete yönelmektedir. Âilede verilen eğitim başka, okuldaki ve toplumdaki başka olması halinde genç, değerler arasında bocalamakta, kendisi ve toplumu ile çatışma içerisine girmektedir.
Büyük bir nimet olan gençliğin yetiştirilmesi, yönlendirilmesi ve topluma kazandırılmasında âile, okul, çevre ve medya kuruluşları olarak her kesime ayrı ayrı görev ve sorumluluklar düşmektedir. Cemiyetin temel yapı taslarını oluşturan gençlik, sahip çıkıldığı, sağlam bir eğitim verildiği devirlerde çağ açıp kapatan bir Fâtih; ihmal edildiği, iyi yetistirilmediği zamanlarda ise dini, vatanı ve milletine kasteden cani ruhlu bir kişi haline gelebilmektedir. Bunun içindir ki her millet genç nesilleri, tarihinden, sosyal ve kültürel geçmişinden ilham alarak, bünyesine uygun ekonomik ve teknolojik gelişmeleri yapabilecek kapasitede yetiştirmelidir.
Delikanlı deyip de geçmeyelim. Islâm’a ilk inananlardan Hz. Ali (r.a.) ile Bedir’de, Uhud’da canlarını Allah (c.c.) yolunda seve seve veren ve İslâm’ın yayılışında üstün fedakarlıklar gösteren Zeyd ibn Hârise, Mus’ab İbn llmeyr, Usâme ibn Zeyd, Sa’ad İbn Ebî Vakkas ve Am- mar İbn Yâsir... gibi ashabın çoğu gençti. Saire: "Bedrin arslanları ancak bu kadar şanlı idi.” dedirten ve Çanakkale’yi geçilmez yapan Mehmetçikler de gençti. Bi- zansı yıkan, çağ açıp çağ kapayan Sultan Fâtih de 23 yasında genç bir komutandı. Ancak, onları yüksek, başarılı ve kuvvetli kılan, hepsinin iyi yetiştirilmiş ve sarsılmaz bir imana sahip olmalarıydı.
Gençlere önce sevmeyi ve kendini tanımayı öğretmeli, araçları amaç diye göstermekten vazgeçmeliyiz. Gençlik, içine düştüğü dejenerasyondan ancak, eğitim ku- rumlarımızın vereceği millî ve mânevî değerlere yönelik modern eğitim ve öğretimle, tüm medya kuruluşlarının yapacağı olumlu ve bilinçlendirici yayınlarla kurtulabilir. Her konuda olduğu gibi, gençlerimizin sorunlarını çözmede yardım edecek, yol gösterecek “Âlemlere rahmet” olarak gönderilen Peygamber Efendimiz’dir. Yeter ki, gençlerimizle kuracağımız sağlıklı bir iletişimle O’nu tanıtalım ve O’nun getirdiği İlâhi mesajı anlatalım.