Makale

Başyazı - GENÇLİĞİMİZ VE GELECEĞİMİZ

Başyazı

GENÇLİĞİMİZ VE GELECEĞİMİZ

Mehmet Nuri YILMAZ
Diyanet İşleri Başkanı

Gençlik konusu; toplumlar için haiz olduğu önemi her dönemde korumaktadır. Özellikle yirmibirinci asırda madde ve teknolojinin yerine iletişimin ve insan unsurunun daha etkin ve fonksiyoner olacağının ifade edilmesi, ülkeleri kendi gelecekleri ile ilgili yeni hazırlıklar içine girmeye sevketmektedir. Ülkelerin devlet politikalarında ve kalkınma planlarında da insan ve gençlik unsurunun önemi vurgulanmaktadır. Bu gelişmelere paralel olarak; sosyoloji, davranış bilimleri ve psikoloji gibi bilim sahaları da bütün ülkelerde yeni bir ilgi ve önem sahası olarak öne çıkmaktadır. Batı uygarlığında son beş asırlık modernleşmenin bile eleştirilen, hatta reddedilen bir üslûpla yeniden gözden geçirildiği bu dönemde, az gelişmiş ülkelerde Batı Medeniyetinin -hala- çağdaşlaşmanın yegâne şartı ve aynen iktibas edilmesi gerekli olan tek çaresi gibi gösterilmesi, üzerinde çok düşünülmesi gereken bir husustur. Geleceğine yön vermek durumunda olan toplumların bu konuda yeni çalışmalar başlatmaları son derece gerekli ve önemlidir.
Globalleşen ve küçülen dünyada önemli bir yer tutmak isteyen, milletlerarası yarışmada etkin olmayı hedefleyen toplumlarda gençlik, memleket hizmetlerinde büyük bir role sahiptir. Bu rol, cemiyetin heyecan mihrakı olmakta ve ideal coşkunluğu meydana getirmektedir. İyi yetişmiş, sağlam bir gençlik, milletin geleceğine ümitle bakmasını sağlayan en büyük garantilerin basında gelir. Bu sebepledir ki, milletler; eğitim ve kültür hizmetlerine ayrı bir önem atfetmekte, kendi geleceklerini teminat altına almak konusunda manevî tedbirlerin başta geldiğini kabul etmektedirler.
Hızlı kültürel değişimler yasamak zorunda kalmış milletlerde gençliğin ve geleceğin münevverlerinin yetişmesi yeterince başarılı olamamakta, yabancı ideolojiler gençler ve öğrenciler üzerinde yıkıcı etkiler bırakabilmektedir. Manevî ve kültürel boşluk, yıkıcı yabancı ideolojiler için müsait bir zemin ve altyapı oluşturabilmektedir. Maalesef ülkemizde de (1968-1980) döneminde bu acı tecrübenin sonuçları yaşanmıştır. Son yıllarda bazı yüksek öğrenim kurumlarında da yapay ikilemler oluşturularak yeni çatışma konuları oluşturulmak istenmekte; milletimizin tamamına yakınının ortak paydası ve müşterek kimliği olan İslamiyet’in millî bütünlüğümüzün oluşmasındaki ve teşkilindeki vazgeçilmez ve belirleyici özelliği inkar edilmek istenmektedir. Halbuki hoşgörü, barış ve denge özelliklerine kendi iç dinamikleri içinde sahip bulunan İslam’ın bu üstün fonksiyonunu ve belirleyici rolünü başka hiç bir kültürün yerine getirmesi mümkün değildir. Toplumlarda sosyal hayatta büyük bir önemi haiz olan örf ve geleneklerin gücü de dinî- millî değerlerden kaynaklanmış olmalarıyla doğru orantılı olarak artmakta ve bu iki kaynağa [Dinî-millî kültüre] dayanmak sayesinde uzun ömürlü olabilmektedir.
Biyolojik ve psikolojik açıdan hızlı bir değişim ve gelişim dönemi olan (15-30) yasları arası dönem, ilerideki olgunluk çağına (30-50 yaşları arası dönem) da temel oluşturduğu için, ayrı bir önem taşımaktadır. Bu nedenle bu yaşlarda çocuklarımızın eğitimine çok ayrı ve özel bir ehemmiyet vermek zorundayız.
Eğitimi sadece üretime bir araç gibi gören ideolojilerin artık iflas ettiğini herkesin gördüğü bir devirden geçiyoruz. Yeni dönemlerin eğitim ve öğretim anlayışı insanın yeniden keşfi ve yeni bir “insan anlayışı” çevresinde şekillenecektir. “Ahsen-i Takvim” üzere yaratılmış olan insanın yeniden tarifinde biz ilahiyatçılara, din görevlilerine ve ilim adamlarımıza önemli görevler terettüp etmektedir. Öncelikle gençlerimize sunacağımız mesajımızda “İslam-insan-toplum-kainat” konuları, dinin özüne uygun tevhidci ve bütüncül bir yorumla sunulmalı, vatanını milletini seven, millî ve dinî değerlerini koruyarak ilim yolunun kara sevdalıları olan yeni nesiller, Mehmet Akif’in ideali olan “Asım’ın nesli” gençler yetiştirilmeli ve milletimizin hizmetine amade kılınmalıdır. Geleceğimize ümitle ve güvenle bakmak istiyorsak, devlet ve millet olarak bu konuyu, en hayatî ve en öncelikli mesele olarak ele almalıyız.
Geçmişinde fütüvvet, yaren ve ahîlik gibi gençliğin eğitimiyle ilgili müesseseleri kurup yasatmış olan müslüman Türk milleti, yaşadığı kültür değişmelerinin tahribatını atlatarak kendi ruh köküne uygun millî gençliğini ve neslini yetiştirecek kaabiliyet ve idraktedir. Böyle bir gençliğin yetişeceğini ümit etmek için yeterli sebep mevcuttur.