Makale

İRTİCA

Merhaba

İRTİCA

Harun ÖZDEMİRCİ
Dini yayınlar Dairesi Başkanı

Türkçe karşılığı gericilik olan irtica kavramı, ilericilik kavramıyla birlikte, son iki yüz yıldır, bazı düşünce ve yaşam tarzlarını, bir takım toplumsal-siyasal olayları vasfeden ve tasnif eden bir kavram olarak kullanılagelmiştir. Bu terim özellikle İkinci Meşrutiyet’ten sonra Türkiye’nin siyasal hayatında yerini almış ve sık sık gündemde olmuştur.
Özellikle Cumhuriyet’in kuruluşundan sonra saltanat ve hilafetin kaldırılışı ile akabinde girişilen inkılaplara karşı gösterilen tepkiler, irtica faaliyetleri olarak nitelendirilmişlerdir. Çok partili siyasi hayata geçişle birlikte irtica, dalıa da farklı ve renkli boyutlarda tartışmalara konu edilmiştir. Zaman zaman zıtlaşma ve kutuplaşmaların da sebebi haline gelen irtica, son iki yıldır ülke gündeminin baş köşesine oturuvermiştir.
Üzülerek ifade etmek gerekir ki, oldukça uzun denilebilecek tarihi bir geçmişe sahip olmasına rağmen çeşitli çevrelerin yaptıkları tartışmalar sonucu, irtica kavramına, günümüzde muğlak bir takım anlamlar yüklenmeye çalışılıyor. Bu yüzden toplumun önemli kesimlerinde bu terim korku, panik, kötümserlik ve geleceğe yönelik umutsuzluk duyguları yaratmaktadır. Korkulardan kurtulmanın en kestirme yolu, korku sebeplerinin doğru bir şekilde bilinmesidir.
İrticai hareketler sadece din ile ilgili alanlarda söz konusu değildir. Esas itibarıyla mahiyet bakımından ileri bir aşamadan vazgeçip daha geri bir aşamayı talep eden her türlü düşünce ve eylem irtica sıfatını hak etmektedir. Mesela Cumhuriyet idaresini yıkıp onun yerine saltanat düzenini tesis etmeye çalışmak tipik bir irtica hareketidir. Çünkü burada ileri bir sosyal aşamadan geri bir sosyal aşamaya dönüş söz konusudur.
İrtica kavramıyla bağlantılı hususların tek açıdan değerlendirilemeyecek kadar çok boyutluluk arz etmesi, irticanın herkesçe kabul edilebilir ve geçerli bir tarifinin yapılmasını da güçleştirmiştir. Günümüze kadar böyle bir tanımın yapılamamış olması da bunu göstermektedir.
Ülkemizde konuyla ilgili yaşadığımız sıkıntıların belki de en önemlisi, herkesin bu kavramı kendi tayin ettiği içerikle kullanması ve bu konuda kendisini öznellikten bir türlü kurtaramamasıdır. Başka bir deyişle, herkesin bu terime dilediği anlamı yükleme hevesinde olmasıdır. Bu durumda irtica kişiden kişiye göre farklı anlamlar taşıyabilmektedir. Örneğin, tarihte ilk tescilli irtica hareketi olarak belirtilen 31 Mart Olayı, bazılarına göre şeriatı geri getirme eylemidir; çünkü bir takını insanlar şeriat diyerek sokağa dökülmüşlerdir. Aynı hadise bazılarına göre (Cemiyeti İlmiyye-i İslamiyye) ise, şeriatı talep hareketi değil, istibdad taraftarlığıdır.
Bugün ülke gündemimizin baş sıralarına oturan irtica konusunda da bir çok meselede olduğu gibi kendimizi ifrat ve tefrit noktasındaki değerlendirmelerden bir türlü kurtaramıyoruz. Bunda objektiflikten uzak dünya görüşlerimiz ve ideolojilerimiz de önemli derecede etkili olmaktadır. Bir yandan din istismarcılarının konuyla ilgili alınan tedbirlere yönelik dile getirdikleri abartılı ve haksız eleştirileri, diğer yandan dinsizlik istismarı yapanların her dini hareketi irtica olarak değerlendirmeleri ve alınan tedbirlerin yetersiz olduğuna dair görüşler ileri sürmeleri, toplumda zıtlaşma ve kutuplaşmalara sebebiyet vermektedir. Her konuda olduğu gibi bu sorunun çözümünde de rehberimiz ilim olmalı, faraziyeler yerine bilimsel bulgulara dayalı değerlendirmelere itibar edilmelidir.
Bu düşüncelerle bu sayımızda irtica konusuyla ilgili Diyanet İşleri Başkanımız Sayın Mehmet Nuri YILMAZ’ın açıklamalarını siz değerli okuyucularımıza sunmak istiyoruz. Toplum hayatımıza olumlu katkılar yapması dileğiyle.